Gündem Haberleri

    Türk basını nereye gidiyor

    Hürriyet Haber
    24.12.2009 - 13:22 | Son Güncelleme:

    Haberciler Derneği (HABERDER) Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Taşkın, basını taraflara bölmenin milletin yararına olmayacağına dikkat çekerek, “Basın milletin ortak sesidir. Öyle kalmalıdır” dedi.

    Haberciler Derneği Genel Başkanı Hasan Taşkın, yaptığı yazılı açıklamada son dönemlerde “Yandaş Medya” söyleminin daha yüksek seslendirildiğini belirterek, bu söylemlerin ve basına yönelik ayrımcı açıklamaların Türk basınına zarar verdiğini bunun da Milletin menfaatine olmadığını dile getirdi.

     

    Taşkın, tüm bunların yanı sıra yazılan birçok haberin tartışma konusu haline gelmesi ile halkın basına karşı güveninin zedelendiği görüşlerinin de zaman zaman seslendirildiğini kaydetti.

    Basından en çok yakınanların arasında ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geldiğini savunan Taşkın, ''Başbakan'ın medya üzerindeki son siteminde medyanın terör olaylarını evire çevire sürekli vermesinden yakınıyor. Terörün esas amacı topluma eylemleriyle mesaj vermektir. Korku yaratmak, kışkırtmak ve çatışma ortamı oluşturmaktır. Tüm bunları medya aracılığı ile yaptığı doğrudur. Bu noktada Başbakan haklıdır'' diye konuştu.

     

    Taşkın, diğer taraftan medyanın ise gelişen olayları ekrana ya da gazete sayfalarına taşımanın haberci deyimi ile haber atlamamak durumunda olduğunu bildirdi. Haberin veriliş biçimi ve sürekli tekrar edilmesinin sadece terör olayları ile ilgili haberlerde yapılmadığını dile getiren Taşkın, önemli gelişmelerin verilme biçiminde de aynı yöntemin izlendiğini, bu yayın organlarının başındaki habercilerin tek dertlerinin reyting olmaması gerektiğini ifade etti.

     

    Hasan Taşkın sözlerini şöyle sürdürdü:

    ''Televizyonlar için RTÜK var. Peki bu kurul televizyon habercileri ile hiç toplantılar yapıyor mu? Yapılan haberlerin toplumdaki etkisi üzerine araştırmalar yapıyor mu? Peki RTÜK'teki üyelerden kaçı televizyon haberciliğinden gelmiştir? Gerek iktidar gerekse muhalefet RTÜK'e üye atarken işinin ehli kişiler mi yoksa siyasi düşüncelerine yakın kişiler mi seçiliyor? Sorularının yanıtlarını aramamız gerekiyor. Tüm bu soruları düşününce belki siyasiler de gelinen noktadaki eksiklik için kendilerinin de pay sahibi olduğunu düşünür.

    Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un medya üzerindeki mesajlarını da habercilerin ciddiyetle değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Medyanın da hataları vardır. Ancak bu hatalardan da sadece medya değil hepimiz sorumluyuz diyerek, çözüm yollarını birlikte aramalıyız. Haberci milletinin sesidir ve öyle de olmalıdır. Aksi halde habercilik yapmaz, birilerinin sesi olur sadece.''

     

    Yazılı Basın

     

    Tüm bu noktadan bakınca askerin de siyasilerin de medyanın da elini taşın altına koymasının gerektiğinin altını çizen Taşkın, birbirlerini suçlamanın ve saflara ayrılmanın milletin hak etmediği bir tavır olduğunu vurgulayarak şunları da kaydetti:

    ''RTÜK'ün dışında yazılı medya için de bir üst kurul oluşturulması gerektiğine inanıyorum. “Yazılı Basın Üst Kurulu” mesela… Yazılı medyayı izleyecek,habercilerin uzmanlaşması için eğitim faaliyetlerine destek verecek. Yazılı medya ile sürekli iletişimde olacak ve yerel medyayı destekleyecek. Medyanın sorunlarını tartışabilecek, gerekirse mesleki örgütlerle iş birliği yaparak yasal değişiklik için Meclis'e öneri sunacak.

     

    “Haberci yalan haber yazmaz''

     

    Taşkın, habercinin haberi yaparken güvenilir kaynak aradığını ifade ederek, ''Yetkili birim veya kişiyi arar ki yaptığı haberin güvenirliği olsun. Yani hiçbir haberci yalan haber yazmaz. Ancak, haberciler yanıltılabilir. Yanlış bilgi verilerek yönlendirilebilir. Bunun için bir habercinin aldığı haberi önce editörü, daha sonra haber müdürü ve en son genel yayın yönetmeni değerlendirir. Bu birimlerin onayından sonra haber yayına girer'' dedi.

     

    ''Haberci yetkililere güvenmek zorundadır. Bu noktada eğer eleştirilecekse haberciler ya da medya kuruluşları değil, o kuruluşlara makam ve koltuklarını kullanarak haberleri sızdıran ya da veren kişilerdir'' diyen Taşkın, eğer herkesin sorumluluktan kaçacaksa ve işin kolay yolu diye medyayı ya da habercileri suçlayacaksa bundan sadece habercilerin değil, toplumunda zarar göreceğini bildirdi.

     

    Taşkın, Türkiye'nin, habercileri dışlamakla değil, habercilere destek olmakla doğru ve tarafsız haberlere daha sağlıklı ve çabuk ulaşacağını ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:

    ''Bakın, düne kadar Başbakanlığın basın sözcülüğü yoktu. Bu iktidar bu boşluğu gördü ve doldurdu. Ancak bir türlü oturtulamadı ve yürütülemedi. Başbakan her konuya çıkıp konuşmaya vakit bulamayabilir. Sözcüler kamu adına basını bilgilendirir ve yanlış bilgilerin dolaşmasını engeller.

    Türkiye'nin terör sorunu var. Güvenlik ile ilgili her il kendi çapında açıklamalar yapıyor. Halbuki İçişleri Bakanlığı'nın da sözcüsü olmalı. Bu sözcü de habercilere zaman zaman bilgiler vermeli. Zaman zaman bakanlık adına açıklamalar yapmalıdır. Bakın Genelkurmay Başkanlığı bunu başardı. Eksikliklere rağmen, eksiklik diyorum çünkü Genel kurmay Başkanlığı'nın basın ile ilişkilerini deneyimli sivil bir gazetecinin yapmasından yanayım. Basını en iyi bilen yine basından gelen deneyimli habercilerdir. ''

     

    “Sarı Basın Kartı sahibi işsiz gazeteciler değerlendirilebilir''

     

    Tüm bu eksiklikleri sarı basın kartı sahibi işsiz haberciler doldurabilirler. Ülkelerine hizmet etme fırsatı verilsin bu yeter onlar için. Yani askerler kendi işlerini çok iyi biliyor olabilir. Ancak, basının işleyişi ve basın ilişkilerini çok iyi götüremeyebilir. Bu sadece askerler için değil, başbakanlık, bakanlıklar ve diğer tüm birimler için geçerlidir.''

     

    Habercilere sağlıklı haber akması için her kurumun üzerine düşen görevi yapsa habercilerin daha sağlıklı bilgi alsa, tüm bu yakınmaların yüzde 80'nin biteceğini öne süren Taşkın, sadece eleştiri yapıldığını, sorunları seslendirmek yerine, sorunları çözmek gerektiğini hatırlattı.

     

    Medyanın suçu

     

    Medya'nın da suçunun olduğunu ancak medyanın suçu uzman deneyimli habercilerini devre dışı bırakmakta olduğunu ileri süren Taşkın, bugün habercilerin yüzde 70'inin deneyimsiz habercilerden oluştuğunu, haberciliğin artık branşlaşması gerektiğini dile getirerek, ''Ekonomi muhabirleri, spor muhabirleri gibi sağlık muhabirleri, güvenlik muhabirleri konularında branşlaşmayı ve deneyimli usta gazetecileri bünyemizde tutmayı başaramadık. Alışıla gelmiş usta çırak ilişkilerini bugün göremiyoruz. Çünkü usta artık çırak yetiştirmiyor.

    'Neden?' diye sorduğunuzda, '3 gün sonra işi biraz öğrendiğini düşünüp, beni devre dışı bırakırlar' diyor. Çünkü daha az ücrete fikir işçisi çalıştırma ilkesi benimsenmiş durumda. Bu noktada ekonomik sorunlar da elbette etken. Ancak, habercilerden şikayet edenler, habercilerin imkanlarını artırsınlar ki, toplum da deneyimli habercilerin kalemlerinden daha sağlıklı haberler alabilsin'' şeklinde konuştu.

     

    “Basının görevi milletin sesi olmaktır”

     

    Taşkın sözlerini şöyle sürdürdü:

    ''Atatürk, “Basın milletin ortak sesidir” diyor. Çok yerinde ve doğru bir söz. Basının görevi Milletin sesi olmaktır. Eğer basın gücün ya da sermayenin hizmetine girerse gün gelir o güç ve sermaye ile biter. Bu da Milletin yararına değil zararına bir durumdur. Bu nedenle haberci yetişenlerin branşlaşma konusundaki deneyimlerinin ne olduğuna iyi bakılmalıdır.

     

    Diğer yandan Hazreti Peygamber 'işi ehline verin' diyor. Yani yine aynı noktaya geliyoruz. Branşlarında uzmanlaşma, habercilik görevini ifa etmek, sermayenin ya da gücün sesi değil, halkının, milletinin sesi olmaktır. Halkının sesi olan medya ise gücünü milletten alır ve sırtı yere gelmeyecektir.

    Branşlaşmadaki en büyük handikap ise branşı konusunda sürekli haber yapan habercilerin taraf olmamaya özen göstermeleridir. Yani x partiyi takip eden siyasi muhabir belli süre sonra o parti gibi düşünmemelidir. Tüm haberlerinde doğruyu ve halkın menfaatini ilke edinmelidir. Yargı muhabiri ya da güvenlik muhabirleri de tarafsızlıklarını korumalıdırlar. Bunun denetimini de medya kuruluşlarının yöneticileri yapmalıdır.''

     

    Yetişmiş insana değer verilmesi gerektiğini, bir insanın 30 yılda 40 yılda yetiştiğini anlatan Taşkın, ''ancak biz bu deneyimi kenara itip emekliye zorluyoruz, bu medyada da böyledir. Bugün habercilerin ceplerinde Başbakanlığın verdiği sarı basın kartları var. Bu haberciler ülke için birer değerdir. İşsiz kaldıklarında sahiplenilmeliler. Başbakanlık basın kartı verdiği bu kişileri Basın yayın enformasyon bünyesinde ya da oluşturulacak bir bünyede merkeze çekilen valilerin değerlendirildiği gibi değerlendirmelidir'' diye konuştu.

     

    “Basın ülkenin düşünen beyni ve konuşan dilidir”

     

    Türk basınının yönlendirilmemesi, doğru haberleri halkına duyurmasının, yani milletinin sesi olmasında iktidarların sorumluluk taşıdığına dikkati çeken Taşkın, kırmak, dökmek yerine, çözüm yolları aramanın, yeni fikirlerle ülkenin kalkınmasında ortak nokta bulmak gerektiğini, bu noktada da iktidarın da sermayenin de sorumluluklarının olduğunu öne sürerek şunları kaydetti:

    ''Çünkü ülkenin huzuru herkesi ilgilendirir. Basın ise ülkenin düşünen beyni, konuşan dilidir. Beyni özgür bırakmazsanız, dili söyletmezseniz felçli insanın durumuna düşürürsünüz. Felçli insan sadece vardır. Düşüncesi ve hareketi kısıtlıdır. Bu insan konuşamıyorsa ya da bazı cümleleri söyleyemiyorsa ne olur siz düşünün? (yandaş medya) söylemlerini kullananlar milletine de haksızlık ediyor. Bu söylemlerin bitmesi, taraflı değil, halkın ihtiyaçları doğrultusunda doğru ve tarafsız haber ilkesi için bilgi ve birikime önem vermeliyiz.”

     

     

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı