Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tufan Türenç: Bir polemiğin anımsattıkları

Tufan TÜRENÇ

Hasan Pulur ile Hakkı Devrim'in günümüzün haşin, hatta biraz kaba polemiklerinden uzak ince ve nazik atışmaları ilginçti.

Bu düzeyli polemik bana, gazetecilikteki ilk yıllarımı anımsattı.

Ben gazeteciliğe başladığım yıllarda Hakkı Devrim'in anlatmaya çalıştığı gibi, köşe yazarlarının odasına pek öyle ulu orta girilemezdi.

En azından biz genç gazeteciler giremezdik.

Hatta odalarının önünden bile geçemezdik.

O yıllarda gazeteler daha bir küçüktü. Daha az insan çalışırdı.

Öyle önüne geleni de köşe yazarı yapmazlardı.

Ben stajyer muhabir olarak başladığımda Hasan Pulur Milliyet'te hem ünlü bir köşe yazarı, hem de yazı işleri müdürü idi. Onun da odasına öyle ulu orta dalınmazdı.

Hiç unutmam; bir gün bir haber için beni çağırmıştı. Odasına girerken ceketimin önünü iliklediğimi gördü.

Çok kızdı:

‘‘Oğlum bırak bunları, burada öyle ön ilikleme filan yok.’’

Kızardım, bozardım ama bir şey söyleyemedim.

Belleğim beni yanıltmıyorsa, demek ki o zamanlar yazı işleri müdürlerinin, yazarların odasına öyle pek ön iliklemeden uluorta girilemiyormuş.

Ancak, bu ön ilikleme olayı kesinlikle saygıdan kaynaklanırdı. Çünkü köşe yazarları, biz genç gazetecilerin idealleriydi. O yıllarda gazeteler de daha bir aile gibiydi.

* * *

Hakkı Devrim haklı. Köşe yazarlarının odasına öyle ceket düğmeleri filan iliklenip girilmiyor artık.

Çünkü öyle çok köşe yazarı var ki...

Kim kimin odasına girerken önünü ilikleyecek. Bunu kestirmek çok zor.

Günümüzde saygı, sevgi anlayışı da değişti, düşünce farklılıklarının seslendirilmesi de. Eskiden günlük haber toplantıları şimdiki haber toplantılarına benzemezdi.

O zamanlar, toplantılar genel yönetmenin talimatlarını yazı işlerine iletmesi şeklinde olurdu.

Şimdiki tartışma ortamı pek yaşanmazdı.

Doğrusu haber toplantısı niteliğine bugün yapılanlar daha uygun.

Bugün büyük gazetelerin günlük haber toplantıları daha geniş bir tartışma ortamı içinde yapılıyor.

Toplantılara katılanlar, düşüncelerini daha rahat ve serbest şekilde belirtebiliyorlar.

Dediğim gibi, eskiden bu toplantılar daha dar bir çerçevede yapılırdı ve öyle uzun boylu tartışmalar olmazdı.

* * *

Eski yıllardaki gazetecilik anlayışıyla bugünkü anlayış arasında da büyük farklar var.

Bu, bence Hakkı Devrim'in belirttiği ön ilikleme meselesinden çok daha önemli.

O zamanlar haberlerin tekzip yemesi şimdiki gibi hafife alınamazdı.

Yalan haber yazan bir gazeteci, bugünden çok daha sert bir şekilde uyarılır, tekrarı durumunda da o gazetecinin meslek yaşamı sona erdirilirdi.

Polemikler de öyle... Nezaket kurallarına çok dikkat edilirdi.

Şimdi olduğu gibi küfürleşmeye kadar uzanmazdı.

O yıllarda gazeteler okurlarından gelecek tepkilerden çok çekinirlerdi.

Oysa şimdi okur tepkileri, gerekli yerlere bile ulaşamıyor. Onun için de fazla önemsenmiyor.

Meslek etiği açısından bakıldığında bugünkü erozyonun çok daha fazla olduğunu kabul etmek zorundayız.

Dedim ya, bugün anlayışlar öylesine değişti ki meslek ilkeleri hiçbir rahatsızlık duyulmadan çiğnenebiliyor.

Kuşkusuz günümüzün gazeteciliği geçmişin gazeteciliğinin teknoloji ve olanaklar açısından çok çok önünde.

Ama bugünün gazeteciliğindeki yozlaşma tehlikeli boyutlara doğru hızla tırmanıyor.

Bu şundan belli... 60'lı, 70'li yıllarda gazeteler hiç promosyon yapmadan bugünkülerden fazla satıyordu. Esas üzerinde durulması gereken nokta da bu galiba...

X