Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

TSK küsüp tatbikat iptal edemez

Günlerdir beri Ankara gereksiz bir gerilim yaşıyor. Bu gerilimin nedenleri de bir türlü anlaşılamıyor. Eğer gazetelerde çıkan haberler doğruysa, yani Balyoz soruşturması çerçevesinde muvazzaf askerlerin ifade vermeye çağrılmalarına kızıp tatbikatlar iptal edildiyse yazıklar olsun. Ben buna inanamıyorum. TSK bu kadar gayrı ciddi olamaz.

GENELKURMAY, KIZIP TATBİKAT İPTAL ETMEZ (!)...

Yanılıyor olabilirim, ancak gazetelerde okuduklarıma, TSK’nın son tutumuna  yakıştırılan gerekçelere inanamıyorum. Buna göre, Genelkurmay Başkanlığının, iki yılda bir Ege’de yapılan iki büyük tatbikatı, Balyoz davası çerçevesinde, bazı muvazzaf subayların soruşturmaya alınmalarına tepki göstermek amacıyla iptal ettiği yazılıyor.
 
Ben buna ihtimal veremiyorum. Doğru çıkarsa çok şaşırırım.
 
Bu tatbikatlar çok önceden planlanır ve çok masraflı gösterilerdir. Genelkurmay Başkanlığının “Sen bana bunu yaptın, bak ben de sana ne yaparım, görürsün...” gibi bir tutum alabileceğini düşünemiyorum.
 
TSK, ciddi bir kurumdur ve siyasi iktidarla ilişkilerinin bugüne kadar ki gidişini düşünürsek, böylesine bir tutum takınabileceğini düşünmek dahi bana imkansızmış gibi geliyor. Ancak hiçbir açıklama yapılmaması da, ister istemez kuşkuları arttırıyor.

Bu suskunluk mutlaka bitmeli ve kamuoyu neyin ne olduğunu anlamalı.

Genelkurmay Başkanlığı siyasi iktidarlara küsemez...

Eğer gerçekten söylenenler doğru ise, TSK büyük prestij kaybeder.

DEMİRTAŞ , ÇOK BAŞKA BİR MANZARA ÇİZDİ...

CNN TÜRK Perşembe akşamı yine çok zamanlı ve önemli bir söyleşi gerçekleştirip, Demirtaş’ı ekranlarına taşıdı. Hande Fırat’ın yönettiği ve kanalın ağır toplarının mermi gibi soruları bize son yaşanan olayların anlamını ve seçim sonrası tahminlerini netleştirdi.
 
Demirtaş, bölgedeki durum ve partisine karşı saldırıları anlatırken son derece inandırıcıydı. Çok soğukkanlı konuştu. Bağırıp çağırmadı. Yanıtları kimi zaman diplomatik, kimi zaman uzlaşıcıydı.
Söyleşinin en önemli noktalarını şöyle not almışım:

 - Kim ne derse desin, sokağı kullanırız ve kullanacağız. Sivil itaasizlik bizim hakkımızdır , elimizde başka bir imkan yok. Normal bir gösterimize dahi, polis öylesine sert tepki gösteriyor ki, tepkimiz daha da artıyor.
 - Gerilimi asıl Başbakan çıkarıyor ve sürekli şekilde bizleri hırpalıyor. Seçim sonrasında Kürt Sorununa çözüm aramayacağı izlenimini veriyor. 13 Haziranda ne olacağını anlayamazsak, 15 hazirandan itibaren tepkilerimiz daha da artacak.
 - Bizler daha uzlaşıya yakın kuşağız. Bizden sonraki genç kuşak ise, çok kızgın yetişti ve ilerde onlarla uzlaşmak çok zor olacaktır.
 
Demirtaş, giderek olgulaştığını ve partisinin başkanlığını doldurabilecek bir aday olduğunu da gösterdi.

AYDINLIK DERGİSİNİN BENİMLE BİR SORUNU VAR...

Aydınlık Dergisi, benim yazılarıma  takmış ve “Bakın, bugün askere  karşı çıkan Birand eskiden nasıl asker hayranıydı (!)” dile benim kitabımdan örnekler veriyor, hatta nikah şahidimin 1971’deki sıkı yönetim komutanı Faik Türün  olduğuna dikkat çekiyor.

Kardeşim ben bunların aksini söylemedim ki...

Askere övgü dolu tonla yazım var. Hepsini de, bilinçli yazdım. Yazdıklarım da doğruydu. TSK’nın, bu ülkenin en disiplinli, en iyi organize ve en iyi eğitim alan kurumu olduğunu defalarca belirttim. Hala da bu kalitelerinin devam ettiğine inanıyorum.

Benim itirazım, siyasete müdahalesi, laik kesimle birlikte Türkiye’yi dizayn etmesiydi. Artık, TSK da  değişti... Türkiye ve uluslararası koşullar da değişti. Galiba tek değişmeyen Aydınlık Dergisi kaldı. Yıllardır benimle bir sorunları var da, ne olduğunu bir türlü anlayamadım.

BU NE BİÇİM BİR ÖZGÜRLÜKTÜR...

En sık kullandığımız yalanlardan biri, herhalde Türkiye’nin söz ve fikir özgürlüğünün çok geniş bir şekilde uygulandığıdır.
 
Hemen küçük bir örnek vereyim.
 
Hükümetin Roman Açılımı kapsamında, 14 ay önce İstanbul Abdi İpekçi Spor Salonunda organize ettiği toplantıda “Parasız Eğitim İstiyoruz. Alacağız!”  yazan bir afiş açan Gençlik Federasyonu üyesi iki genç, o günden bu yana tutuklu. 15 yıl hapis talebiyle yargılanıyorlar.
 
Tam 14 aydır mahkemenin haklarında vereceği kararı bekliyorlar.
 
Üstüne üslük, savcı “ Parasız eğitim istemek suç değil“ demesine ve beraatlerini istemesine rağmen, mahkeme heyeti tutukluluk durumunun devamına karar vermiş ve eldeki delillere (!) işaret etmiş.
 
Bu yazıyı, mahkemeyi eleştirmek için yazmıyorum. Bütün sistemin ve yasaların ne durumda olduğunu göstermek istiyorum.
 
Bu iki çocuğun 14 ayını yok etmeye kimin hakkı var?
 
Bunun hesabını kimden soracaklar ?
 
Bir de utanmadan , kendimizi özgürlükler ülkesi diye adlandırıyoruz.
 
Ayıptır, ayıp...

PATRİĞİN DÜZGÜN DURUŞU...

Yunan Ta Nea  gazetesinde yayınlanan bir Wikileaks  belgesi, Patrik Bartholomeos’un, ruhban okulu konusundaki tutumunun ne kadar düzgün ve sağlam olduğunu gösteriyor.
 
Amerikan belgesinde, Ankara sürekli şekilde Ruhban okulunun açılması karşılığında, Atina’da bir cami açılması ve Batı Trakya’daki Türk azınlığın kendi müftülerini seçmesini dayattığı,  Bartholomeos’un ise, Türk hükümetinin bu arzusunu Yunanlı yetkililere iletmesine rağmen, iki konu arasında bir bağ kurulmasına kesinlikle karşı çıktığına dikkat çekiliyor.
 
Hele Patriğin, şubat 2009’ da ziyaretine gelen senatör Richard Durban‘a aynı konudaki itirazı çok ilgi çekici:
 
“... Atina’da cami açılması veya Batı Trakya azınlığının sorunları ile Patrikhane arasında bağlantı kurulması doğru değil. Heybeliada Ruhban okulu müzakerelerine Yunan hükümeti katılmamalı. Ruhban okulu bir Türk kurumudur. Patrikhane, Yunan hükümetinin temsilcisi değildir. Ben, Türk vatandaşıyım. Patrikhane sorunu iki komşu ülkede olup bitenden bağımsız şekilde çözülmelidir...”
 
Aslında bizim savunmamız gereken bir yaklaşımı Patrik savunuyor (!)
 
Bu arada son bir not: Aynı Amerikan belgesinde , Erdoğan’ ın Ruhban okulunun açılmasını 2010’a kadar halledeceği konusunda söz verdiği de var. Ancak hala çözüm gelmiş değil...

ASIL KAYIP PAÇACI OLDU...

Sadece MHP için değil, Türk siyaset hayatı açısından da aynı şeyi söyleyebiliriz. Kaset ilkelliğinin verdiği en önemli zarar, Cihan  Paçacı’nın istifa edip, siyasetten çekilmesiyle ortaya çıktı.
 
Kendisiyle bir yakınlığım olmadı. Ancak, zaman zaman yaptığım söyleşiler, Paçacı’nın başka meslektaşlarımla konuşmaları ve genel duruşuyla hepimize,  değerli bir politikacı izlenimini verdi.
Görüşlerini paylaşma şekli, anlatımı, mantıklı yaklaşımıyla MHP’nin giderek ön plana çıkan ve pırıldayan ismiydi. Komiklik yapmaz, açıklamalarını tiyatro oyununa dönüştürmez, sakin ve ağırbaşlı duruşuyla karşısındakileri etkilemesini bilirdi.
 
Doğrusu, kaset olayı bizleri hiç ilgilendirmez. Bu, onun kendi hayatıdır ve hesabını da kendi ailesi içinde verir. Bundan dolayı, keşke istifa etmeseydi...
 
Yazık oldu...

KİTAP KÖŞESİ

ACI REÇETEYLE TATLI SON

Bildiğiniz üzere Mesut Yar büyük bir azimle 40 kilo verdi. 8 ay boyunca çalıştı, diyet yaptı ve 40 kilodan kurtuldu. Şimdi bu hikayenin bir kitabı çıktı. Adı: “ Acı reçeteyle tatlı son” Daharma Yayınları'ndan çıkan kitapta Yar'ın hikayesinin yanı sıra “acı reçetelerde” de bulunuyor.  Kilolarından rahatsız olanlara veyahut yıllardan beri diyetleri bir türlü beceremeyenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap.  (www.dharma.com.tr)

       *   
KORKUSUZ TARİH

Gazeteci Neşe Düzel'in son kitabı “Korkusuz Tarih”, Alkım Yayınevi'nden çıktı. Adından da anlayacağınız üzere “resmi tarihe” karşı hazırlanmış bir çalışma. Ünlü ve başarılı tarihçilerle beraber korkmadan tarihi gerçeklikleri anlatıyor.  Cemil Koçak, Mete Tunçay, Zafer Toprak, Taha Akyol, Selim Deringil, Kenan Karpat ve Hakan Erdem ile yapılan röportajlar doğru bildiğimiz yanlışları bize sadelik içerisinde sunuyor . (www.alkim.com.tr )

X