Gündem Haberleri

GÜNDEM

    TSK kendini anlatamıyor mu?

    Hürriyet Haber
    27 Aralık 2001 - 00:00Son Güncelleme : 27 Aralık 2001 - 00:01

    Kamuoyu sık sık “asker ne düşünüyor? Sorusuna yanıt aramıştır. Her Genelkumay Başkanı için farklı bir diyalog yöntemi bulmuştur. Ancak yine de yanlış anlamalardan kurtulamamıştır. Önümüzdeki dönem yeni bir sistem geliştirmek gerekiyor.Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), ülkenin temel politikalarında ağırlığı açıkça kabul edilen bir kurumdur. Görüşlerini farklı şekilde yansıtır. 1960-80 döneminde, siyasete müdahele ederek gösterdi. 1990’larda, değişen dünya koşulları karşısında gerçekçi bir değerlendirme yaptı ve müdahele dönemini kapattı. Bu defa “ağırlığını”, Milli Güvenlik Kurulu aracılığı ile yansıtmaya başladı.MGK yetmediği zaman, (96-98’de Orgeneral Karadağı dönemindeki gibi) Genelkurmay Başkanı’nın görevlendirdiği kişiler (İkinci Başkanı Çevik Bir gibi) brifingler veya medya ile özel konuşmalar yapıp, kamuoyunu sürekli bilgilendirdiler. Bu kampanyaya gidecek emekli paşalar da katıldılar. TSK ağırlığını bu yöntemle hissettirdi. Sonuçta Refahyol Koalisyonu, bu yöntemle çökertildi.Orgeneral Kıvrıkoğlu Genelkurmay Başkanlığına gelince, bu yaklaşımı değişti. Komutanlar sustu, Emekli Paşaların “asker adına” konuşmaları veya “TSK görüşünü” iletmeleri de yasaklandı. Gerektikçe, Genelkurmay Başkanı veya görevlendirilenler görüş açıklar oldular. Ordu, içine kapandı.TSK’nın dış görünüşü bu şekilde değişti, ancak ağırlığı değişmedi. Siyaset yapanların kulakları hep açık kaldı. Bürokratlar, Genelkurmay’ın ne düşündüğünü araştırıp ona göre hareket etmeyi sürdürdüler. Genelkurmay kamuoyuna yönelik olarak sustukça, bu defa aracılar devreye girdi. Bir kokteyl’deki konuşma…Askerin katıldığı bir toplantıda edinilen izlenim, “asker şöyle düşünüyor” şeklinde kamuoyuna yayılır oldu. Buna bir de, siyasi kadroların risk almamak için “asker böyle istiyor” yaklaşımları eklenince, TSK’nın gerçekten ne düşündüğü kaybolup gitti.Kaybolmakla kalmadı, TSK’ya ait sayılamayacak birçok değerlendirme asker’e mal edildi. İç politikadaki tüm katı yaklaşımlar, “Genelkurmay böyle istiyor” diye kamu oyuna sunuldu.Dış politikada, özellikle Kıbrıs ve Avrupa Birliği konuları “asker kabul etmiyor” diyerek etiketlendi.Askerin genelde muhafazakar olduğu varsayımınından hareket eden iç ve dış çevrelerde bu varsayımları kolaylıkla kabullendiler.Eleştiri okları Genelkurmay’a yönlendirildi. Oysa Genelkurmay’a birebir ulaşabilenler bu işin söylendiği kadar siyah-beyaz olmadığını anlamakta gecikmediler. (Yarınki yazımda bu konuya açıklık getireceğim.) Ancak bu kimilerin sayısı kısıtlığı olduğu için askerin “ne düşündüğü” hakkındaki genel şablon yine de pek değişmedi. Asker adına konuşanların işine geldiğinden dolayı olacak, TSK hala ve haksız yere reformların tek engeliymiş gibi gösteriliyor. Oysa asıl engel asker değil. Asıl engel, karar verme riskini alamayan siyasetçiler ve askerden çok daha katı askerci sivil kadrolar. Bunlar, askerin arkasına saklanarak açıkça söyleyemedikleri politikalarını uygulamaya çalışıyorlar.SORUN HALA ÇÖZÜLEMİYOR…Genelkurmay’ın şu sıralardaki sorunu, belirli konulardaki görüşlerini kamu oyuna doğru ve yaygın şekilde yansıtacak bir mekanizmayı hala oluşturamaması. Sivil kesimlerle diyaloğunu istenen yaygınlıkta geliştirememesi. Açıklama yapsa “asker politikayı etkiliyor” denecek. Açıklama yapmazsa, bu defa dışarıya şimdi olduğu gibi, yanlış izlenim yayılacak. Emekli Paşaları kullanma stratejisi de, beklenen sonucu vermedi. Her kafadan farklı sesler çıktı. Yetersiz bilgi ve değerlendirmeler, kişisel görüşlerle Genelkurmay görüşünün birbirine karışması, işleri daha da karıştırdı.Oysa önümüzdeki dönemde politikaları saptayan ve etkileyen kurumlar arasında, (sivili-askeri dahil) sağlıklı bir diyalog ve açıklık şarttır. 2002-2004 arasında, AB’ye tam üyelik çerçevesinde son derece önemli gelişmeler yaşanacak; Kıbrıs, İnsan Hakları ve Kürt sorunu gibi hayati konular gündemin başına konacak.Toplum olarak birbirimizi iyi anladığımız, yanlış izlenimlerden kurtulduğumuz taktirde hata yapmadan bu sınavlardan geçebiliriz. Aksi halde boş yere birbirimizi yaralar ve kendi kendimizi sınıfta bıraktırırız.
    Etiketler:

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı