Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Trakya insanı

SON dört yıldır yazları Kuzey Ege’de, Saros Körfezi’nde geçiriyorum. Saros dünyanın en güzel, en temiz, balık açısından en verimli, sörf yapmaya ve derin sulara dalmaya en müsait denizlerinden birisi. Hayatımdan çok memnunum.

İlk duyduklarında bazı insanlar şaşırıyorlar ama Saros Trakya’da.

Güney tarafı Gelibolu ve Çanakkale’ye yaslanmış, kuzey tarafı Edirne’ye.

Benim oturduğum Yayla Köyü, Edirne’nin Keşan İlçesi’nin köyü. Dolayısıyla ben yazları Ege Denizi’nde ama Ege insanlarıyla değil, Trakya insanlarıyla yaşıyorum.

Ege insanı ile Trakya insanının karakter özellikleri çok farklı değil. Ancak, Trakya Ege’ye göre dışarı daha az açılmış olduğu için Trakya insanı özelliklerini daha duru tutmuş. Ege insanı ne de olsa ticaret, turizm gibi faaliyetlerle dışarıya daha açık, dışarıdan daha çok etki alıyor.

* * *

Her şeyden evvel; çoğunluğu Yunanistan, Bulgaristan’dan mübadil olan Trakyalılar fiziken güzel insanlar. Açık buğday tenleri ve renkli gözleriyle daha uzaktan insanın dikkatini çekiyorlar. Köy sokakları, koşuşan sarı kafalı oğlanlarla dolu.

Dışa çok açılmamışlar ama yabancıya çok açıklar. Zahir, geldikleri yerlerde kendileri de "yabancı" oldukları için meramlarını anlamak, yabancılara yardımcı olmak için çok gayret gösteriyorlar.

Ancak, görgü kurallarına çok bağlı iseniz sizi rahatsız edebilirler. Zira karşılarındaki insanlara ilk tanıştıklarında dahi "sen" diyorlar, "siz" kelimesi sözlüklerinde yok.

Kaç-göç nedir bilmiyorlar. Erkek ve kadınlar bir arada yaşıyorlar, türban takan kadınlara rastlamak çok zor. Ama köy kadınları, tıpkı anneannem gibi, başlarını muhakkak en azından bir tülbentle örtüyorlar. Sahillerde ise köy kızları en cüretkár bikinilerle arz-ı endam ediyorlar. Oğlanlar ile haşır neşirler ama herhangi bir "vukuat"a hiç rast gelmiyorsunuz.

Galiba, dünyayla en barışık insanlar Trakya’da yaşıyorlar. Değil kavga, bağırış çağırışı dahi doğru dürüst bilmiyorlar. Trakya’da insan gürültüsü duymuyorsunuz.

Ne yalan söyleyeyim, barışsever ruhlarında alkolün ne kadar etkisi var, bilemiyorum. Köyler bile bira şirketinin mavi bayrak ve flamalarıyla donatılmış. Beni ziyarete gelen oğlum, bölgenin bira şirketi tarafından yönetildiğini düşündü: "Bira Cumhuriyeti!"

Ama içki onları agresif değil, tersine yumuşacık insanlar yapıyor. Bir Trakyalının günü "piizlenmeden" bitirmesi imkánsız. İçki içmeye "piizlenmek" tabirini kullanıyorlar.

* * *

Çok verimli topraklarda yaşıyorlar. Trakya gerçekten yeşil, yemyeşil. Hele hele ağustos ayında büyüyen ayçiçekleri, yeşilin arasına sarıyı da serpiştirince dağların, ovaların renk cümbüşüne doyum olmuyor.

Zaten, ayçiçekleri toplanıp tarlalar renk armonisini yitirmeye başladıklarında hazanın gelmeye başladığını, tabiata yavaş yavaş hüznün çökmekte olduğunu fark ediyorsunuz.

Sonbaharda köyün sahil bölümü de boşaldığında yatak odanızda denizin haşin dalgalarının sesini dinleyerek uyumaya başlıyorsunuz.

Her türlü meyve ve sebzenin bol bol yetiştiği Trakya’da hayat da çok ucuz. Bir yaz köylülerden kendi ürünlerini satın alarak yaşadıktan sonra İstanbul manavlarına bir süre düşman kesiliyorum.

* * *

Trakya’da hayat sakin ve dingin. Hemen kimse meseleleri mesele yapmadan yaşamayı beceriyor. Hayat ile barışık olmak, onu yenmeye kalkmaktan daha keyifli olsa gerek!
X