« Hürriyet.com.tr
MENÜ

"Türk antrenörler dik kafalılar"

Önce iki damla gözyaşı süzüldü yanaklarından...

Funda AYAZ /fayaz@hurriyet.com.tr
SON GÜNCELLEME

Sonra hafif de olsa bir ağlama sesi duyuldu...

O an bir ‘’Melek’’ gökyüzüne doğru yükseldi sanki..

Hem ellerde, hem omuzlarda…

Arzu Göllü’ydü o yükselen...

1979 yılında parkelerde başlayan bir serüven, 3 Mayıs 2011’de havalarda son buldu...

Türk Voleybolu’na damga vuran "Göllü" soyadının 2 numaralı ismi Arzu Göllü, Fenerbahçe Acıbadem’e karşı son kez giydiği Galatasaray Medical Park formasıyla 42 yaşında aktif sporculuk yaşamını omuzlarda ve ellerin üzerinde noktalarken, bayrağı da kızı Duru’ya devretti...

Arzu Göllü’yü anlatmaya sayfalar yetmez...

33 sene boyunca voleybol oynaması...

270 kez milli formayı ıslatması...

Yaşadığı şampiyonlukları...

Aldığı kupa ve madalyaları..

Hangisini anlatsak...

Kelimeler onu anlatmaya yetmeyince yapılacak tek şeyin Arzu Göllü’yü kendisinin anlatması olduğunu düşündüm ve telefona sarıldım. Arzu Hanım, bütün kibarlığıyla röportaj isteğime olumlu yanıt verdi ve tatlı mı tatlı kızıyla beraber samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Voleybol camiasının sevilen ismi ile sporu bıraktıktan sonra neler hissettiğini, bundan sonra neler yapacağını ve başarısının sırrını konuştuk.

İşte "Büyük Kaptan Arzu Göllü" ile yaptığımız voleybola doyacağınız bir röportaj,

ARZU GÖLLÜ'NÜN VEDASINDAN FOTOĞRAFLAR

- 3 Mayıs’tan sonra kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Daha çok yeni. Bir koşturma var. Bir yanda Duru’nun okulu, bir yanda yeni bıraktığım için röportajlar falan nasıl geçtiğini anlayamadım daha.

- Öncelikle spor hayatınız nasıl başladı?

1969 Ankara doğumluyum. 3 yaşına kadar Ankara’daydık daha sonra İstanbul’a taşındık. 1979 yılında Eczacıbaşı’nda cimnastiğe başladım. 2 sene jimnastik yaptıktan sonra voleybola geçtim. Eczacıbaşı’nda 17 sene boyunca oynadım.  Ama buarada  başka kulüplere de transferim oldu. 1992’de Galatasaray’da 3 sene oynadıktan sonra  1 sene Emlak Bankası’nda oynadım. Daha sonra yine Galatasaray’a geri döndüm. 2 sene sonra Eczacıbaşı’na dönüş yaptım. 2000-2001’de Duru’nun doğumuyla 2 senelik voleybola ara vermek zorunda kaldım. 2002’de Beşiktaş’ta 5 sene oynadıktan sonra , 1 sene Karşıyaka,  3 sene Vakıfbank GS TT ve son olarak da 1 sene Galatasaray’da spor yaşamımı noktaladım./images/100/0x0/55ea98c0f018fbb8f88a567c

-Voleybolun duayenlerinden Cengiz Göllü’nün kızısınız. Babanızın baskısıyla mı voleybola yöneldiniz yoksa kendi tercihinizmiydi?

Bu çok otomatik olarak gelişti. Zaten sürekli spor salonlarındaydım kız takımının, erkek takımının idmanlarına gidiyordum. Elimde topla büyüdüm.

-Cimnastikten voleybola geçişiniz nasıl oldu?

Cimnastikte uzun boy dezavantaj oluyor. Benim de boyum o zaman yaşıtlarıma göre daha uzundu. Bir de takım sporu yapmak daha eğlenceli. O yüzden voleybolu tercih ettim. Tabi babamın yönlendirmesi de oldu.

-Babanızla aynı takımda çalıştınız. Nasıl kurdunuz o dengeyi? Zor muydu babanızla çalışmak?

Zorlukları oldu mutlaka. Çok hırslı bir antrenördü babam ve başarılara odaklanmış birisiydi. Bir yere gelmek belki kolay olabiliyor ama orada uzun süre kalabilmek çok zor.  Yenilgiden sonra sporcular kafa dağıtmak için arkadaşlarıyla olur, eve gider ama biz aynı evde olduğumuz için böyle bir fırsatımız olmuyordu. Bu belki haftalarca sürerdi. Bunun üzerine toplantılar yapılır, videolar seyredilir , konuşulurdu. Bu açıdan zordu sahiden. Ama tabiî ki Cengiz Göllü’nün kızı ve oyuncusu olmak çok büyük bir şanstı benim için.

- Cengiz Göllü’nün babanızın olması dezavantaj oldu mu sizin için?

Bazen diyorum belki babam olmasaydı daha rahat olabilirdim. Ama bu çok tatlı bir baskıydı. Her zaman bununla gurur duyduğum için ona göre hareket ettim.

-Voleybola başladığınızda smaçördünüz, daha sonra pasör oldunuz. Bu geçiş nasıl oldu?/images/100/0x0/55ea98c0f018fbb8f88a567e

Boyum uzamamaya başladı, takım arkadaşlarıma göre kısa kaldım, smaçörlükte uzun boy ve iyi bir fizik gerekiyor. Hal böyle  olunca pasörlüğe geçiş yaptım. Ayrıca benim liderlik vasfım da vardı. Pasörlüğün en büyük özelliği de bu olduğu için bu tarafa yöneldim.

HAYATA BİR DAHA GELSEM YİNE VOLEYBOLCU OLURUM

- 33 yıllık bir serüven… Şöyle bir geriye dönüp baktığınızda ne düşünüyorsunuz? İyiki voleybolcu olmuşum diyor musunuz?

Her zaman iyiki voleybolcu olmuşum diyorum. Hatta dünyaya bir kere daha gelsem kesinlikle yine voleybolcu olmak isterdim.  Hiçbir zaman yaptığım işten tatmin olmadım. Kendimi yeterli görmedim, daha iyi olmak için hep çabaladım. Her çalıştığım antrenörden bir şeyler kapmaya çalıştım. Öğrenmenin sonu olmadığı için son seneme kadar hep birşeyler öğrenmeye çalıştım. Voleybol sürekli gelişen bir olay. Benim ilk başladığım zaman gibi değil çok değişti voleybol.

YURT DIŞINA KEŞKE GİTSEYDİM

- İçinizde ukte olan bir şey var mı?

Yapamadığım içimde ukte olan, bir iki kere yurt dışından teklif geldi ama gitmedim. Bazen acaba gitsemiydim diye düşünüyorum. Bir de birkaç kez milli takım kampına katılmadım . Üniversite Oyunları’na çağrılmıştım, gitmedim. Bir kere Dünya Şampiyonası şansımız vardı kendi sebeplerimden dolayı katılmadım. Bunlara gitsem iyi olurdu diye düşünüyorum.

-Neden gitmek istemediniz?

Yaşım çok ufaktı, 18 yaşındaydım. Türkiye’nin en iyi kulübü Eczacıbaşı’nda oynuyordum. Bizim her zaman Avrupa’ya kapımız açıktı. Bu yüzden Avrupa özlemim olmadı. Ama o ortamı görmek her sporcunun isteyeceği bir şeydir.

-Çeşitli alanlarda birçok şampiyonluk yaşadınız. Unutamadığınız bir galibiyet var mı?

1998 senesinde Eczacıbaşı’nda şampiyon kulüplerde dörtlü finalde  ilk gün Rusya’ya yenilmiştik orda çok büyük bir üzüntü yaşamıştık.  Sevinçlerimi sorarsanız saymakla bitmez çok. 2 kez Avrupa ikinciliğim var onlarda çok mutlu olmuştum. Challenge Cup birinciliğim var.

-Türkiye ligine dönersek ezeli rakipleriniz arasında unutamadığınız galibiyet var mı?

O kadar çok böyle maç var ki… Eczacı’da oynadığım dönemlerde Vakıfbank ile final oynardık. Onlarla geçen maçlar güzel olurdu.

ECZACIBAŞI'NIN YERİ AYRIDIR

-Bir çok takımda oynadınız. Hangi takımın yeri sizde ayrıdır?

Ben her gittiğim takımı yuvam gibi gördüm, o yüzden ayrım yapmıyorum. Ama Eczacıbaşı’nda 17 sene oynadığım için orası ikinci yuvam gibiydi.

-Son takımınız Galatasaray haricinde Fenerbahçe dahil bir çok taraftar sizden övgü dolu sözlerle bahsediyor. Bunu nasıl başardınız?

Maç sırasında da bizim çok gergin agresif olduğumuz zamanlar oluyor ister istemez. Bu zamanlarda kendimi tutmaya çalışmışımdır hep. Bu yaşla ve tecrübeyle de alakalı. Ayrıca ben sadece Arzu Göllü değildi, babamın da kızıydım. Onun ağırlığını da her zaman taşıdım. Hiçbir zaman ailemize kötü bir söz gelmemesine çok dikkat ettim. Ben hiçbir zaman yaptıklarımdan tatmin olmadım bunun etkisi de olabilir.

- Jübilenizi ne zaman yapacaksınız?

10 Eylül Cumartesi günü Burhan Felek’te yapacağım. Saat 14.00’te başlayan bir program olacak. Maçtan önce çeşitli etkinlikler ve fotoğraf sergisi olacak. Sanatçılar gelecek. O arada da benim bir vedam olacak.

VOLEYBOLU SADECE SEVMEK YETMİYOR

- Tecrübeli bir voleybolcu olarak genç nesile neler tavsiye etmek istersiniz?

Ben ilk olarak şunu söylemek isterim; ben bu işi çok severek yaptım. Ve sevdiğim için başarılı oldum. Çünkü başarının böyle geleceğini düşünüyorum. Sadece sevmek de olmuyor, çok disiplinli olmak, sorumluluk sahibi olmak  gerekiyor. Sosyal yaşantımdan çok fedakarlık yaptım. Hem gideyim alışveriş merkezlerinde dolaşım, internette geç saatlere kadar takılayım hem de antrenmana gideyim olmuyor. Böyle başarılı olunmaz. İnanın son seneme kadar yememe içmeme vitaminime uyku saatlerime dikkat ettim. Allah’a çok şükür sakatlık nedir bilmiyorum. Ameliyatım yok, aylarca sahalardan uzak kaldığım dönem olmadı. Sadece milli maçta ayağım kırıldı o da 3 ay sürdü. Ama bu bir sakatlık değildi kırıktı sonuçta.

NESLİHAN'I ÇOK BEĞENİYORUM

-Beğendiğiniz voleybolcular kimler?

Neslihan’ı beğenmemek mümkün değil, dünya zaten onu beğeniyor kabul ediyor. Onunla Vakıfbank’ta 1 sene oynadım kendimi çok şanslı hissettim. Fenerbahçeli Naz’ı çok beğeniyorum. O da özel bir yetenek. Mesela Fenerbahçe’deki Seda ve Eczacıbaşı’ndaki Esra ile çalışamadım. Ama her zaman onları çok beğendim. Vakıfbank’taki Özge – Gözde kardeşleri, Fenerli Nihan’ı, Eda’yı çok beğeniyorum. İlk aklıma gelen oyuncular bunlar yoksa beğendiğim daha bir çok oyuncu var.

- Voleybolda çıtamız gitgide yükseliyor. Genç voleybolcularımız da (yıldız kızlar) çok başarılılar. Türk voleybolunu değerlendirir misiniz?

Gerçekten bayan voleybolu Türkiye’de en başarılı spor dalı. Ferdi sporları saymıyorum. Ne futbol ne de basketbol böyle başarılar elde etti.  Yıldız Kızlar’ın başarısı sahiden muhteşem bir şey.

TÜRK ANTRENÖRLER AT GÖZLÜĞÜ İLE BAKIYORLAR

Türkiye’de bence sporcu potansiyeli var biz eğitici problemi yaşıyoruz. Türkiye’ye o kadar iyi antrenörler geldi ki onların katkısının olduğunu düşünüyorum. Türk antrenörlerimiz de başarılı ama daha açık görüşlü olmaları gerektiğini düşünüyorum. Ben şunu gördüm yabancı antrenör yanında yardımcı Türk antrenörüyle çalıştırır. Birgün antrenmana çıkmaz bir problemi vardır, Türk antrenör çalıştırır.  O gelir bambaşka idman yaptırır.  Kompleksini aşamamıştır çünkü. Antrenör bir yol çizmiştir başarılı oluyordur ama yardımcı antrenör onun arkasında gideyim demez kendi bildiğini okur. İşte bu yüzden Türk antrenörleri başarısız oluyorlar. Dik kafalılar, at gözlüğü ile bakıyorlar.
Benim babam hem yabancı antrenöre hem de yabancı oyuncuya çok karşıydı. Ama o kadar çok Türk antrenör denendi ki alınan sonuçlarda başarılı olmadı. Enteresan şekilde de Türk oyuncular yabancı antrenörlere daha çok güveniyorlar. Bunun nedeni başarı ve karakter. Oyuncularla kurdukları iletişim çok iyi. Türk antrenör kişilik çatışmasına girebiliyor sporcuyla ama yabancı antrenörle bu sorunu asla yaşayamazsın. Yabancı antrenör için bu senelerin Arzu’sudur, bu Neslihan’dır öyle bir şey yok. 18 yaşındaki kızla benim pozisyonum aynıdır.

-Türk antrenörlerden  kimi beğeniyorsunuz?

Adnan Kıstak, Gökhan Edman, Mehmet Bedestenlioğlu ile çalıştım bu antrenörler başarılıydılar.

- Kendiniz gibi kızınız Duru’yu da voleybol oynuyor. O nasıl başladı?
/images/100/0x0/55ea98c0f018fbb8f88a5680
Ben nasıl voleybola başladıysam o da otomatikman bu spora başladı. Antrenmanlara giderken onu götürdüğüm için mecburen o da sevdi bu sporu.

Duru : Mecburen değil seviyorum ben.

- Kızınıza ne öğütte bulunuyorsunuz?

Kızıma hep söylediğim; takım arkadaşlarınla uyumlu ol, disiplinli ol, antrenörü can kulağıyla dinle antrenmanda sessiz ol, hırslı ol diyorum. Çünkü ben kendimi çok yıprattım. Maç kaybedildiğinde kendime gelebilmek günlerimi alıyordu. Artık böyle bir şey yok. 1 sayı attın 2. sayıya odaklan. Ben bu psikolojik baskıyı çok yaşadım Duru’nun bunu yaşamasını istemem. Hataların üstünde çok durmamasını öğütlüyorum.

-Sen de annen gibi başarılı bir kaptan olacak mısın?

Duru:
Evet, çok istiyorum

DURU OLDUKTAN SONRA ÇOK ZORLANDIM

-Hem anne hem voleybolcuydunuz. Bu dengeyi nasıl kurdunuz, zorluk yaşadınız mı?

Aslında çok zorlandım. Gerçekten çok zor. Şimdi Neslihan ile konuşuyoruz o da bir anne. Bir kere çocuğunuza yeterli vakit ayıramadığınız için manevi üzüntü yaşıyorsunuz. O yanınızda olunca da antrenmanın disiplinini bozuyorum gibi düşüncelere kapılıyorsunuz. Yeteri kadar ilgilenemiyorsunuz gezmesi, oyunu, okulu vs. onu programlamak çok zor. Eskiden genç anne olup çocuğunuzun sizinle büyümesini tavsiye ederdim. Şimdi ise sporu bırakın ondan sonra anne olun diyorum. Çocuğunuz mutlu siz mutlu olun.

-Voleybol camiasının avantajları nelerdir?

Aslında 3 büyüklerin olaya daha önem göstermeleri gerekiyor. Fenerbahçe mesela 3 senedir hem çok iyi kadro kuruyor hem de liderliğe oynuyor. Bu sene Galatasaray ilk 3’e oynuyor. Bu da futbolun seyircisi voleybola biraz olsun çekti. Keşke daha çok olsa. Enteresan bir şekilde voleybolun her zaman kendine has bir seyircisi oldu. Aslında bu sadece Türkiye’de değil dünyada böyle. Polonya’da voleybol 1.sırada, İtalya, Almanya gibi ülkelerde ise 1.sırada futbol oluyor voleybol her zaman üçüncü oluyor.

-Bundan sonra yapmak istedikleriniz nelerdir?

Voleybolun içinde kalmak istiyorum ama yoruldum. Artık kızımla ilgilenmek istiyorum.

fayaz@hurriyet.com.tr


Bunları da Beğenebilirsiniz