Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tufan Türenç: İkinci Makyavelist

Tufan TÜRENÇ

Şaşıyorum, hem de çok şaşırıyorum. Bazı politikacılar ile bazı gazeteci arkadaşlarımız bunca yıl Erbakan'ı tanımamışlar...

Oysa Erbakan hep buydu.

Şimdi yaptıklarına neden hayret ediyorlar?

Bu zatın Türkiye'de Makyavelist politikayı eksiksiz sürdürme hünerini gösteren ikinci kişi olduğunu daha yeni mi anladılar?

Eğer öyleyse, başta Fazilet Partililer olmak üzere bütün politikacılara, gazeteci-yazar arkadaşlara helal olsun.

Hele hele o zatı bir zamanlar demokrasi mücahiti ilan edenlere...

Erbakan'ı biraz olsun tanıyanlar, bu zatın demokrasiyle memokrasiyle on paralık bir ilgisinin olmadığını çok iyi bilmeleri gerekirdi.

Yok Erbakan hırsını yenememiş, yok partisinin başını belaya sokmuş, yok rejimi zorlamış, yok Meclis'i rezil etmiş, yok şu olmuş, yok bu olmuş...

Kendisi söz konusu olunca bütün bunların Erbakan'a vız gelip tırıs gideceğini ana kucağındaki bebeler bile biliyordu da, bu kadar aklı başında adam nasıl bilmiyordu?

İşte buna şaşıyorum.

Bir gün Demirel'le sohbet ederken Erbakan'dan söz açılınca ‘‘Hoca'yı 30 yıldır izlediğimi, onun için ne yapacağını tahmin ettiğimi’’ söylemiştim.

Demirel gülmüş ve şöyle demişti:

‘‘Bir 30 yıl daha tanısan yine de Hoca'nın ne yapacağını tahmin edemezsin. Hoca'yı tanımak öyle kolay değil.’’

Demirel yerden göğe kadar haklıydı.

* * *

Erbakan, psikologların uzun uzun incelemeleri gereken bir prototip.

Hakkında ciltlerle kitap yazmak gerekir.

Önce Nizam Partisi'ni, sonra Milli Selamet Partisi'ni, ardından Refah Partisi'ni kapattırdı.

Bu partileri sonu hüsranla biten maceraya sürüklerken bir tek şeyi, kendi siyasi çıkarını düşündü.

Yani iktidara gelmeyi, yani başbakan olmayı...

Sonunda da kendi gibi bir Makyavelist'i buldu ve muradına erdi.

Erbakan, Tansu Çiller'in sayesinde başbakanlığı eline geçirdi ve bu ülkenin onurunu İran'da olsun, Libya'da olsun bozuk para gibi harcamaktan çekinmedi.

Hiç düşünmeden toplumun huzurunu bozdu. Rejim bunalımı yarattı. Hatta PKK'ya bile göz kırptı.

Tansu Hanım da hakkındaki yolsuzluk dosyalarının hasıraltı edilmesi uğruna bunları yuttu.

İki Makyavelist politikacı elinde Türkiye 1997 kábusunu yaşadı.

Şimdi o kapkara günleri hiç yaşamamış gibi unuttuk gitti.

Ama o kapkara günlere bir daha dönmemek için sık sık içimizin nasıl daraldığını, nasıl korku ve endişe içinde kaldığımızı anımsamalıyız.

Özellikle de 18 Nisan günü sandık başına giderken bu bilinç içinde olmalıyız.

* * *

Erbakan, şu son tutumuyla kendi çıkarları için ülkeyi kaosa sürüklemekten çekinmeyeceğini bir kez daha kanıtladı.

Fazilet Partisi'ni ve milletvekillerini hiçe sayıyor.

Partiyi kendisine hizmet edecek bir araç, milletvekillerini de birer piyon olarak görüyor.

Şu Recai Kutan'ın, Abdüllatif Şener'in, Salih Kapusuz'un düştüğü duruma bakın.

Bir gün önce söylediklerini bir gün sonra, çok saydıkları Hoca'ları sayesinde nasıl yalamak zorunda kaldılar.

Politika bu kadar rezilliği kaldırmaz.

Çok kolay aldattıklarını zannettikleri seçmenden öyle bir tokat yerler ki bir daha bellerini doğrultamazlar.

Ama Fazilet için üzülmeye gerek yok.

Çünkü onlar buna layıklar ve bu tokadı yemeyi çoktan hak ettiler.



X