Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türban yasasının akıbeti

ANAYASA Mahkemesi raportörü, türbana üniversitelerde izin veren Anayasa değişikliğine karşı CHP’nin açtığı dava hakkındaki görüşünü Mahkeme Başkanı’na sundu.

Raportöre göre mahkeme, Anayasa değişikliklerini ancak şekil bakımından denetleyebilir, esastan denetleyemez;
Anayasa’nın değiştirilemez maddeleri dava konusu değişikliklere karşı dermeyan edilemez; mahkeme yasama gücünün yerine kendini koyamaz.

Ne var ki, son derece güçlü bu üç sava rağmen mahkemenin iptal kararı alması olasılığı bertaraf edilmiş sayılamaz.

Anayasa Mahkemesi, 1961 Anayasası ile kurulduğundan beri zaman zaman yetkilerini son derece geniş bir şekilde yorumlamak eğilimde olmuştur.

Bu eğilimi, 8 Mayıs’ta Zaman Gazetesi’nde yayımlanan "Anayasa değişikliklerinin yargısal denetimi" başlıklı yazısında Prof. Dr. Ergun Özbudun çok kapsamlı bir şekilde inceliyor.

Ben bu sütunun sınırları çerçevesinde tahlilini özetlemeye çalışacağım.

* * *

Özbudun,
1961 Anayasası’nda, Anayasa değişikliklerinin mahkemenin denetimine tabi olması konusunda bir hüküm bulunmamasına rağmen, mahkemenin 1970 yılında verdiği bir kararın gerekçesinde esas yönünden denetim yetkisine sahip çıktığını hatırlatıyor.

Muhtemelen bu karara tepki olarak 1971’de yapılan bir Anayasa değişikliğinde, mahkemenin Anayasa değişikliklerini ancak şekil bakımından denetleyebileceği hükme bağlanmış.

Ancak mahkeme, 1971’den sonra da Anayasa değişikliklerini esastan denetlemeye devam etmiş.

Anayasa’daki Cumhuriyet’in değişmezliği ilkesinde, amacın sadece Cumhuriyet kelimesini değil, Anayasa’da nitelikleri belirtilmiş Cumhuriyet rejimini korumak olduğu yolundaki görüşünü sürdürmüş.

Bu şekilde içtihat yaratılarak denetim yetkisi oluşturulmasına birçok Anayasa hukukçusunun karşı geldiğini de Özbudun naklediyor.

Örneğin, Mümtaz Soysal’ın tepkisi şöyle olmuş:
"Bu çok tehlikeli bir gerekçe. Sonunda toplumu ’yargıçlar devleti’ denen bir anlayışa götürmesi, halkın oyları ile kurulmuş bir parlamentonun elindeki değiştirme yetkisini hiçe indirmesi mümkün... Anayasa Mahkemesi (...) bir değişikliğin Anayasa’daki temel ilkelerden birine aykırı düştüğünü savunarak Anayasa değişikliklerini iptal yetkisine sahip olursa, devlet sistemi içinde kendisine tanınan yeri aşıyor demektir."

Profesör Erdoğan Teziç’in görüşü de aynı yönde olmuş:
"...Anayasa Mahkemesi’nin, yapılacak bir değişiklikten sonra, bunu Anayasa’nın ruhuna aykırı görerek iptal etmesi halinde, asıl büyük tehlike, mahkemenin kurucu iktidarın da üstünde bir güç haline gelmesidir."

Özbudun
1982 Anayasası’nın, Anayasa değişiklikleri üzerindeki yargısal denetimi daha da sınırlandırdığını vurguluyor.

Denetim sadece şekil bakımından olacağı gibi, şekil denetimin kapsamı da daraltılmış, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığının saptanmasıyla tahdit edilmiş.

Anayasa Mahkemesi de, 1982 Anayasası döneminde, şimdiye kadar Anayasa’nın ilgili hükümleriyle bağdaşmayan bir karar almamış.

* * *

Anayasa Mahkemesi’nin türban yasası ve kapatma davası hakkında vereceği kararlara ilişkin yorumlara, eleştirilere ve spekülasyonlara yargıçların ve savcıların tepkisi kuşkusuz anlayışla karşılanmalıdır.

Ancak her iki davanın olabileceği kadar politik nitelikte olduğu da gözden kaçamaz.

Özellikle AKP’yi kapatma davasındaki kararın yansımaları siyasi denklemi ve istikrarı uzun vadeli olarak etkileyecektir.

Anayasa ile ilgili kararlar kaçınılmaz olarak önemli ölçüde siyasi sonuçlara yol açar.

Hukuk ile politikanın iç içe girdiği bir süreç söz konusudur.

Kararın gecikmesinin her açıdan sakıncaları da göz önünde tutulmalıdır.



Anayasa Mahkemesi’nin her iki davada da kararını bir an önce vermesinde sayılamayacak kadar yarar vardır.    

X