Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tüfeği alıp katliam yapana avcı denmez

Ünlü İspanyol düşünürü Jose Ortega, ‘‘Eğer doğaya dönme mutluluğunu tüm yoğunluğu ve saflığıyla tatmak istiyorsak, orada barınan vahşi yaratığın yoldaşı olmalı, ona benzemeye çalışmalı ve onun peşinden gitmeliyiz. Avcılık işte bu gizemli törenin adıdır.’’ diyor.

Daphne de Maurier'in, ‘‘Dağ Keçisi’’ndeki sözleri ise şöyle: ‘‘Sanılır ki avcının tüm düşüncesi avlayacağı trofenin duvardaki hayalindedir. Aslında avcı kendinin de anlayamadığı bir içgüdüyle avının peşinde koşar durur.’’ Avcılık yüz yıl önce tanımlandığı gibi ‘‘Sporların kralı-kralların sporu’’ mu, tutku mu, yiğitlik mi, yoksa ne? Bunları kar, yağmur, dağ, bayır demeden dolanan bir avcı bilebilir. Bir çift ördek uğruna buz tutmuş göllerde saatlerce bekleyen, bir yaban keçisine tüfek doğrultabilmek için uçurumlar aşan bir avcı. Avcılığın kitabını yazan, dilimize çeviren bir avcı. Yani Derin Türkömer.

Her şeyden önce avcının, avcılığın bir tanımını yapmak gerek.

- Avcı öldürmüş olmak için değil, avlanmış olmak için öldürür. Tüfeği alıp dağda katliam yapana avcı denmez. Avcılık bir spor değil, bir merak, bir yaşam tarzı bence. Dağ başında teksiniz, sizi seyreden kimse yok, yaptıklarınız yapamadıklarınız sizinle av arasında. Avın değeri meşakkati oranında artar. Avdaki arkadaşlık, dostluk, beraberlik, dayanışma, doğayla amansız mücadele muhteşemdir. Ben şu kadar vurdum, sen şu kadar vurdum derseniz katliam çizgisine yaklaşırsınız. Mesele çok vurmak değil, avlanmak. Avda rekabet iki avcı arasında değil, avcı ile hedefi arasında olmalı. İki tür büyük av meraklısı vardır; Birisi canı çekince hiç oyalanmadan silahı eline alıp dağa gider. Öteki ise eli boş dönmemek için sağlam plan yapıp en iyi zamanı ve şartları biraraya getirir. Ben ikinci tür avcılardanım.

Avcı avıyla gözgöze geldiğinde neler hisseder acaba?

- Avla göz göze geldiğimde ikimizin de doğanın bir parçası olduğunu hissederim. Burun deliklerinin açılıp kapandığını görecek kadar yakınken vurmaktan vazgeçtiğim, yol verdiğim geyik çok oldu. Ormanla o kadar güzel bütünleşmişti ki, o tabloyu devam ettirmesini istedim, onu vurmuş farzettim. İster büyük av olsun, ister küçük, her avcının içinde belki farkında bile olmadığı bilinçaltı bir sızlama vardır. Ama av olayının tamamlanması için avın vurulması lazım. Aslında balığın can çekişmesiyle domuzun can çekişmesi arasında hiç fark yok, tüfekle olta arasında da. Balık herkesin ortak ağız tadı olduğu için bu gerçek gözardı ediliyor.

Aslan avı 2500 dolar

Uçar avında 12, 16, 20'lik çifteler, kaçar avında ise pompalı dahil değişik çapta yivli silahlar kullanılır.

Afrika'daki manda, aslan, leopar, su aygırı ve fil avları 5 büyük olarak tanımlanır. Bunları avlamada daha çok büyük çaplı yivli çifte kullanılır. Yani iki ayrı tetik, iki ayrı meme, iki ayrı namlu, iki ayrı fişek.

Dört ayaklı hayvan avında Anglo-Saksonların ‘‘gearbox’’ denilen ve bizde ‘‘Kızılca koltuk’’ adı verilen ciğer ve kalbin olduğu bölgeye ateş edilir.

Büyük avlarda hedefe sabit nişan alır ve tetiği öyle çekersiniz. Kuş avlarında ise tüfeğinizin o harekete doğru yöneltmeniz gerekir.

Aslan avı 2500 dolar. Önceden lisanslarını çıkarıp, ödemeleri sonra yaparsınız. Vuramadığınız zaman bir şey ödemenize gerek yok.

Avda emniyet en gerekli şeydir. Avı görmeden ava silah çevrilmez, hatta tüfek omuzlanmaz, bulunulan yer terkedilmez. Mola için biraraya gelindiğinde veya av bittiğinde tüfekler kırılıp içindeki fişekler çıkartılır. Eğer ağızdan dolma tüfekse, kesinlikle boşaltılır.

Avcı avda sigara içmez, eğer içerse kesinlikle ona av gelmez. Çünkü av hayvanı içgüdüleriyle hareket eder, koku alma duygusu çok kuvvetlidir ve gözleri çok iyi görür.

İster kuş, ister büyük avda avcı kendisinin başka avcılar tarafından görülebilmesi için doğa renklerinden farklı renklerde fosforlu ceket veya şapkalar giyer.

Avlaklar artık özel sektöre kiralanmalı

Türkiye'de 1937'lerden kalma bir kanunla geyik, karaca vurmak yasak. Bu çok büyük yanlıştır. Orman Bakanlığı bugün Anadolu'nun öyle yerlerinde geyik üretti ki, hayvanlar kendi kendine ölüyor, ne nesline, ne memlekete bir değer sağlıyor. Bahçenizdeki ağacı arada bir budarsınız, korumak için kendi haline bırakıp çürümesini beklemezsiniz. Bulgarlar, Macarlar, Romenler, Çekler yıllardır avcılıktan çok büyük paralar kazanıyorlar. Hepsi devletin avlaklarını turizm şirketleri pazarlıyor, bizler de gidip avlanıyoruz. Tavuk gibi makinalarda ürettikleri sülünlerin tanesine 15 mark ödüyoruz. Türkiye'de av hayvanlarının sahibi yok, kim vurduysa onun oluyor. Kanunlar var ama, uygulayan yok. Güzel tüfek atabilmek için Türk avcıları yurt dışını tercih ediyor artık. Mesela Bulgaristan'a gidiyorsunuz, yanınıza verdikleri rehber avda sizi her an kontrol ediyor. Hayvana bam diye ateş edemezsiniz, yatarak destekli atmak zorundasınız. Yaralamak, arkasından beş tane daha atmak yok. Bugün Macaristan'da bir trofeyi vurmak için 10-15 bin dolar ödersiniz. Avı korumak oralara ekonomik değer kazandırmakla mümkündür. Bu konu kişilerin ahlák anlayışına bırakılamaz, devlet kontrolü şart. Devlet kanunlarını koyup av haklarını satacak. Avcılığımız ancak avlaklarımız özel sektöre kiralandığında düzelir, gelişir. Kiracı orada yaşayan hayvanların açlığıyla, hastalığıyla ilgilenir, böylece hayvanların nesilleri sağlıklı artar. Türkiye dünya avcıları için geyik, karaca, yaban koyunu, kurt, kuş cenneti. Bizdeki ‘‘Yağmurca Geyiği’’ ve ‘‘Kızıl Geyik’’ dünyaca ünlü özel hayvanlar. İngiltere'de bugün yaklaşık 200 bin geyik yaşıyor. Sahipli arazilerde yaşayan bu geyiklerin avlanma hakları, İngiliz kanunlarına göre arazi sahibinin. Arazi sahibi de geyiklerin belirli sayıdaki vurulma haklarını satıyor. Bizim gibi avcılar da, bu işi organize eden kuruluşlara başvurup gereken lisansları alıyor ve bu geyikleri avlayıp para ödüyor. Bunlar yabana atılan rakamlar değil, av turizmiyle muazzam paralar kazanılıyor bugün dünyada. Mesele ağacı kökten kesmek değil, onun meyvasını yemek, bu arada ağaca da gerekli bakımı yapmaktır.

Avcılık deyimleri

Curnatanız rastgele!

Curnata: Avın bolluğu.

Manke: Atıp vuramamak.

Kanat kırığı: Kuşun yaralı olarak düşmesi.

Beki: Beklenerek yapılan av.

Manduka: Çalıya vurarak kuş ürkütmek.

Trofe: Vurulan büyük avın eti dışında ödül olarak alınan kısmı. Geyiğin boynuzu, erkek domuzun azıları gibi.

Ferma: Köpeğin avı bulunca hareketsiz duruşu.

Aport: Köpeğin avı ağzında taşıyarak getirmesi.

Kopoy: Domuz ve büyük avda kullanılan köpek.

Derin Türkömer, Robert Kolej’ den sonra Boston’da inşaat mühendisliği mastırı yaptı. Türkömer, oğlunu da kendisi gibi yetiştiriyor ve ona avın bütün inceliklerini öğretiyor.

Derin Türkömer'in avdaki en büyük yardımcısı Şeniz hanım, eşini avlarda yalnız bırakmıyor. Siz Şeniz hanımın elinindeki silaha aldanmayın kendisi silah kullanmıyor.

Şeniz Türkömer, eşinin avlarda çevresinde müthiş bir disiplin kurduğunu söylüyor.

Av eti sevmeyen avcı Derin Türkömer klasik, ortaçağ sufi ve etnik müzik tutkunu. Kendi yazdığı ‘‘Av Tutkusu’’ kitabının yanısıra yabancı dildeki birçok av kitabını dilimize çevirmiş.
X