"Cengiz Semercioğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cengiz Semercioğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cengiz Semercioğlu

Türk erkeği laf atmayı bilmez!

Türk erkekleri laf atmada yaratıcı mı, diye küçük bir araştırma yaptım...

Kadına küfürlü, ağır tacize girecek şekilde laf atan magandalardan bahsetmiyorum...

Ama gördüm ki; sokakta iltifat ve yaratıcılık dolu şekilde laf atıldığında bundan hoşlanmayacak kadın yok.

Twitter’daki kadınlara sordum; unutamadığınız bir laf atma var mı diye?

Gelen yanıtlar içinde ilginçler var;

Mesela Finlandiya’da sessiz bir gecede yakışıklı bir Finli “Topuk sesleriniz beni tahrik ediyor” diye laf atmış bizim kızlardan birine...

Bizimki memnun tabi, dönüp “Teşekkür ederim” demiş.

Bizim Türk erkeklerinde bu kadar incelik yok maalesef.

Gizem Özdilli’ye “Bu ne laaaa” diye laf atmışlar mesela.

“Köpeğin olayım beni de gezdir yavrum”...

“Halın olayım ez beni”...

“Hepsi senin mi” gibi basma kalıp sözleri tercih ediyorlar.

“Bismillaaah” diye laf atan erkeğe, “Hadi secdeye” diye yanıt veren kadınlar da var.

Bir iki komik laf atma örneği geldi ama;

Adana’da geniş kalçalı kadına; “Aşure kazanı lazım mı”...

Çiçek pantolonlu kızın ardından; “Arı olayım da o çiçeklere konayım”...

Kırklareli’nde Romen vatandaşlar; “Beygirlerim ölsün seviyom be”...

“Şu güzelliğin ver bir zekatını”...

“Mikrodalga fırın gibisin, çok çabuk ısıtırsın” gibi örnekler de var.

Ancak genelde kadınlar, Türk erkeğinin laf atma konusunda yaratıcı olmadığı görüşünde.

Bu yüzden en çok yaptıkları şey kornaya basmakmış, bir de yanından geçerken içli bir türkü tutturmak.

Türk erkekleri en çok bu iki yöntemi tercih ederken, laf atan kadınlar da var...

Gani Müjde’ye “Ne zaman vereceksin bana” diye arkasından bağırmış kızın biri...

Herhalde rolden bahsediyordu canım...

THY gururu

THY’yi zaman zaman ben de eleştiriyorum ama genel olarak başarılı bulduğumu defalarca yazdım.

Son dönemde iki kez eleştirdim;

Birincisi başvuru kıstaslarında belirtilmemesine rağmen vücudunda dövme olanları kabin memuru olarak işe almamaları yüzünden.

İkincisi de şişman hostesler yüzünden...

Geçenlerde basın müşavirliğinin önemi üzerine yazmıştım ya, THY’nin en iyi yürüttüğü işlerden biri budur.

En ağır yazıyı yazan köşe yazarları bile, THY’den hep aynı nezakette yanıt alır.

TRT gibi köşe yazarlarıyla kavga etmez THY, her zaman olayın doğrusunu anlatmaya çalışır.

THY, kadroda benim yazdığım gibi bir-iki kilolu hostes olabileceğini, bunun hastalıklardan kaynaklanabileceğini, yine de bu konuya dikkat edeceklerini belirtti.

Airporthaber.com gibi havacılık siteleri de, benim bu yazımdan sonra THY’nin konuyla ilgili personeline gönderdiği yazıları yayınladı.

THY yöneticileri yine aynı sitelere, “vücudun görünen yerlerinde dövme olmaması gerektiğini” söylediler.

Bu kuralı mutlaka “kabin memurluğu başvuru kıstasları” arasında belirtmeli THY...

THY’nin iyi yönetildiğinin son kanıtı ise Barcelona kulübünün resmi taşıyıcısı olmasıdır.

Dünyanın en sükseli futbol kulübünün, dünya yıldızlarını THY’ye emanet etmesi, Türk bayraklı uçaklarla uçması THY için büyük prestijdir.

Hepimiz için de gurur kaynağı...

Uzadıkça olmuyor

Testere 6: Testere’lerin tamamını izlemiş bir Testere sevdalısı olmama rağmen son filmi hiç ama hiç beğenmedim.

Şiddet ve kan yüklü açılış sahnesi dışında çarpıcı hiçbir şey yok filmde.

Serinin önceki filmlerini izlemeyenler için de flashback’leri anlamak zor. Umarım daha fazla uzamaz da hafızalarımızda güzel bir şiddet filmi olarak yer etmeye devam eder Testere...

Recep İvedik 3: Tam da Testere’nin üzerine oturup televizyonda Recep İvedik 2’yi izledim.

İzledim demeyelim baktım...

İlkinden çok geri, kusura bakma Şahan kardeş ama çok kötü olmuş Recep İvedik 2...

Korkarım Testere’yle aynı sonu paylaşacak bu İvedik meselesi de, uzadıkça tadı kaçacak.

Hem Testere hem de İvedik’in son filmleri olması dileğiyle...

Seyirci oyuna geç kalınca sahneye çıkıp stand-up yaptı

Hafta sonu hava buz gibi, yapılacak en iyi şeylerden biri tiyatro izlemek deyip kendimi Ali Poyrazoğlu ve Nilgün Belgün’ün oynadığı İyi Günde Kötü Günde oyununa attım.

Batı Trakya’dan kalkıp oyunu izlemek için otobüslerle İstanbul’a gelecek seyirciler de vardı. İnanamadım...

Biz İstanbul içinde kalkıp tiyatroya gitmeye üşenirken, 80 kişilik bir grup Yunanistan’dan geliyordu.

Ama oyun başlayacak yoklar... 5 dakika geçti, 10 dakika geçti yoklar... Sonunda Ali Poyrazoğlu sahneye çıktı, “Kusura bakmayın bunlar Yunanistan’dan geliyorlar, Taksim’e kadar gelmişler trafiğe sıkışmışlar. Onlar gelene kadar ben size bir şeyler anlatayım” dedi...

Başladı stand-up’a...

Seyirci soruyor, Ali Poyrazoğlu anlatıyor...

Daha sonra Nilgün Belgün de sahneye çıkıp katıldı ona...Oyun falan hak getire, espriler, kahkahalar, seyirci çok mutlu...
15-20 dakika sürdü bu doğaçlama şov, sonunda Batı Trakyalı 80 kişilik grup salona geldi, geç kaldıkları için kimse mutsuz değildi.

İki kişilik bu oyun boşanmaya karar veren 19 yıllık evli bir çiftin hikayesini anlatıyor.

Ali Poyrazoğlu’na da söyledim ilk perde finalinin zayıf kaldığını, ikinci perde finali gibi yükselmediğini...

İzlediğim en iyi Ali Poyrazoğlu oyunu değil ama Nilgün Belgün’ün de Poyrazoğlu’nun da tempolarına hayran kaldım.

En çok da sahnede olmayan üçüncü dördüncü karakterleri seyircinin hayal dünyasında ete kemiğe büründürmelerine bayıldım.

Benim bildiğim Ali Poyrazoğlu 15 dakikalık stand-up’ın parasını da seyirciden isterdi ama yapmadı. Oyun sonrası rakı masasında sordum zaten, “Finalde yapacaktım o espriyi gürültüye gitti” dedi...

O kadar yolu gelen Batı Trakyalı Türkler’den utanıp arada bir tiyatroya gitmeli arkadaşlar.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI