Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türbanla başlar...

Oktay EKŞİ

Maksat masum bir ‘‘örtünme’’ olayını tanımlama değildi. O yüzden ‘‘örtünme’’den değil, ‘‘şeriat’’ özlemini ifade etsin diye ‘‘tesettür’’den söz ediyorlardı. Oysa bu iki kelimenin aynı anlama geldiğini biliyorlardı.

Başörtüsü ile -gerçekte türbanla hiç ilgisi olmamasına rağmen- şimdi ‘‘türban’’ diye kullanılan kavram da ona döndü.

Eğer özellikle Anadolu kadınının başını örtmesinden söz ediyorsanız, ‘‘başörtüsü’’ kelimesini kullanmalısınız. Ama ona siyasi bir amaç, özellikle ‘‘şeriat özlemi’’ ilave etmek istiyorsanız, artık onun adı, ister yanlış ister doğru olsun, ‘‘türban’’dır.

Üniversitelerde ve bazı devlet dairelerinde kullanılmak istenen ‘‘başörtüsü’’ değildir. O düpedüz ‘‘türban’’dır ve meselenin Sayın Recai Kutan'ın koyduğu gibi ‘‘insan hakları’’ parantezi içinde açıklanmak istenmesi, mızrağı çuvala sokmaya çalışmaktan farklı değildir.

Tansu Çiller Hanım'ın Kütahya Meydanı'na astırdığı posterdeki örtünün de aslında ‘‘başörtüsü’’ değil, ‘‘türban’’ sayılması gerektiği gibi...

Bunları söylüyoruz, Türkiye'de başını örten hanımların sayısının -özellikle kırsal alanda- çok olmasına rağmen, aylardır üzerinde kıyamet kopartılan ‘‘türbanlı’’ takımın ne nicelik ne de nitelik açısından ülke genelini yansıtan bir gerçek olmadığını anlatmak için.

Aslında bunlarla ilgili asıl hayati yanlış taa 12 Eylül döneminde yapıldı. Sözde -yani kâğıt üstünde- cumhuriyetin değerlerini koruyan genelgeler gönderilirken, pratikte imam hatip okullarındaki kız öğrencilerin başlarını örtmelerine izin verildi.

Sonra da bu çocuklar imam hatip liselerini bitirip üniversiteye gidince ‘‘Olamaz, başınızı açmadan içeri giremezsiniz’’ denildi.

Onu Turgut Özal'ın, ‘‘Üç beş çocuk başını örttü diye kıyamet kopmaz’’ şeklindeki fetvası (!) izledi.

Ve işte şimdi olay seçim malzemesi olacak boyutlara ulaştı.

Hatta DSP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit'in, geçenlerde bu konuda ‘‘esnek davranılması’’ yolunda sözler söyleyen Başbakan Mesut Yılmaz'a dolaylı şekilde tarizde bulunmasına yol açtı.

Şimdi Türkiye iki yoldan birini seçmek zorunda:

Ya hukukun dediğini yapacak, yani Anayasa'nın koyduğu sisteme Anayasa Mahkemesi ile Danıştay'ın verdiği (herkesçe uyulması zorunlu) kararlara saygılı davranacak, bunları uygulayacak...

Veya ‘‘türban’’dan oy uman siyasetçilerin doğrultusuna sapacak. Önce ‘‘esnek’’ davranacak, üniversitelerde uygulanan kuralların çürütülmesine razı olacak. Ardından devlet dairelerinde bazı kadın memurların ‘‘türban’’lı çalışmalarına göz yumacak. Sonra ‘‘tıp fakültesinde kız öğrenciler inançları gereği erkek kadavrasına el sürmeyebilir, kadın doktor erkekleri muayene etmeyi reddedebilir’’e ‘‘evet’’ diyecek.

Sonra da... Oy uğruna ‘‘şeriatçı’’ kesilen Pakistan politikacılarının Pakistan'ı götürdükleri noktaya gelecek.

Tercih Türkiye'nin...













X

YAZARIN DİĞER YAZILARI