"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Türk kadın hareketinde lider boşluğu var

Bugün ülkenin çok sık rastlanmayan birinin görüşlerini aktaracağım size: Eray Karınca. Eski bir hâkim. Gerçekten farklı bir hukukçu. Onunla kadına yönelik şiddet ve yeni kanunu konuştuk. Devamı var. Fırsat buldukça görüşlerini aktarmayı sürdüreceğim...

Eray Karınca: Neden bize Batı'daki gibi hem kalemi hem hitabeti güçlü Simone de Beauvoir'lar yok...

Siz hâkimlik yaptınız ve hep kadınlar lehine kararlar aldınız. Şimdi de serbest avukat ve yazarsınız. Kendinizi feminist olarak tanımlıyor musunuz?
-  Evet, feministim! Çünkü feminizm çıkışı ve duruşu gereği muhalif bir hareket. Ben de hep muhalif oldum hayatta.

‘Ben feministim’ diyebilecek kaç tane hâkim vardır Türkiye’de?/images/100/0x0/55ead372f018fbb8f899270e
-  Kendimden başka tanımıyorum. Ama mutlaka bir yerlerde vardır. Feminizm insan haklarını güçlendiren bir yapı. Bu ülkede feminist olmayacaksın da ne olacaksın!

TABLO FELAKET

Her Allah’ın günü gazetelerde yeni taciz, tecavüz, ensest ve şiddet haberleriyle karşılaşıyoruz. Tablo ne kadar vahim?
-  Tablo ortada, tablo felaket.  

Kadına ne tür şiddet uygulanıyor?
-  Aklınıza ne gelirse. Fiziksel, cinsel, ekonomik, sosyal...

‘Sosyal şiddet’le neyi kastediyorsunuz?
-  Hâkimlik dönemimde ortaya attığım bir kavram bu. Bir örnekle anlatayım: Bir aile yurtdışına göç ediyor, ikinci kuşak orada doğuyor. Diyorlar ki, “Oğlumuzu bir Türk kızıyla evlendirelim”. Dönüp köylerinden bir kız alıyorlar. Kız gidiyor, evet, gittiği yer Almanya ama ondan beklenen, sabahtan akşama kadar evi temizlemesi, yemek yapması ve çocuk doğurması. Bunun dışında, “dışarı”yla hiçbir bağlantısı yok. Bazıları katlanabiliyor ama bu kız, psikolojik olarak bunalıma giriyor. Boşanma davası açtı, dava da bana düştü. Ortada fiziksel bir şiddet yok, aldatma yok ama sosyal bir şiddet var. Dedim ki erkeğe “Sen karının, Almanya’daki sosyal yaşama entegre olması için hiç çaba gösterdin mi?” “Hayır!” “Almanca öğrenmesi için imkân tanıdın mı?” “Hayır!” “Bu kadın, sabahtan akşama kadar sana ve ailene hizmetçilik yapıyor. Kusurlusun” dedim.

Kadını haklı buldunuz yani...
-  Elbette. Yargıtay da kararımı onadı. Böyle pek çok davada, kadınların lehine kararlar aldım. Almanya’ya kadar gitmeye gerek yok. Ankaralı bir aile, yine kendi köylerinden bir gelin alıyorlar ve kayınvalidenin gözetiminde yaşıyorlar. Yemekler birlikte yeniyor, her şey birlikte yapılıyor. Sadece uyumaya kendi evlerine gidiyorlar. Kızın, perdeden dışarı bile bakması yasak. Bu da “sosyal şiddet”. Onları da boşadım...

Sizden başka bir hâkime düşse boşanabilir miydi?
-  Büyük ihtimalle hayır, tazminat da alamazdı.
Türkiye’de kadın, insan olarak görülmüyor

Bu ülkede şiddete karşı bilinç ne alemde?
-  Bu sorunun farkında bile değil kimse. Şiddet, artık insanların iletişim biçimi haline gelmiş.

Hükümetin kadına karşı şiddet konusunda uyguladığı politikayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
-  Kadına yönelik şiddet konusunda Fatma Şahin’in iyi niyetli olduğunu düşünüyorum. Ama yeterli değil. Bu hükümetin de ne yazık ki diğer hükümetlerden herhangi bir farkı yok. İstek ve kararlılık var, fakat bilgiyle donanımlı hale getirilmiş değil. Bu nedenle iki adım ileri, bir adım geri gidiyoruz. Bunun en büyük izlerini de 6284 sayılı kanunda görüyoruz.

Yeni şiddet kanunu kadın değil de aileyi koruyor.../images/100/0x0/55ead372f018fbb8f8992710
-  Evet. Çünkü kadın, insan olarak görülmüyor. Ama binlerce yıldır böyle zaten. Kadın hep eşya, nesne olarak görülmüş. Bizim hukuk sistemimizin temeli olan Roma hukukunda da böyle. Kadını alıp satıyor, organlarını kesebiliyor, hapsedebiliyor. İçinde her türlü şey var. Sonra durum, yumuşayarak devam etmiş. Biz şimdi “20-30 yıl içerisinde bütün bu sorunları bir anda çözelim” diyoruz. Tabii ki mümkün değil. Elbette, buna karşı bir direnç olacak. Burada dikkat edilmesi gereken, kadın hakları savunucularının yanlış adım atmamaları. Ben bu anlamda, Türk kadın hareketlerinde bir boşluk görüyorum. Evet, hayatını bu işe adamış arkadaşlar var, ama yine de bir liderlik boşluğu var. Batı’daki Simone de Bauvoir’lar bizde yok. Hem kalemi, hem hitabeti güçlü kadınlar ne yazık ki yok...

Başbakanın, “Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” demesi nasıl bir sonuç yaratıyor?
-  Başbakan devlet mi? Değil. Elbette ki kişisel görüşü, siyasetini bir ölçüde bağlar ama Türk devletinin tam olarak Başbakan’ın kişisel görüşleri doğrultusunda yöneltildiğini düşünmüyorum. Başbakan’a kalsa 6284 sayılı kanun çıkar mı? Çıkmaz. Bunu o kadar önemsemeyeceğiz, bildiğimizi yapacağız.

İyi de onun kadın-erkek eşitliğine inanmaması, yargı mekanizmasındaki birçok insanın da onun gibi düşünebileceğini göstermez mi? O zaman da kararlar, kadınların aleyhine çıkar...
-  Doğrudur, sırf yargıda değil, polisin, doktorun, kamu görevlilerinin tutumunda da etkili olur. Ben mesela baştan beri, “Neden Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” dedim. Bakanlığın ismi yanlış bir kere. “Kadın ve Kadından Sorumlu Bakanlık” olması gerekiyordu.

Neden değiştirilmiyor?
-  E, bazı şeyler o kadar da kolay olmuyor maalesef. Meselenin iki boyutu var. Kadın ve erkek arasında korkunç bir güç eşitsizliği var. Mesela Çeşme’ye kaç kaymakam atanmıştır bugüne kadar, kaçı kadındır? Bilmem ne müdürü kadın yoktur, belediye başkanı yoktur. Olayın bir ayağı bu. Bir ayağı da kadını birey olarak görmemek. İktidar, “Ben bunu düzelteceğim” diye “pozitif ayrımcılığı” anayasaya sokuyor ama aynı anda kadını, engellilerle, çocuklarla aynı yere koyuyor. Çünkü sağlam ve doğru bir bilinç oluşmuş değil.

BALIK HAFIZALIYIZ

Bu ayrımcılık karşısında ne yapmamız gerekiyor?
-  Dik duracağız, sızlanmayacağız!/images/100/0x0/55ead372f018fbb8f8992712

Bir halta yaramıyor ki?
-  Yarar. Ve yanlış kararlara ortak olmayacağız.

Nasıl yani?
-  6284 sayılı yeni kanun, kadın örgütlerinin ve feministlerin çabalarıyla hazırlandı...

Hazırlandı ama onlar da diyor ki, “Bizim istediklerimizin hiçbiri olmadı.”
-  E, ama bunu kimse bilmiyor! Biz balık hafızalıyız. “Ama...”yı kimse duymuyor. Fiili olarak iktidarın büyük gücü var. “Ben yaptım, oldu” diyor. Bu yüzden çok akıllı hareket etmek gerekiyordu. Demin Türk kadın hareketlerinden bir liderlik yoksunluğu söz konusu derken bunu kastediyorum. Ben o “suç”a ortak olmak istemedim. Çünkü o kadar nazik bir konu ki, yanlış atılan bir adım, bumerang gibi geri gelip kadınları vuracak. Nitekim vurdu...

Kürtajda karar kadının, devlet ne karışır

Kürtaj tartışmaları için ne diyeceksiniz?
-  Kadının bedeni, devlet ne karışır? Daha önceki yıllarda, bekaret tartışması vardı biliyorsunuz. Okul müdürleri, pansiyon müdürleri, genç kızları alıp bekaret kontrolüne götürebiliyordu. Benzer bir şey. Sana ne!

Çocuğunu aldırdığı için bir kadının ceza alması akla yatkın bir şey mi?
-  Elbette değil.

Peki, kadınların fişlenmesi, her türlü özel bilgilerinin saklanması, takip edilmesi konusuna ne diyorsunuz?
-  Kötüye kullanılabilinir. Özel hayata, devlet bu kadar müdahale etmemeli. Şiddet söz konusuysa müdahale etmeli. Ediyor da. Eskiden, “Karıyla koca arasındaki ilişki özel hayattır, ben karışmam” diyordu. Şimdi 6284 sayılı kanunda, “Karı ile koca arasındaki ilişki özeldir ama şiddet söz konusuysa ben karışırım!” diyor. Yani erkeklere, “Karındır seversin, karışmam. Döversin bileğini tutarım” diyor. Bizdeki temel sorun, o bilek, yeterli kararlılık ve bilinçle tutulmuyor. “Mış” gibi yapılıyor...

Tecavüze uğrayan bir kadının ruh sağlığının bozulmaması mümkün mü? Adli Tıp bazen, “Bozulmamıştır” diye rapor verebiliyor...
-  Olabilir mi böyle bir şey? Tecavüz, zaten zorladır. Gönüllüyse, adı tecavüz olmaz. Bir insana zorla bir şey yapmışsın, tabii ki psikolojisi bozulacak. İlla ki manyaklaşması, delirmesi mi lazım!

X