Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türk’e Türk’ü yermek

SEYREK de olsa Kürt meselesi hakkında yazıyordum. Uzun zamandır bu konuya hiç temas etmedim.

Çünkü Kürtçülük tezini Kürtlerden fazla benimseyen Türklerin yaptığı “meğer Kürtlere ne kötülükler etmişiz” propagandasıyla Türkler suçluluk kompleksine düşürülmüştü. Günün sonunda Türkler “haksız dava savunulamaz” noktasına gelmiş ve davayı kaybetmişti. Böylece Türkiye’nin ülkesiyle ve milletiyle bölünebilir olduğu tezi “tek geçerli çözüm” oldu. Tartışmalar, “bu, olmasına olacak da; kanlı mı, kansız mı olacak” alt başlığına indirgenmiştir.
STRATEJİ VE OPERASYON
Böylesi bir etnik ihtilafta, eğer taraflardan biri, benim tek emelim “anaların ağlamamasıdır” diğer taraf da “benim tek emelim de özerkliktir” diyorsa, bu davayı özerklik isteyen tarafın kazanacağı açıktır. Anaların ağlamaması, “stratejik” değil, operasyonel bir amaçtır. Stratejik ülküsü olamayan harekât da başarısız olur. Firma yönetimini bilimsel şekilde ele alan, yani “sebep-sonuç” ilişkilerini somutlaştırmak için kafa patlatan düşünürlerden biri de Harvard’lı Michael Porter’dır. Porter, stratejik yönetim tarzını benimseyen firmaların, stratejisi olmayanlardan daha başarılı olduğunu saptamıştır. Bunun üzerine stratejik yönetimin ne olduğunu anlatan eserler yazmıştır. Porter’ın kitaplarını okumak, anlamak ve uygulamak meslek sahipleri için faydalıdır. Ancak meslekten olmayanların da ondan öğreneceği çok yalın bir kavram vardır. Bu kavram, doğru düşünmenin yapı taşlarından biridir. Porter’a göre yöneticilerin (hatta herkesin) hayatta aldıkları hedef kararları “stratejik” ve “operasyonel” olmak üzere ikiye ayrılır. Herhangi bir kararının stratejik mi, yoksa operasyonel mi olduğunu anlamak için uygulanacak test sorusu şudur: Alınan hedef kararının tersi savunulabilirse, o karar stratejiktir. Tersi savunulamayan amaçlar ise operasyoneldir. Mesela; “Türkiye, iki uluslu, iki bölgeli bir devlet olmalıdır” tezi, stratejik bir ülküdür. Analar ağlamasın, değildir.
ANALAR AĞLAMASIN
Bundan bir süre önce hükümet, Kürt meselesinde yapacakları işlerin amacını “analar ağlamasın” olarak seçtiğini topluma açıklamıştı. Bu amacın tersi savunulamaz. Hiç kimse “analar ağlasın” demez. Stratejik bir amaca hizmet etmiyorsa, anaların ağlamasının kimse istemez. Bunu isteyenin aklından zoru var demektir. Ne başarıya ulaşana dek ETA veya IRA ne de şimdi Hamas veya PKK, analar ağlasın diye eylem yapmamıştır. Dolayısıyla bir tarafın “amacım anaların ağlamamasıdır” demesinin hiçbir stratejik değeri yoktur. Daha kötüsü, bunun anlamı “siz tek anamızı ağlatmayın, biz ileri süreceğiniz her koşula razıyız“ demektir. Ben PKK yöneticisi olsam mesajı böyle anlardım. Başka türlü anlamak mümkün mü?
YENİ DÜNYA DÜZENİ
Bundan 20 yıl kadar önce Baba Bush “New World Order”, Yeni Dünya Düzenini açıklamıştı. Eski Wilson Doktrini olan yeni düzende etnik azınlıkların kendi kendilerini yönetme hakkı vardı. İktidardaki çoğunluk, kendi kendini yönetmek isteyen azınlığa, bunu elde etmenin “demokratik yolunu” açarsa, bu amaç için silaha sarılmak gayri meşru sayılacaktı. ABD ve AB bu isyanları desteklemeyecekti. Eğer demokratik yol açılmamışsa, o halkın isyanı meşru olurdu. ABD ve AB o eylemleri destekleyecekti. Batı’nın söylemini anlamın şifresi budur.
Son Söz: En büyük şer, ehveni şerden çıkar.
X