"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Türk dış politikasında demokrasi doktrini

MISIR’daki krizin Türkiye’nin Ortadoğu politikası açısından en önemli sonucu, bir Arap ülkesinde patlak veren bir siyasi kriz karşısında Ankara’nın ilk kez müdahil olarak demokrasi talebinde bulunmasıdır.

Bu haliyle Türkiye’nin Ortadoğu politikasında yeni bir doktrinle karşı karşıya olduğumuz söylenebilir.
İSLAM KONFERANSI’NA DEMOKRASİ MESAJI
Aslında Türkiye’nin özellikle İslam ülkeleri karşısında demokrasiden söz etmesi bir ilk değildir. Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti temsilcileri, uzun bir zamandan bu yana İslam ülkelerin temsil edildiği muhtelif forumlarda demokrasi ve hukuk gibi ideallere atıf yapmaktaydılar.
Özellikle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı sıfatıyla 28 Mayıs 2003 tarihinde Tahran’daki İslam Konferansı toplantısında yaptığı konuşma, bu bakımdan önemli bir siyaset beyanı olarak kayıtlara geçmiştir.
Gül, bu konuşmada özgürlük, demokrasi, iyi yönetişim, şeffaflık, hesap verilebilirlik ve kadın-erkek eşitliği gibi kavramlardan söz etmiş, İslam dünyası için bu kavramları esas alan yeni bir vizyon ihtiyacına değinmişti.
Son olayın farkı, demokrasiden bir nutuk içinde atıf yapılan genel bir ilke şeklinde değil, gelişen sıcak bir krizin seyri sırasında sonucu etkilemeye dönük somut bir talep olarak söz edilmiş olmasıdır.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 1 Şubat 2011 tarihli grup konuşmasına, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin duruşu bakımından önemli bir referans metin olarak sıkça atıf yapılmasını bekleyebiliriz.
DEMOKRASİ BÜTÜN İSLAM ÂLEMİ İÇİN İSTENİYOR
Erdoğan’ın bu konuşmasında “Biz kendimiz için demokrasi, refah, adalet, özgürlük istiyorsak kardeş halklar için de aynısını istiyoruz” şeklindeki sözleri, demokrasiyi salt Mısır değil bütün İslam dünyası için de talep ettiğinin bir ifadesidir.
Aynı konuşmada Mısır halkına “Özgürlükleri ve demokrasiyi en ileri standartlara taşıyacak bir değişimi omuzlaması” çağrısında bulunması ve “Bu sizin en demokratik hakkınızdır. Demokrasi bir ulufe değil, bir haktır” demesi, Başbakan’ın Ortadoğu için göstermelik bir modelden çok, en ileri standartlara dayanan gerçek bir demokrasi talebi taşıdığını gösteriyor; en azından sözel düzeyde...
Dış politika, ilkeler ve ahlaki yükümlülüklerle ulusal menfaatlerin ve reel politiğin gereklerinin çoğunluk çatıştığı bir alandır. Geleneksel içişlerine karışmama ilkesi sıkça otoriter rejimlerin katı uygulamalarına göz yumulması sonucu doğurur.
Oysa son Mısır krizinde, Türkiye, ilkesel ve ahlaki yükümlülüğün içişlerine karışmama ilkesine belirgin bir şekilde ağır bastığını gösteren bir tutum sergilemiş olmuyor. Bu politika değişikliğinin, Hüsnü Mübarek’in daha fazla ayakta kalamayacağının ve ayrıca Washington’un Mübarek’le arasına mesafe koyduğunun anlaşılmasından sonra sergilenmiş olması, yine de sergilenen tutumun değerini azaltmıyor.
ERDOĞAN TUTARLI DAVRANABİLECEK Mİ?
Ancak dış politikada ilkesel bazda çıtanın yükselmiş olması, Türkiye ve Erdoğan açısından önemli bir tutarlılık sınavı da yaratmış bulunuyor. Bir başka anlatımla, Türkiye Mısır sonrasında Ortadoğu’da patlak verecek muhtemel yeni krizlerde baskıcı rejimler değil, demokrasi ve değişim talep eden halkların yanında yer almak gibi bir ilkesel yükümlülük altına girmiştir.
Bundan sonra bölgede baş gösterecek her krizde gözler Ankara’nın bu ilkesel tutumu tekrarlayıp tekrarlamayacağı sorusuna çevrilecektir.
Örneğin, önümüzdeki dönemde İran’da yeniden gündeme gelmesi kaçınılmaz olan değişim talepleri karşısında Ankara bu ülkedeki demokrasi güçlerinden yana cesur bir tutum alabilecek midir?
Yoksa 2009 yılında adil bir şekilde yapılmayan seçimden sonra Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ı ilk kutlayanlardan biri örneğinde olması gibi, Türkiye baskıcı rejimden yana mı tavır alacaktır?
Önümüzdeki dönemde izleyeceğiz...
Tutarlılık hedefi söz konusu olduğunda, yeni doktrinin Türkiye’nin içine dönük boyutları, yani göstericilere yapılan kötü muamele, basın özgürlüğünü daraltmaya dönük hamleler gibi demokrasiden uzaklaşan durumlar açısından yarattığı sonuçlar ayrı bir yazı konusudur.
X