Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Trafik ekonomisi

Ege CANSEN

Trafikte kalite başlıklı yazımızda, trafik polisliğinin amacını, kalite kıstaslarını ve kısaca ekonomisini değerlendirmiştim. Bugün sadece, trafik polisliği hizmetinde ekonomi nasıl sağlanır konusu üzerinde duracağım.

Trafik, her şeyden önce motorlu taşıt araçlarının, kamuya ait yollar üzerinde hareketi demektir. Bu araçların, yollar üzerinde nasıl hareket edeceği ‘‘trafik kuralları’’ ile belirlenmiştir. Bu kurallar, kanunda ve sair ilgili mevzuatta yer almaktadır. Araçların yollarda yapması veya yapmaması gereken hareketler, bu kurallara uygun yol işaretleri ile ayrıca belirtilir. Kurallar esastır, yeniden icada gerek yoktur.

Araçlar, kendi kendine hareket etmez. Hareket eden her aracın bir de sürücüsü vardır. Eğer bir araç, yolda yapılmaması gereken bir hareketi yapıyorsa, ortada mutlaka bu hareketten ‘‘sorumlu’’ bir sürücü vardır. Bu tartışmadan gelmek istediğim sonuç şudur: Trafik, ilk bakışta araçların hareketi olarak görülse bile, aslında sürücülerin davranışıdır. Yani, ‘‘beşeri’’ bir olaydır. (Trafiğin bir parçası olan yayalardan hiç bahsetmiyorum. Onların, beşer olduğu aşikâr.) Demek ki, trafik düzeninin iyileşmesi, kısaca trafikte, emniyet, konfor ve verim artışı sağlamanın odak noktası ‘‘sürücü’’dür.

Trafiği düzenleme hizmetini üreten ise, ışık ve işaretlerle birlikte asıl olarak ‘‘trafik polisi’’dir. Öyleyse trafik, ‘‘bir tarafta sürücü, diğer tarafta polis’’ olan bir beşeri oyundur. Trafiğin, mekanik yönü, beşeri yönü yanında önemsizdir. Bu oyunda sürücünün görevi, aracını trafik kurallarına uygun olarak hareket ettirmek, polisin rolü ise, sürücünün kurallara uymasını sağlamaktır. Sürücülerinin kurallara uymamasının tek bir sebebi vardır. Her kural ihlali, sürücüye mutlaka ‘‘kısa vadeli, bireysel bir menfaat’’ sağlar. Bu menfaatin faturasını da diğer sürücüler öder. Yani, kural ihlal eden sürücüler, ‘‘kamu yararı hırsızları’’dır. Polis ise, birey sürücüye karşı ‘‘kamu’’ çıkarını savunan kamu görevlisidir. Bu noktadan kalkarak, trafik ekonomisinin gereklerini sayalım:

1. Polisin görevi, dur-geç işareti vererek, yol açmak, araç yönlendirmek değildir. Bu işlev, artık çok gerilerde kalmış ‘‘seyr-ü sefer’’ memuru anlayışının kalıntısıdır. Trafik anarşisiyle böyle başa çıkılamaz. Polis, görevini bu sandıkça, ne trafikte bir iyileşme, ne de trafik yönetiminde verim artışı sağlanır.

2. Trafik, sürücülere rağmen yönetilemez. Sürücüyle birlikte yönetilir. Trafik polisi, kafesteki vahşi hayvanlara çember atlatır gibi, trafiği yönetmez. Onları ehlileştirmesi şarttır. Trafiğin yönetiminin ekonomik hale getirilmesinde, bugünkü sorunun kaynağı olan sürücüleri, çözümün bir parçası haline getirmek yatmaktadır.

3. Öğretim, bilgi noksanının giderilmesi, eğitim davranışın değiştirilmesidir. Sürücülerin bilgi noksanı azdır, onlara eğitim vermek faydasızdır. Buna karşılık, sürücülerde davranış bozukluğu vardır. Mutlaka eğitilmeleri gerektir. Bunu da ancak, işbaşındaki, yani yollardaki polisler verebilir.

4. Davranış bozukluklarını gidermenin tek bir çaresi vardır. Sürücünün kural ihlali ile sağladığı bireysel menfaati, kendisine misliyle ödetmek. Bunun da adı cezadır.

5. Cezanın müessir olması için, kural ihlali yapan her sürücünün yakalanması ve cezalandırılması şart değildir. Buna hiçbir polis teşkilatının imkânı yetmez. Polisin ayrım gözetmeden, kural ihlal edenleri adil bir şekilde ‘‘mümkün mertebe’’ cezalandırması bu iş için yeter de artar. Ceza korkusu, yolları bekler.

SON SÖZ: Şoför, şoföre baka baka canavarlaşır.













X