Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tufan Türenç: Şeriatçılara ders olsun

Tufan TÜRENÇ

İran İslam Devrimi'nin başladığı, yani Humeyni'nin Paris'ten Tahran'a döndüğü 1 Şubat 1979 tarihi bizim için uğursuz bir gündü.

O gün akşam saatlerinde, yani İran halkı nasıl bir felaketle karşılaşacağını bilmeden Şah zulmünden kurtuluşunun haklı olarak mutluluğunu yaşarken Abdi İpekçi öldürüldü.

Otomobilinin içinde 21 yıldır Türkiye Cumhuriyeti'nin bulup çıkarmayı beceremediği katiller sürüsü tarafından delik deşik edildi.

Biz Abdi İpekçi'nin ölümüyle perişan olurken İran'da başlayan yeni dramın farkına varamadık.

Çünkü Humeyni'nin gelişiyle Şah zulmü sona eriyordu, ama İran'la birlikte dünyanın başına yeni bir bela sarılıyordu.

Humeyni ‘‘Siyasal İslam’’ın bayrağını İran'a dikiyordu.

Yıllarca Şah zulmünün altında inim inim inleyen İran halkı, kurtulmak için bir yılana sarıldığının henüz farkında değildi.

Ama Humeyni ile mollalarının kuracakları kara yüzlü, gaddar ve kan dökücü rejim kısa zamanda gerçek yüzünü gösterdi.

Sokaklarda idam sehpaları kuruldu ve İslam adına suçlu suçsuz on binlerce insan sorgusuz sualsiz ipe çekildi.

Humeyni'nin devlet başkanlığına getirdiği Beni Sadr bile son anda kaçarak canını kurtardı.

Ancak adım başı insan asmak bile ‘‘İslam Devrimi’’ni yapan mollaların vahşi ruhlarını tatmin etmiyordu.

* * *

Kısa bir süre sonra hiçbir ciddi neden yokken Irak'a karşı savaş başlattı Humeyni...

Bu anlamsız savaşta bir milyondan fazla insan öldü gitti.

8 yıl süren, milyonlarca insanı acılara sürükleyen bu savaş hiçbir şey elde edilmeden sona erdirildi.

Humeyni rejimi İran halkına tam 21 yıl zindan hayatı yaşattı.

Büyük bir tarih ve kültür zenginliğinden gelmiş koca bir toplum kimliğini yitirdi.

Dünyadan, uygarlıktan koparıldı, varlık içinde yokluğa mahkûm edildi.

Yüz binlerce insan çoluk çocuk ülkelerinden kaçmak zorunda kaldı.

Neyse ağır bir bedel ödedikten sonra İran halkı artık bu trajediye son vermesini bildi.

Şimdi bakıyorum da İran rejimini öven bazı yazarlar, politikacılar, reformcuların başarısını büyük bir coşkuyla alkışlıyorlar.

Türkiye'deki laik demokratik rejimi ‘‘Kemalist şeytanların rejimi’’ diye tanımlayan mollaları göklere çıkardıklarını unutarak...

Eğer anlıyorlarsa İran halkı, Atatürk'ün haklılığını onların yüzüne fena çarptı.

Dileriz İran'daki yeniden çağa dönüş hareketi, Türkiye'deki bu tür sığ kafalılara ders olur.

* * *

Şimdi bu sevindirci gelişmeden sonra akla takılan soru şu:

‘‘İran'da Atatürk'ün Türkiye'ye getirdiği türde bir laik rejim gerçekleşebilir mi?’’

Bu soruya olumlu yanıt vermek zor.

Çünkü İran'dan bir Atatürk geçmediği için din adamlarının etkisi ortadan kaldırılamadı.

Bu etki kolay kolay da kırılamaz.

Eğer Hatemi büyük çatışmaların çıkmasına fırsat vermeden ülkeye çoğulcu demokratik bir sistem getirebilirse bu çok büyük bir başarı olur.

Ayetullah Hamaney'in geniş yetkileri var. Rejimin denetimini elinde tutan üst kurumlara mollalar egemen.

İslami anayasa yürürlükte, devlet ve toplum düzeni dine dayalı.

Hatemi bunları değiştirmek istiyor. Ama işi kolay değil.

Şurası muhakkak ki, bu sonuçtan sonra bizim şeriat düzeni kurma heveslilerinin ‘‘İran olma’’ ideali sizlere ömür.

Siyasi İslam'ın çıkmaz bir yol olduğunu bizim şeriatçılara İran halkı sandıkta gösterdi.

Dileriz İran olayları akıllarını başlarına getirir.

X