Gündem Haberleri

    Trilyonlar kaybediyoruz

    Hürriyet Haber
    02.01.1999 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Türkiye, Montreux Anlaşması'na göre Boğazlar'dan geçiş yapan gemilerden aldığı ücretlerde yıllardır uyguladığı yüzde 75'lik indirim nedeniyle trilyonlar kaybediyor. Üstelik bu büyük indirime rağmen bazı gemiler hiçbir ücret ödemeden geçip gidiyorlar. Türkiye'nin tüm bu kayıpları sineye çekmesinin nedeni ise ilginç: Montreux'yü korumak.

    İstanbul ve Çanakkale Boğazları, 1983'te alınan gizli bir Bakanlar Kurulu kararı nedeniyle her yıl trilyonlarca liralık zarara uğruyor. 6138 sayılı bu karara göre Türkiye 1936 yılında imzalanan Montreux Anlaşması ile kendisine tanınan, Boğazlar'ı kullanan gemilerden aldığı ücretlerde yüzde 75 oranında indirime gidiyor. Fener, tahlisiye ve sağlık ücretlerinde uygulanan bu indirimin yıllık faturası 150 milyon dolara (45 trilyon TL) kadar yükseliyor. Ancak Türkiye'nin her yıl Boğazlar'dan geçen ve yaklaşık 300 milyon ton yük taşıyan 50 bin gemiye bu indirimi yapmasının ardında önemli bir diplomatik bir gerekçe yatıyor.

    Denizcilik çevreleri, Boğazlar'ı kullanan ülkelerin, özellikle de Rus, Yunan ve İngilizler'in, Boğazlar'ı Türk karasuyu olarak tasdik eden Montreux'yü her fırsatta masaya yatırmak istediğini vurguluyorlar. Bu noktada reel ücret uygulanmamasının nedenini ise şöyle açıklıyorlar: ‘‘Yabancılar Montreux'yü masaya yatırmak ve Boğazlar'ı tekrar uluslararası bir komisyona devrini sağlamak için fırsat kolluyor. Bu paraların tümünü alacağız dersek ekmeklerine yağ sürmüş oluruz. Bunu kullanarak Montreux'yü tartışmaya açarlar. Onların asıl sorunu para değil ama bunu kullanıp Boğazlar'ı Türk karasuyu olmaktan çıkarmak isteyeceklerdir. Bu indirimin asıl nedeni bu.’’

    ALTIN FRANK KOMEDİSİ

    Montreux Anlaşması'na göre yabancı bandıralı gemiler Türk boğazlarını kullanırken üç kalem formalite parası ödemekle yükümlüler. Bunlar, anlaşmanın üçüncü maddesinde yer alan; fener, tahlisiye ve patenta paraları. Boğazlar'da geçiş emniyetini sağlayan 54 tane fener bulunuyor. Montreux Anlaşması'na göre bu fenerlerin sürekli çalışır ve bakımlı halde olması için, geçiş yapan gemilerden tonajlarına göre belli bir ücret alınıyor. Gemiler 800 net tona kadar 0.33 dolar, fazla tonaj için ton başına 0.169 dolar ödüyorlar.

    Tahlisiye ücreti ise kazalar ve kurtarma gerektiren durumlarda müdahale edecek kurtarma istasyonlarının kurulması ve devamlı hazır halde tutulması için ödenen bir para. Bu da beher net ton için 0.8063 dolar. Bunları Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma Genel Müdürlüğü tahsil ediyor. Sağlık Bakanlığı'na bağlı Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü'nün aldığı patenta ücreti ise geçiş yapan gemilerin sağlık kontrolünün yapılması ve sağlık hizmetleri götürülmesi nedeniyle anlaşmayla ödenmesi gerekeken bir ücret. Bu ise her net ton başına 0.064 dolar.

    BOŞA GİDEN 62 YIL

    1936 tarihli Montreux Anlaşması bu ücretlerin altın frank üzerinden ödenmesini kayda geçirmiş bulunuyor. Ancak 1936'da 1.20 TL olan altın frank kuru 1982'ye kadar aynı bırakılmış. Tabii ücretlerde enflasyon nedeniyle büyük bir gerileme olmuş. 1982 yılında Bülent Ulusu'nun başbakanlığı döneminde gerçek kur belirlenmesi için bu konu masaya yatırılıyor. Ancak, altın frankın tedavülden kaldırılmış olduğu için, altın miktarının dolar karşılığı bulunuyor. Ve bir anda fener, tahlisiye ve sağlık ücretleri reel olarak 10 kat artıyor.

    Türkiye'nin anlaşmada belirlenen gerçek ücrete dönüş yapması üzerine özellikle Rusya ve Yunanistan ayağa kalkıyor. Bu kez transit gemiler hiçbir ödeme yapmadan geçip gidiyor Boğazlar'dan. Bunun da ötesinde yabancı ülkeler Türkiye'nin Boğazlar'da Montreux ile belirlenen seyir güvenliğini sağlamadığını iddia ederek anlaşmayı tartışmaya açmak istiyorlar.

    İşte bu noktada Türkiye geri adım atıyor. Toplantılara müdahil olarak katılan Dışişleri Bakanlığı'nın isteği doğrultusunda 1983'te alınan 6138 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye'nin reel ücreti uygulamakla birlikte bunun üzerinden yüzde 75 indirime gideceği belirtiliyor. O günden beri Montreux'de belirlenen ücretin ancak yüzde 25'ini alarak Batılılar'ın ağzı kapatılıyor. Bugün bir altın frankın değeri 0.8063 dolar olarak kabul ediliyor. 1994 yılında tekrar reelleştirilmesi için yapılan toplantıda 1.42 dolar olarak yeni bir ayarlamaya gidilmiş ancak Dışişleri ve Maliye Bakanlığı tarafından uygulanması uygun görülmediği için hayata geçirilememiş.

    SEYİR GÜVENLİĞİNİZ YOK

    Türkiye, Montreux'de belirlenen paraları almak için her girişiminde, karşısında Uluslararası Denizcilik Örgütü'nü (IMO) buluyor. Batılılar bu noktada ‘‘Sizin Boğazlar'da seyir güvenliğiniz yok’’ kozunu oynuyorlar. Öyle ki Nassia tankeri kazasından sonra 1996 yılında yapılan IMO toplantısında, Boğazlar'ın tekrar bir uluslararası komisyona devri için ellerinden geleni yapmışlar. IMO'da Türkiye'nin önüne konulan bir diğer gerekçe ise gemilerden alınan bu paraların sadece Boğazlar'daki fener, tahlisiye ve sağlık istasyonları ile tekneleri için harcanma şartı.

    Yetkililer Türkiye'nin bu konudaki bir hatasını da yatırım yapmamak olarak görüyorlar. ‘‘TDİ yıllarca alınan paraları zarar eden Deniz taşımacılığı kruvaziyer seferler ve şehir hatları gibi kuruluşlarının borçlarını kapatmak için kullandı. Boğaz geçişlerinin güvenliğini sağlayan fenerleri yenilemedi. Hiçbir alt yapı yatırımı yapmadı. Bir de 1982'de fener paralarını 10 kat artırınca başımıza bunlar geldi’’ diyorlar.

    Boğazlar'daki seyir güvenliğini tam 54 fener sağlıyor. Ancak sekiz milden görülebilen fenerlerin görülme mesafesi; İstanbul'da otomobil farları, ev, sokak ve reklam aydınlatmaları gibi arka plandaki ışıklar nedeniyle bazen 1.9 mile düşebiliyor. Ancak yetkililer, ‘‘İstanbul çok ışıklı bir şehir. Evlerin, iş yerlerinin ışıklarını karartamayız ki’’ diyorlar. Doğal olarak bazı yerlerde akıntı hızı yedi mile çıkan Boğazlar'da 250 metrelik bir tankerin birkaç milde manevra yapması zorlaşıyor.

    1 Mayıs 1997'de Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma Genel Müdürlüğü kurularak bu bütçe TDİ bünyesinden ayrıldığı için artık yatırımlardaki sıkıntılar yaşanmıyor. Tahlisiye ve fener konularında yatırımlar başlamış durumda. Türkiye Boğaz seyir emniyetini radarla sağlamak için VTS sistemini (Radar Simülasyonlu Geçiş) ihaleye açmış durumda. İlk iki ihalede sonuç alınamaması üzerine, şubat ayında üçüncü ihale yapılacak.

    Ancak Batılılar'ın Montreux üzerindeki emelleri geçerliliğini koruyor. Bu yüzden Boğazlar'ın statüsünün Türk karasuları olarak sürmesinin bedeli de hâlâ yüzde 75'lik bir kayıpla ödeniyor.

    Ne yapalım, batıralım mı?

    Türkiye, yüzde 75'lik indirim nedeniyle kaybettiği trilyonlarca liranın yanında Boğazlar'dan hiçbir ücret ödemeden geçen gemilerin maddi kayıplarıyla da karşı karşıya kalıyor. Bu konuda en fazla sabıkası olanlar, Rus, Suriye, Honduras ve Ukrayna bandıralılar. Sadece bu yılın dokuz ayında Boğazlar'dan borç takıp giden gemi sayısı 432. Bu dönemde 102 kaçak geçiş yapan Ruslar'ın bir rekoru da kaza sayısında: Toplam 106 kaza yapmışlar. Yani kazaların altıda biri.

    Gemiler borç takıp gidiyor ama hemen ardından bir hukuk savaşıdır başlıyor. 618 sayılı Limanlar Kanunu'na göre devlet malına verilen zarardan ve liman ile ilgili masrafların ödenmesinden; kaptan, donatan ya da gemi acentesi müteselsilen sorumlu bulunuyor. Ancak birinci sırada borçlu olan gemi kaptanından parayı almak kolay değil.

    Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma Genel Müdürü Hücum Tulgar, transit gemiyi durdurmanın uluslararası sorun yaratacağını belirtiyor. ‘‘Gemiyi durdurma kararı aldık diyelim. Fiili olarak ne yapacaksınız? Donanma'dan yardım mı isteyeceksiniz? Tekneyle aborda olup gemiye mi atlayacaksınız? Dur dedik durmadı, o zaman batıralım mı gemiyi?’’

    Yabancının borcunu Türk acenteler ödüyor

    Fener borçlarını gemi kaptanından alamayan Türkiye, gemi donatanının yanı sıra sahibinin peşine düşmek zorunda. Ancak dünyanın dörtbir yanındaki gemicilik firmalarına dava açmak, icra işletmek mümkün değil. Bu durumda Türkiye kaptandan, gemi sahibinden alamadığı bu borçları en yakındaki yerden yani geminin Türk acentesinden alıyor. Oysa acenteler sadece geminin geçişi ve liman işlerini yürüten kuruluşlar. Acenteler ‘‘Acentelik işi için 100-150 dolar aldığımız bir geminin 3000-4000 dolarlık cezasını bize ödetiyorlar. Yabancı bandıralı geminin borcu Türk acentesinden alınıyor. Bu konuda sabıkalı gemilere dikkat etmekten ve onları müşteri olarak kabul etmemekten başka elimizden bir şey gelmiyor’’ diyorlar.

    Türkiye'nin her yıl Boğazlar'dan geçen ve yaklaşık

    300 milyon ton yük taşıyan 50 bin gemiye yüzde 75 indirim yapmasının ardında önemli bir diplomatik bir gerekçe yatıyor.

    Boğazlar'daki seyir güvenliğini tam 54 fener sağlıyor. Ancak sekiz milden görülebilen fenerlerin görülme mesafesi; İstanbul'da otomobil farları, ev, sokak ve reklam aydınlatmaları gibi arka plandaki ışıklar nedeniyle bazen 1.9 mile düşebiliyor.

    Ruslar, bu yılın ilk dokuz ayında 102 kaçak geçiş yapmış.

    Bir rekorları da kaza sayısında: Toplam 106 kaza yapmışlar. Yani Boğazlar'da meydana gelen kazaların altıda biri.



    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı