Turizm Bakanı uyuyunca daha faydalı oluyor

HERKES Turizm Bakanı Atilla Koç’un uyumasından şikáyetçi. Ben ise tam aksi kanaatteyim. Bakan Bey uyusun. Hatta daha da çok uyusun.

Çünkü uyurken ‘zararsız’.

Uyanıkken ise tam bir ‘saatli bomba’. Bakan Bey röportaj yapıyor ve ‘bombayı’ patlatıyor:

‘Turistleri kazıklayan halıcıları açıklayacağım.’

Bu ne demek: ‘Türkiye’de bazı halıcılar turistleri kazıklıyor.’

Peki bu yabancı basına, özellikle de Türkiye’nin turizmdeki artan payından rahatsız olanlar sayesinde nasıl yansıyacak:

‘Türkiye’nin Turizm Bakanı açıkladı: Halıcılar turistleri kazıklıyor.’

Yarın Der Sipegel’de çıkacak böyle bir açıklamanın Türk turizmi açısından ne anlama geldiğini acaba Sayın Bakan biliyor mu, anlayabiliyor mu?

Hiç zannetmiyorum.

Ama Bakan zaten Türkiye’deki sistemi bilmiyor ki.

Turizm Bakanı değil, bakanlık turisti sanki.

Bu köşede rezaleti yazdım, Sayın Bakan uyumaktan okumaya vakit bulamamıştır, tekrarlayayım.

Türkiye’de özellikle de ‘düşük sezonda’, turizmi ‘hanutçular’ finanse ediyor.

Tur operatörlerine veya seyahat acentelerine turist başına ödeme yapıyorlar.

Ülkesine göre miktar değişiyor. Alışveriş potansiyeli yüksek bir ülkenin vatandaşı için bu miktar 250 Euro’yu bulabiliyor.

Tur operatörü de bu yolla ‘ucuz fiyatlı tur’ organize edip Türkiye’ye turist getiriyor.

Ucuz turun acısı, halı ve kuyum satışlarıyla çıkarılıyor.

Halı ve kuyum satıcıları, tur operatörüne verdikleri parayı, halı ve kuyumun üzerine ekleyip geri alıyorlar.

Sistem de böyle işliyor.

Tabii Bakan Bey bütün bu olan bitene Fransız turist olduğu için Türk turizmini dışarıya ‘gammazlıyor’.

Bu sistem doğru olmayabilir.

Ama Turizm Bakanı’nın yapması gereken Türkiye’nin turist kazıklayan bir ülke olarak algılanmasını sağlamak değil, yanlış sistemi düzeltmeye çalışmaktır.

Başbakan’ın genelgesini kimse takmadı

TASARRUF Genelgesi’ni eleştirerek, ‘karşılama ve uğurlama’ tantanasına değinmem üzerine Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer bundan böyle karşılama ve uğurlamalarda uyulması gereken kuralları içeren Başbakanlık Genelgesi’ni yolladı. Buna göre Başbakan ve bakanların yurtiçi seyahatlerinde uğurlama ve karşılama havaalanı mülki amiri ve emniyet amirleri tarafından yapılacak. Başbakan’ın yurtdışı seyahatlerinde başbakan vekili, başbakanlık müsteşarı, Ankara Valisi, garnizon komutanı, büyükşehir belediye başkanı, emniyet müdürü ve protokol genel müdürü uğurlama heyetinde yer alacak.

Bakanların yurtdışı seyahatlerinde ise sadece havaalanı mülki amiri ve emniyet amiri ile özel kalem müdürleri bulunacak. Karşılama ve uğurlamalar tören şekline sokulmayacak. Bunların hepsi iyi hoş ama uyulacak mı?

Bence uyulmayacak.

Çünkü Başbakan’ın ABD gezisi öncesi Esenboğa Havalimanı yine ana baba günüydü. Kim var kim yok oradaydı. Genelge daha mürekkebi kurumadan çiğnenmişti. Hem de yayınlayan Başbakan’ın gözü önünde.

By-pass mı, stent mi?

NEW
York Başkonsolosumuz Ömer Önhon’un evindeki bir davette, ABD’de yaşayan çok başarılı bir Türk kardiyologla tanıştım. Çok ünlü bir kalp cerrahının ekibinde yer alan, önemli bir isim.

Her Türk gibi bedava doktor bulunca sağlık konuşmaya başladık. İlginç bilgiler verdi. Sizinle paylaşmak istedim.

Son yıllarda kalp hastalıklarıyla ilgili olarak büyük değişiklikler olmuş. Cerrahi müdahale, yani by-pass operasyonları giderek ‘masraflı ve gereksiz’ hale gelmeye başlamış. Çünkü stent gibi ameliyatsız kardiyolojik müdahaleler, en az by-pass operasyonları kadar olumlu sonuçlar verirken, hastaların günlük yaşama daha hızlı dönmelerine yol açarak ekonomik kayıpları azaltmış. Bunun yanı sıra, özellikle yaşlı hastalarda riski minimuma indirerek müdahale kolaylığı getirmiş.

‘Peki o zaman neden hálá by-pass yapılıyor?’ diye sordum.

‘Çünkü’ dedi, ‘Kardiyolojik müdahale, yani stent takmak birkaç saatlik iş ve maliyeti bir-iki bin dolar. Oysa ameliyat, önü arkasıyla uzun bir süreç ve maliyeti 20 bin dolardan başlayıp yukarı doğru gidiyor’.

‘Yani para için hastalar mı kesiliyor?’
diye sordum haliyle.

‘Tam öyle denemez. Ama by-pass giderek demode oluyor. Bu yüzden de cerrahlar hep ön planda kendilerini göstermek zorunda kalıyorlar’ dedi.

Bu sözler tıpta yeni bir tartışmayı başlatabilir diye düşünüyorum.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Komplekslerimizin tatminini kurum çıkarı adı altında gerçekleştirmediğimiz zaman.
Yazarın Tüm Yazıları