Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Turizm Bakanlığı'ndan Bayındır'a tahsis

<B>BEN </B>yazmaktan sıkıldım, onlar devleti yemekten sıkılmadılar.

Ben bıktım, onlar bıkmadı.

Neyse ki, bıksam da, sıkılsam da en az onlar kadar inatçıyım.

Yazacağım. Sonuna kadar.

Konumuz yine Bayındır Holding.

Yani Süleyman Demirel'in ‘‘Aile fotoğrafının’’ bankası da elinden gittiği halde hálá serbestçe dolaşan üyesi.

Bankasına el konulduktan sonra pek ortalıkta görünmeyen Bayındır Holding'in patronu Kamuran Çörtük, son günlerde yine piyasada görünmeye başladı.

‘‘Türkiye'de iş yapmak istiyorsan benimle ortak olmak zorundasın’’ diyerek Bolu Tüneli'ni yapan Astaldi'ye ‘‘durduk yerde’’ ortak olan ve şimdi oradan para koparmaya çalışan Bayındır'a, yine bir ‘‘devlet imkánı’’ sağlandı.

TURBAN Genel Müdürlüğü'ne ait Antalya Beldibi mevkiindeki bir ‘‘tatil köyü’’ Bayındır'a devredildi.

Hem de ‘‘arazi tahsisi’’ adı altında. İhalesiz, keyfe keder bir şekilde.

Özelleştirme bedeli 21 milyon dolar olarak belirlenen 240 bungalovluk bu tesis, önce TURBAN Genel Müdürlüğü'nden alınarak Turizm Bakanlığı'na, oradan da ‘‘arazi tahsisi’’ adı altında Bayındır Holding'e devrediliyor.

İçinde spor sahaları, personel bölümleri ve 240 adet bungalovu bulunan, denize sıfır plajlı tatil köyü her türlü yasa hiçe sayılarak özelleştirme kapsamından çıkarılıyor. Ve Bayındır'a veriliyor.

Turizm Bakanlığı, 4046 sayılı yasa gereği satması ve elde edilen geliri devlet kasasına koyması şart olduğu halde, bu tesisi ihalesiz, rekabetsiz Bayındır'a veriyor.

Acaba bu rezaletin de tam olarak ortaya dökülmesi için Cumhurbaşkanı'nın Devlet Denetleme Kurulu'nu devreye sokması mı gerekiyor?

Gerçi DDK devreye girse bile, onurlu savcılara dünya dar edilerek işler kapatılmaya çalışılıyor.

Ama yine de hiç değilse bunu yapanlar biraz huzursuz oluyorlar.

Avanta sürsün isteyen gazeteciler

CUMHURİYET Gazetesi'ndeki ‘‘gazeteci’’ ablamız Şükran Soner, benim basın kartlarına sağlanan ‘‘avantaların’’ kaldırılmasından duyduğum sevinci kınıyor.

Bakın ne diyor:

‘‘Medya yıldızları için ücret transfer ölçüsünün gazetecilik değil, holding çıkarına hizmet olduğu bir düzende, özel tahsis edilmiş araç ve şoförlerle meyda sentırlara gidip gelenler, gazetecilerin basın kartlarını kamunun hortumlanması olarak değerlendirdiler.’’

Özel tahsis edilmiş şoförüm yok.

Holding çıkarlarına hizmet ettiğimi iddia edenin alnını karışlarım.

Onlar ayrı mesele de, ben sendikacı Şükran Soner'in bakışındaki çarpıklığı vurgulamak istiyorum.

‘‘Biz çok kazanıyormuşuz, tuzumuz kuruymuş o yüzden basın kartına karşıymışız.’’

Şükran Soner
gayet iyi bilecektir ki, ben bu mesleğe başladığım, kendisinin de şu an yazarı olduğu gazetede üç otuz maaşla muhabir olarak çalıştığım yıllarda da basın kartına karşıydım.

Çünkü ben doğrunun ve ilkenin para ile ilişkisi olduğunu savunanlardan değilim.

İki, eğer basın kartının sağladığı avantajlar ‘‘geliri düşük’’ gazetecileri korumak içinse, toplumun ‘‘geliri düşük’’ diğer fertlerinin günahı ne?

Basın çalışanları ‘‘ayrıcalıklı bir zümre’’ mi?''

Gazetecinin az kazananı kamudan bazı ayrıcalıklar almaya layık da, fabrika işçisinin az kazananı değil mi?

Ya da aynı gazetenin matbaasında 212 değil de, 1475 sayılı yasaya tabi olan adam değil mi?

Bıraksınlar bu fukara söylemini.

Fukara her meslekte fukara, gazeteci olanının ayrıcalığı ne!

Engellilere ayıp etmeyin

BELEDİYE hizmetlerinden ‘‘avantadan yararlananların’’ bu haklarının ellerinden alınmasını hararetle alkışlayanların başında geliyorum.

Ancak bir büyük hata yapılıyor. Bu hizmetlerden indirimli veya ücretsiz olarak yararlanan ‘‘bedensel engelli’’ vatandaşlarımızın hakları da yok oluyor.

Bu kişilerin acil bir biçimde tekrar kapsama alınması konusunda belediyelerin gerekli duyarlılığı göstereceğini umuyorum.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Gazete sütunları kompleksleri tatmin yeri olmadığı zaman.
X