Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türk beyaz peyniri gökyüzünde riskli

Muhammed Hammam, Gate Gourmet-USAŞ’ın 16 yıldır Türkiye ve Ortadoğu’dan Sorumlu Murahhas Müdürü ve Yürütme Komitesi Başkanı, Başta Türk Hava Yolları olmak üzere dünyanın birçok ünlü uçak şirketine göklerde beş yıldızlı ikram yapıyor.

Bodrum’dan Trabzon’a, Antalya’dan Ankara’ya kadar bütün büyük havaalanlarında iç ve dış hatlara hizmet veriyor. Dedik ki, gidelim Hammam Bey'in ünlü ikram fabrikasına, personelin soyunma odalarından tuvaletlerine, mutfaklarına kadar her yeri gezelim. Tamam mı Muhammed Bey, tamam. Kapıda USAŞ'ın THY Müşteri Temsilcisi sempatik Nihan Başaran’ın karşılamasıyla başlayan günümüz, akşamın bir vaktine kadar sürdü. Meğer ne büyük yermiş, koridorlar bitmedi, soğuk depolar, mutfaklar, bulaşıkhaneler, pastaneler, raflar tükenmedi. O ne temizlik, o ne titizlik, yerleri bal dök yala. Biz de tükenmezdik aslında ama, ne çare ki mihmahdarımız Mısırlı eski şampiyon atletti. Alacağınız olsun Muhammed Hammam Bey, elbet siz de bir gün bizim Hürriyet’in ikiz kulelerine gelirsiniz.

Danimarka pasaportlu Mısırlı Müslüman Muhammed Hammam, nedir şu sizin başbakanınızdan çektiğimiz?

- Danimarka vatandaşı olarak Başbakan Rasmussen’le hiç tanışmadım, o gerçekten aptal. Evet, evet bu sözlerimi aynen yazabilirsiniz. Danimarka vatandaşlığına 1977’de geçtim ama, Danimarkalıya hiç benzemem. Nereli olduğumu sorduklarında daima Mısırlı olduğumu söylerim. Danimarka’nın sadece pasaportunu taşıyorum, bana vizesiz, rahat seyahat olanağı sağlıyor. Geçen eylül ayında başladı bu olaylar; Müslüman devletler aylarca ikaz etti, yine de Rasmussen’in inadını kıramadılar. Sadece gazetenin özür dilemesi yetmez, başbakanın ülkesi adına özür dilemesi şart. Çünkü o karikatürleri yapanlar, yayınlayanlar Danimarka vatandaşı. Belki farkında değiller ama, Rasmussen’in inadı yüzünden Danimarka çok büyük yara aldı. Danimarka’ya 22 yaşında gittim ve iş bulup orada 13 yıl kaldım. Oradan da şirketim beni Kuveyt, Suudi Arabistan ve 16 yıl önce de Türkiye’ye gönderdi. 1983’ten beri Danimarka’da çalışmıyorum, Arapçayı hálá Mısır’da yaşayanlardan dahi iyi okuyup yazarım. Danimarka’ya gittiğim zaman tam bir Türk gibi davranıyorum. En favori yemeğim, pastırmalı kuru fasulye ile pilav, her gün yesem bıkmam.

Bazen Unakıtan yumurtası alırız

Hangi taşı kaldırsan altından hep "O" çıkıyor.

- Kuş gribi konusu sadece Türkiye’nin değil, bütün dünyanın sorunu haline geldi. Müşterilerimizin çoğu şu anda tavuk eti kullanmayı bıraktı; müşterilerimiz yolcularının çekindiğini söylüyor. Kuş gribinin yemekle geçmediği, sadece hasta hayvanlara temasla bulaştığını anlatan bir basın bildirisi yayınladık. Bütün öteki hammaddelerimiz gibi, tavuğu da en bilinen ve en güvenilir üreticilerden alıyouz. Üretim tesislerini sürekli denetliyoruz, bizim kendimize özgü dünyaca ünlü hijyen sistemimiz var. Pastörize yumurtayı İzmir’den alıyoruz, bunların içinde Unakıtan markası da var. İstediğimiz kaliteyi bulamadığımızda yurtdışından ithal ettiğimiz de oluyor. Bugüne kadar yurtdışından hiç tavuk ithal etmedik, hapsi yüzde 100 Türk malı. Kırmızı etin de, kuzu dahil tamamına yakını yerli piyasadan. Sadece dana etini Avrupa’dan ithal ediyoruz. Türkiye’den aldığımız dana bifteğinin kesimi, rengi, kokusu, olgunluğu müşterilerimin isteğine uymuyor.

UÇAKLARDAALMAN PEYNİRİVERİYORUZ

Depoları gezerken, bir ara üzerinde Alman beyaz peyniri yazılı büyük teneke kutular gördüm...


- Ne yazık ki, müthiş lezzetli Türk beyaz peynirlerini uçak yolcularına ikram etmekten mahrumuz. Türk beyaz peyniri pastorize sütten yapılmadığı için, içinde bir miktar koliform bakterisi bulunur ama, tehlikesi yok. Fakat aynı beyaz peyniri gökyüzünde ikram ettiğinizde bakterinin üremesi artıyor ve riskli hal alıyor. Bu hijyenik nedenden dolayı, uçak yolcularına pastörize sütten yapılmış Alman beyaz peynirini veriyoruz. Yaş sebze ve meyveler Türkiye’de çok taze, her boyda, her çeşitte bulunuyor. Hammadelerimizin yüzde 85’i iç piyasadan, mevsimsel problem olduğunda ithal ediyoruz. 1989’da Türkiye’nin ilk özelleştirmesi olan USAŞ-Gate Gourmet’nin başına geçtiğimde yeni tesislerimizin açılışını Cumhurbaşkanı Turgut Özal yaptı. Burası 33 bin metrekare, 3 vardiya halinde 600 kişi çalışıyor. Kullandığımız her şey son derece hijyenik, her ürün, hammadesinden son aşamaya kadar kayıtlı. Kim, ne zaman, kaç derece, hangi fırında pişirmiş belli. İçerlerde eller steril hale getirilerek dolaşılır. Ayakta galoş, başta bone, ağızda maske şart. Burasının eski halini görseydiniz, gözlerinize inanamazdınız, o kadar berbattı.

Kendimi daima yarı Türk hissediyorum

Muhammed Bey'in şakır şakır Türkçe bildiği gözlerinden belli ama, şiş kebap bile dedirtemedim. Ben de ona inat Arapça konuşmadım!


- Türkiye’ye gelmeden önce bu güzel ülke hakkında tek bildğim Melina Mercouri’nin ünlü "Topkapı" filmiydi. Bir de 18 yaşındayken Elia Kazan’ın "Amerika Amerika" filmini görmüştüm. İstanbul ve Türkiye’nin Dünya Savaşı’ndaki görüntüleri hálá gözümün önünde. 1988’de İstanbul’a ilk geldiğimde tam bir kültür şoku yaşadım. İstanbul hiç de öyle filmlerde anlatıldığı gibi değildi. Ben sanıyordum ki, Türkler koyu dindardı, kadınlarının hepsi kapalıydı. Danimarka’da tanıdığım Türk aileleri böyle yaşıyorlardı, onların görüntüsünden etkilenmiştim. Dışarda yaşayan bazı aileler maalesef Türkiye’yle ilgisi olmayan çok farklı görüntüler veriyor. İstanbul’u gezerken, Taksim’de çimleri sulayan takım elbiseli ve kravatlı bahçıvanları gördüm. Erkeklerin başında benim ülkemdeki gibi fes yoktu, İstanbul sadece camilerden ibaret değildi, kadınlar ve erkekler moderndi.

USAŞ’ın 2005 tüketimi

Kırmızı et: 257 ton

Tavuk eti: 843 ton

Meyve: 874 ton

Sebze: 3.249 ton

Göbek salata: 235 ton

Salatalık: 340 ton

Balık 89: ton

Şarküteri: 235 ton

Peynir: 627 ton (270 tonu kaşar)

Yoğurt: 195 ton

Süt: 585 ton

Pastorize yumurta: 1000 litre

Baldo pirinç: 160 ton

Makarna: 175 ton

Un: 321 ton

Tereyağ: 25 ton

Baget ekmek: 1 milyon adet

Konserve küp domates: 246 ton

Şeker: 63 ton

’Her şey dahil’ sistemi

Türkiye’ye zarar verir


Bir turist gözüyle Türkiye pahalı mı, yoksa ucuz bir ülke mi?

- Türkiye’nin turizmde kendisini "ucuz ülke" olarak tanıtması çok büyük yanlış. Bence ucuz turizm o ülkenin turizmini öldürür. Antalya geçen yıl tıklım tıklımdı, "her şey dahil" sistemle çalışan tesislerde yer yoktu. Bu sistem belki ilk başlarda doğruydu ama, turizmde gelişmiş, zengin tarihi olan Türkiye artık bundan vezgeçmeli. Ucuz turistle turizm yapmanın ülkeye en küçük bir katkısı olmaz. Adam ailesiyle birlikte ucuz bir fiyata gelmiş, tesiste yiyip içiyor, yüzüyor, dışarıda para harcamıyor. Kendini yarı Türk gibi gören ve konunun biraz uzmanı olan biri olarak söylüyorum ki, bu pazarlama stratejisi kesinlikle doğru değil. Turistler için Türkiye’yi asla ucuz bir destinasyon markası olarak göstermemeliyiz. Kaldı ki "her şey dahil" yerler, her yıl gidilmesi gereken yerler değildir.

Mısır atletizm takımının yıldızı

Muhammed Bey, enine boyuna, sempatik bir koca adam. Onun normal yürüyüşü, bizler için maraton.

- Atletizm hayatım 1965’te Kahire’de başladı. Futbola meraklıydım ama, boyum uzun olduğu için atletizm yapmamda ısrar ettiler. Engelli koşmaya başladım, 400 metre engellide dereceler yaptım ve Mısır Milli Atletizm Takımı’na seçildim. Yurt içi ve yurt dışı şampiyonalarda koştum, şampiyonluklarım var. 1970’te maraton koştum, sonra iş hayatına atıldığım için sporu bırakmak zorunda kaldım. Türkiye’de bizim atletizm federasyonumuzun temsilcisi oldum, iki ülke arasında yarışmalar düzenledim. Sepp Piontek çok yakın arkadaşımdır, onun Türk Milli Futbol Takımı’na büyük faydası dokunmuştur. Futbolu çok seviyorum, takım taraftarlığı önemli değil, iyi ve temiz maç olsun, yeter. Mısır’ın Afrika Kupası’nda birinci olmasına çok sevindim.
X