Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tufan TÜrenç: Acaba Marlon o gece Elia'yı affeder miydi?

Tufan TÜRNÇ

Elia Kazan kutsal Anadolu topraklarının yarattığı bir sinema dehası.

Ona Oscar ödüllerinin en değerlisinin verilmesi hepimizi mutlu etti.

O gece sahneye ödülünü almak için çağrılan 89 yaşındaki adamın yorgun yüzünde beliren acı dolu gülümseme beni hüzünlendirdi.

O gülümsemede, elli yıl önce işlenmiş büyük günahın özrü, pişmanlığı yüklüydü.

Amerikan aydınlarının arasında o gece fazlasıyla hak edilen büyük ödülün sahibini affetmeyenler vardı.

Salonun yarısı ayağa kalkmadı ve Kazan'ı alkışlamadı.

İlk dikkatimi çekenler Jack Nicholson ile Nick Nolte'tu.

Salonun öteki yarısı ise ayaktaydı.

Bunların başında Kazan'ın yarattığı Warren Beatty dikkatimi çekti.

Marlon Brando salonda yoktu.

Çok merak ediyorum acaba olsaydı o ne yapardı?

Üzerinde büyük emeği olan Kazan'ı bağışlar mıydı?

Neyse... Kazan o gece yorgun adımlarla sahneye geldi.

Ödülünü aldıktan sonra büyük bir mutluluk içinde herkese teşekkür etti.

Bu ödül onun af belgesiydi.

Peki neydi bu büyük sinema adamını bunca yıl dışlanmaya mahkûm eden günah?

* * *

Elia Kazan Kayserili bir Rum ailenin çocuğuydu. 10 yaşındayken ailesiyle birlikte Amerika'ya göç etti.

Uzun yıllar tiyatro eğitimi gördü ve üstün yeteneği ile Broadway'de yönetmen olmayı başardı.

Kısa zamanda büyük başarılar kazandı ve Hollywood'a atladı.

Nefis filmlere imzasını atarak ünlü yönetmenler arasına girdi.

O yıllarda, yani 1950'lerin başında McCarty adlı örümcek kafalı bir senatör bütün Amerika'ya korku salan bir komünist avı başlattı.

İşte bu korku dolu günlerde kabak bizim Elia'nın da başına patladı.

McCarty'ciler onun 1934 yılında Komünist Partisi'ne üye olduğunu ve bir buçuk yıl faal üye olarak çalıştığını saptadılar.

Kara listeye alındı ve yoldaşlarının adlarını açıklaması istendi.

Ünlü yönetmen büyük bir korkuya kapıldı. Göçmen psikolojisi onu tırnaklarıyla geldiği yeri yitirme paniği içine sürükledi.

McCarty'ciler onu, Brando'yu oynattığı yeni filmi ‘‘Viva Zapata’’nın gösterime girmesini engellemek ve işsiz bırakmakla tehdit ettiler.

Tam bir ruh çöküntüsü içindeydi. Daha fazla direnemedi ve yoldaşlarının adlarını bir bir açıkladı.

Paçayı kurtardı ama o artık arkadaşlarını ele veren bir gammazdı.

* * *

Marlon, olayı öğrenince ağlamaya başladı ve yanındakilere şöyle dedi:

‘‘Onu görünce ne yapacağım? Yumruk mu atayım? Ne severdim bu adamı.’’

Ve Kazan'la selamı sabahı kesti.

İki yıl sonra Elia nefis bir senaryo buldu. Yoksul dok işçilerinin yaşamını anlatan ‘‘Rıhtımlar Üzerinde’’ adlı bu öyküyü çekmeye karar verdi.

Başrol için de hiç düşünmeden Marlon'u seçti.

Ünlü aktör ise öneriyi hemen reddetti. Ama aşırı ısrar üzerine bu olağanüstü öyküde rol almayı kabul etti.

Film kısa zamanda tamamlandı. Filmi yaratanlar seyrettiklerinde Marlon'a ve Elia'ya hayran oldular.

Film bitince Marlon onun suratına bile bakmadan çekip gitti.

O yıl Elia en iyi yönetmen, Marlon da en iyi aktör Oscar'ını aldı.

Bir daha da bir araya gelmediler.

İşte Marlon Brando, Elia'nın ödül aldığı gece salonda olsaydı ne yapardı diye merakım bundandı.

Acaba Elia'yı affeder miydi?



X