Gündem Haberleri

    Türk Demokratik Açılım oturumunda konuştu

    A.A
    13.11.2009 - 21:46 | Son Güncelleme:

    DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, ciddi bir çözüm yaklaşımı gösterilmesi durumunda, silahların 3 ay içinde Türkiye'nin gündeminden kalkabileceğini söyledi.

    Türk, TBMM Genel Kurulunda görüşülen “Demokratik açılım” ile ilgili  genel görüşme önergesi üzerinde partisi adına yaptığı konuşmada, ciddi bir çözüm  yaklaşımı gösterilmesi durumunda, silahların 3 ay içinde Türkiye'nin gündeminden  kalkabileceğini ifade etti.

    “Bu meselede canı yanmayanlar, yüreği dağlanmayanlar rahat olabilirler.  Ancak hiç kimse, bize bir daha bu acıları yaşatma hakkına sahip değildir ve  bundan sonra da olamayacaktır” diyen Türk, siyasi ve ekonomik rantları için bu  acıların sürmesini isteyenlere karşı demokrasi mücadelelerini sürdürdüklerini,  bundan sonra da kararlı bir biçimde sürdürmeye devam edeceklerini bildirdi.

    Ahmet Türk, ülkenin bu en temel sorununu demokratik siyasal bir çözüme  kavuşturmak için, TBMM'de bulunan bütün partilerin temsil edileceği bir komisyon  kurulmasını önerdi. Türk, “Madem bu sorun bizim sorunumuzdur, madem çözümünü de  biz kendimiz bulacağız, o halde; Hükümet, bu süreci artık kapalı kapılar ardında  yürütüp süreci bulandırmak yerine, Meclise teslim etmelidir” dedi.

    DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, “Türk'üyle,  Kürt'üyle, Laz'ıyla, Çerkez'iyle, Alevisi, Sünnisi ile binlerce çiçekli bahçeyi  kurutup, tek çiçeğe dönüştürmeyi savunmanın hiçbir makul gerekçesi olamaz” diye  konuştu.

    Genel Kurulda, “demokratik açılım” konusundaki Genel Görüşme önergesi  üzerinde konuşan Türk, “Kürt sorununun” ortaya çıkması, büyümesi, derinleşmesi  ve sonuçta çözümsüz bir hal almasının “devletin hatalarıyla doğrudan bağlantılı  olduğunu” iddia etti.

    “Sorunun bu hale gelmesi, elbette ki uluslararası sistemden ve güç  dengelerinden bağımsız da değildir” diyen Türk, “Bu sorun, hiç şüphesiz ki  Türkiye'nin kendi içinde ve iç dinamikleriyle çözmesi gereken bir sorundur. Ancak  bu durum, konuyu dış dünyadan yalıtarak ele alma lüksüne ya da hatasına bizleri  sevk etmemelidir” dedi.

    “Farklılıkların inkarı ve demokrasi yoksunluğunun, ülkeyi uluslararasısistemin sömürüsüne ve istismarına açık hale getirdiğini” ifade eden  Türk,“Bu, temel bir paradigma farkıdır. Yıllardır emperyalizme karşı mücadele  ettiğini sananların birçoğu bile, Kürt sorununa yaklaşımdaki hatalar nedeniyle,  bunların değirmenine su taşıdığını fark etmedi. Bazıları da ülkenin birliğini ve  bütünlüğünü koruma adı altında yapılan hataların, Türkiye'yi adım adım bunlara  teslim ettiğini göremedi” diye konuştu.

    “TEMEL YANILGI”

    “Sorunların üstüne şiddetle gidildiğini, tepkilerin nedenlerinin doğru  analiz edilmediğini, demokratikleşme hamleleriyle yaklaşılmadığını” bildiren  Türk, “Bunlar yapılmış olsaydı; bu gün 40 bin ölüden, binlerce faili meçhulden  bahsetmeyecektik. Boşaltılmış üç bin köyden, göçe zorlanan milyonlardan, yitip  giden yüzlerce milyar dolardan söz ediyor olmayacaktık. Taş attığı için,  hapislere tıkılan yüzlerce çocuğun dramı ile yüz yüze kalmayacaktık” dedi.

    “İşte, tam bu noktada, PKK'nın bir sonuç olduğunu ifade etmek  istiyorum” diyen Türk, sözlerini şöyle sürdürdü:
    “PKK, devletin ve hükümetlerin siyasal hataları neticesinde ortaya  çıkmış bir sonuçtur. Ancak devlet, bu sonucu ortadan kaldırmayı bir çözüm  politikası olarak benimsediği için, sorunun nedenleri hiçbir zaman ele  alınmamıştır. Bize göre temel yanılgılı yaklaşımlardan biri budur.

    Kimi çevreler ise aslında Kürtlerin herhangi bir sorununun olmadığını, bu  taleplerin dış güçlerce üretildiğini, herkesin eşit yurttaş olarak bu ülkede  yaşadığını savunarak sorunu görmemeyi tercih etmiştir.

    Eğer eşit yurttaş olduğumuzu, hiçbir sorunumuz olmadığını iddia  ediyorsanız, lütfen biraz empati yapın. Bir an düşünün; Birileri çıksa ve  'yeryüzünde Türkçe diye bir dil yoktur' dese ve tek kelime Kürtçe bilmeyen sizin  çocuğunuza, zorla Kürtçe eğitim yaptırsa, kendinizi eşit yurttaş olarak  hissedebilir misiniz bu ülkede?
    Bu haksızlığa karşı çıkmazsanız, insanlık onurunuzu koruyabilir misiniz?  Eminim bunun düşüncesi bile, bazılarınızın tüylerini diken diken ediyordur.  İnsanın kendi ülkesinde, kendi anavatanında, kendi devleti tarafından dilinin  inkar edilmesi, yasaklanması, yok sayılması nasıl bir travma yaratır? Bunu  anlayabilir misiniz? İşte, düşüncesi bile, sizin tüylerinizi diken diken eden bu  trajediyi biz yıllardır yaşıyoruz. Hiç değilse onurumuzu korumak için, bu  politikalara karşı çıkıyoruz.”

    “ASIL ETNİK MİLLİYETÇİLER TEK ETNİK KİMLİĞİ DAYATANLARDIR”

    “Türk halkının bir tarihi, kültürü, medeniyeti olduğunun inkar edilmeyen  bir gerçektir” diyen Türk, “Şüphesiz ki; bu tarihine, kültürüne sahip çıkması  da, onur duyması da en temel hakkıdır. Ancak aynı şekilde, Kürtlerin de bir  tarihinin, kültürünün, edebiyatının ve sanatının olduğu da inkar edilemez bir  gerçektir” dedi.
    Kültürlerin tümünün yan yana barış içinde, birbirine saygı temelinde  yaklaşmasının “bir erdem örneği olacağını” ifade eden Türk, “Bu örnekler  tarihimizde vardır. Görkemli uygarlıklar, bu şekilde ortaya çıkmıştır” diye  konuştu.

    Türk, sözlerini şöyle sürdürdü:
    “Türk'üyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla, Çerkez'iyle, Alevisi, Sünnisi ile  binlerce çiçekli bahçeyi kurutup, tek çiçeğe dönüştürmeyi savunmanın hiçbir makul  gerekçesi olamaz. Bu nedenle bir kez daha ifade ediyorum; Bu mesele bir Kürt-Türk  meselesi değildir. Türk halkına karşı bir tutum da değildir. Asimilasyon  politikalarına karşı bir tutumdur. Bunun doğru anlaşılması gerekir.

    İnkar edilmiş, yok sayılmış bir dili ve kültürü savunmayı da etnik  milliyetçilik olarak tanımlayanları halkın vicdanına havale ediyoruz. Ortada  resmi olarak kabul edilmiş bir etnik kimlik bile yokken 'bu kimlik vardır'  demenin neresi milliyetçiliktir, neresi ırkçılıktır? Asıl etnik milliyetçiler,  vatandaşlarına tek etnik kimliği dayatanlardır. İğneyi kendine batırmayıp da  çuvaldızı bize batıranlardır.

    Peki bunca hata, inkar, baskı, sindirme girişimi, işkence, cezaevleri,  operasyonlar sorunun çözümüne en küçük bir katkı sundu mu? Sorunun giderek  büyümesine ve içinden çıkılmaz bir hale gelmesine neden olan, bu uygulamalar  değil midir?”
    DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, hiç kimsenin  bayrakla, sınırlarla bir sorunu olmadığını ve olmayacağını ifade ederek,  “Ülkenin ortak dili Türkçedir, Türkçe olmaya devam eder. Hatta kendi anadilinde  eğitim yapacak olanlar için, Türkçe ortak iletişim dili olarak korunur” dedi.

    Türk, “Demokratik açılım” ile ilgili genel görüşme önergesi üzerinde  partisi adına yaptığı konuşmada, bölge halkının, barışı ve demokrasiyi ne kadar  büyük bir hasretle sahipleneceğini görmenin birilerini ürkütebileceğini söyledi.
    “Fakat inanınız ki, barış işte bu kadar gerçek ve bu kadar elle  tutulabilir bir şeydir” diyen Türk, “Eğer geçmişimizle gerçek bir yüzleşme  sağlayamazsak, gelecek için birbirimize güvenemeyiz. Bu politikalar geçmişte  yaşandığı düzeyde kabaca olmasa da; günümüzde de inceltilmiş bir şekilde halen  yürütülmektedir” dedi.

    Yaşananlara rağmen halklar arasında bir etnik çatışmanın yaşanmamış  olmasını, bir kazanım olarak değerlendiren Türk, “Biz, bu inkarcı politikalara  karşı çıkarken de halkı suçlamıyoruz. Bundan sorumlu tutmadık, tutmuyoruz. Çünkü  biliyoruz ki; bu inkarcı, asimilasyoncu politikaları üreten ve uygulayan halk  değildir. Devleti ele geçirmeyi başaran ittihatçı ekip ve onların ardılı olan  zihniyetlerdir” diye konuştu.

    Bölgenin geri bırakılmışlığının nedeninin, devletin birçok raporunda da  ortaya çıktığı gibi, bilinçli bir ihmal ve ayrımcı politikalar sonucu olduğunu  iddia eden Türk, bölgeler arası gelişmişlik farklarının ortadan kaldırılması  için, devlet destekli yatırımlar ile bölge ekonomisinin canlandırılması  gerektiğini bildirdi.

    Ahmet Türk, şöyle konuştu:
    'Bu, bir Kürt-Türk çatışması değildir. Sorun, Kürtler başta olmak üzere  vatandaşlarına demokrasiyi, özgürlükleri çok gören, resmi devlet ideolojisi  sorunudur. Bu ülkede demokrasi ihtiyacı olan sadece Kürtler de değildir. Ülkede  Türk kavramı ve millet tanımı bile, bu resmi ideoloji tarafından, özünden  boşaltılmıştır.

    Kimliklerin, dillerin, kültürlerin kendini özgürce, korkmadan,  baskılanmadan ifade etmesi ülkeyi bölmez. Tam tersine, ülkeye aidiyet bağlarını  güçlendirir. Asıl bölünme tehlikesi, kimliklerin inkarı ve bastırılması üzerine  ortaya çıkar. Hiç kimse bu ülkedeki farklı kimlikleri bir ayrışma veya bir  çatışma nedeni olarak görmemeli, göstermemelidir.
    Bugün geldiğimiz noktadaki durum, eski zihniyetten bir kopuş yaşanmadığı  için, maalesef yeterince ilerlemiyor. 1980 askeri darbesinin ürünü cunta  anayasasını değiştirmeyi bile gündemine alamayan bir çözüm yaklaşımı, önceki  inkar yaklaşımlarından, özü itibariyle, ne kadar farklı olabilir? Hükümetin  amacı, sorunu kalıcı bir şekilde ve demokratik bütün hakları hayata geçirerek  çözmek midir? Yoksa bu sorunla bir müddet daha yaşamaya devam etmek, yani sorunu  'katlanılabilir' bir düzeye çekmek midir? Bu konularda Hükümet, acilen  netleşmelidir.”

    “BİZ ÇÖZMEZSEK, KİMSE GELİP ÇÖZEMEZ”

    DTP Genel Başkanı Türk, uluslararası oyunları bozmanın ve boşa çıkarmanın  tek yolu demokratik çözüm olduğunu ifade etti. “Bu, sorunumuzu çözmezsek, kimse  gelip bizim sorunlarımızı çözemez, belki çözülsün de istemez.

    Demokrasisini kendi  özgücüyle güçlendiremeyen hiçbir toplum, esaretten kurtulamaz” dedi.

    “Bizi bir arada tutan yeterince ortak değerimiz vardır, var olmaya devam  eder” diyen Türk, 'Hiç kimsenin bayrakla, sınırlarla bir sorunu yoktur, olmaz.  Ülkenin ortak dili Türkçedir, Türkçe olmaya devam eder. Hatta kendi anadilinde  eğitim yapacak olanlar için, Türkçe ortak iletişim dili olarak korunur” diye  konuştu.

    Ahmet Türk, Türkiye'nin demokrasi dışında başka bir çıkış yolu  kalmadığını, demokrasinin ülkeye zarar getireceğini söylemenin de kimsenin  savunabileceği bir şey olmadığını belirtti. Hükümetin, “Kürt Açılımı” adıyla  başlattığı, sonra da “Milli Birlik Projesi” adında karar kıldığı sürecin,  anlatmaya çalıştığı çözüm zihniyetinden uzak olduğunu kaydeden Türk, “Hükümet  şundan emir aldı. Bu bir dış dayatmadır, ABD projesidir” denilerek Hükümetin  küçük düşürülmesini de doğru bulmadıklarını söyledi.

    “GEÇMİŞLE YÜZLEŞMEDE CESUR OLMADAN...”

    Hükümetin somut tek bir projesi, tek bir adımı olmamasına ve partisini  ısrarla sürecin dışında tutma gayretlerine rağmen umutlarını yitirmediklerini  vurgulayan Türk, şunları kaydetti:
    “En azından sorunun artık orduya havale edilmemesi umuduyla, siyasal  alanda bizlerin sorumluluğunda kalması ve bu vesileyle ölümlerin durması adına bu  süreci destekledik, desteklemeye devam ediyoruz. Ancak, Hükümetin askeri  operasyonlardaki ısrarı ve meseleyi güvenlik boyutunun ötesine taşıyamamış  olması, ölümleri durdurmadığı gibi, süreci de ilerletememiştir.

    Biz şuna inanıyoruz: Eğer ciddi bir çözüm yaklaşımı gösterilirse;  silahlar üç ay içinde Türkiye'nin gündeminden kalkabilir. Bu meselede canı  yanmayanlar, yüreği dağlanmayanlar rahat olabilirler. Ancak hiç kimse, bize bir  daha bu acıları yaşatma hakkına sahip değildir ve bundan sonra da olamayacaktır.  Bizler, siyasi ve ekonomik rantları için, bu acıların sürmesini isteyenlere  karşı, demokrasi mücadelemizi sürdürdük.

    Ülkenin bu en temel sorununu demokratik siyasal bir çözüme kavuşturmak  için, TBMM'de bulunan bütün partilerin temsil edileceği bir komisyon kurmayı yüce  Heyetinize öneriyoruz. Madem bu sorun bizim sorunumuzdur, madem çözümünü de biz  kendimiz bulacağız, o halde; Hükümet, bu süreci artık kapalı kapılar ardında  yürütüp süreci bulandırmak yerine Meclise teslim etmelidir. Kurulacak bu  komisyon, ters yüz edilmiş tarih anlayışını sorgulayarak, gerçekleri açığa  çıkarabilmelidir. Hakikatleri araştırıp, kimin nerede hangi hataları yaptığını,  ülkenin hangi dönemeçlerde, zayıflatılıp teslim alınmaya çalışıldığını ortaya  çıkarmalıdır. Geçmişle yüzleşme noktasında cesur olmadan; Cumhuriyet, elitlerin  işgalinden kurtarılıp demokratik bir hale getirilemez.”

    “BASKICI ŞİDDET YÖNTEMLERİ İSYANLARI DOĞURDU”

    “Devletin ısrarı ve kullandığı baskıcı şiddet yöntemlerinin” isyanları  doğurduğunu ve bu defa devletin, bu isyanları bastırmak için “en şiddetli  yollara başvurduğunu” belirten Türk, “Şeyh Sait İsyanı da Ağrı ve Dersim  olayları da doğru okunamadı. Bozulan düzeni yeniden tesis etme adına, akıl almaz  baskılar, katliamlar uygulandı” dedi.

    Türk, sözlerini şöyle sürdürdü:
    “Dönemin, Erkanı Harbiye kurumunun, hükümete sunduğu raporda, 'Dersimli  okşanmakla kazanılmaz. Silahlı kuvvetin müdahalesi, Dersimli'ye daha çok tesir  yapar ve ıslahın esasını teşkil eder' diyor ve ondan sonra yaşanan trajediler  biliniyor. Munzur suyunun nasıl kızıla boyandığı resmi tarihçiler tarafından  yazılmamış olsa da halk tarafından kuşaktan kuşağa aktarılan gerçekler sayesinde  çok iyi biliniyor.

    Düzenin niye bozulduğunun üstünde durulmadı, araştırılmadı. O dönemlerde  yaşananların üstü örtüldüğü yetmezmiş gibi bugün bile aynı zihniyetin  temsilcileri çıkıp bu yöntemleri bir daha uygulamaktan söz etme cesaretini  gösterebiliyor. O dönemin sorumlu siyasetçilerini, nasıl etkisiz hale  getirdilerse, şimdi de bu mantığı aynen devam ettirmek isteyenler olduğunu  görüyoruz.”

    “GELİN HEP BERABER SORUMLULUK ALALIM”

    DTP Genel Başkanı Türk, bu dönemde ortaya konulan yaklaşımların darlığına  rağmen umutsuz olmadıklarını söyledi.
    “Ortada bu kadar tarihi gerçekler ve yaşanmış acılar varken, 'ben  meseleyi askeri operasyonlarla çözerim' diyen bir politikacı, çözümsüzlüğe hizmet  eder” diyen Türk, üstlendikleri sorumluluk gereği, bırakın tek bir yurttaşın  ölmesini, burnunun kanamasının bile, makamlarıyla kıyaslanamayacak kadar değerli  olduğunu, barış için koltuklarından değil, canlarından vazgeçmeye hazır  olduklarını bildirdi.

    Türk, “Tarih karşısında onurlu bir yere sahip olmak her siyasetçiye  nasip olmaz. Gelin bu onuru hep birlikte paylaşarak, çocuklarımıza barış ve huzur  içerisinde yaşanacak bir gelecek armağan edelim. Bizler bugün varız, yarın yokuz.  Ama halklarımız hep var olacak. Bizi ya minnetle ya da öfkeyle anacaklar. Gelin  hep beraber sorumluluk alalım. Bu sorunları çözelim ki, gelecek kuşaklar da bizi  minnet ve şükranla ansınlar” diyerek sözlerini tamamladı.
    Türk'ün konuşmasını, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, AK  Parti'li milletvekilleri alkışlarken, DTP'li milletvekilleri de ayakta  alkışladı.

     

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı