Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Trafik çözülmediği gibi aç İbiş de oynamıyor

Günlerdir gazetelerde ‘N’olacak bu İstanbul trafiğinin háli?’ haberleri... Bunu tabii daha geniş bir çerçevede, ‘N’olucak bu İstanbul’un háli?’ klişesiyle ele almak da mümkün.

Oradan kaptırdınız mı, en kestirmesinden ‘N’olucak bu memleketin háli?’ne bir-iki...

Bakın işte bu konunun trafiği hiç tıkanmaz.

Al bir n’olacak, ekleştir kıçına ne istiyorsan, tak vitesi, bas gaza, sür, git...

Ha, bir yere varır mısınız; varmazsınız, ayrı...

Ben Sabah’ın Medya Plaza binasında çalışmaya başladığımda, yani 1993’ün Şubat’ında, şehirden İkitelli’ye ulaşana dek bir, bilemediniz birkaç bina ya görürdünüz, ya görmezdiniz.

O aradaki bölgede, 12 sene içinde, sıvasız, badanasız, damsız binalardan oluşan koskoca bir ikinci şehir inşa oldu. Korkunç çirkin bir şehir...

Takdir edersiniz ki 12 yıl, ‘Bütün buralar dutluktu biliyor musun?’ muhabbeti çevirebilmek için akıllara seza bir süreç...

NE ŞİRİN NE FERAH NE DE ÖRNEK YERLER

N’olacakmış bu memleketin háli?..

Siyasilerimizin, seçim dönemlerinde, ellerinde bir pişimlik kahve, ceplerinde bol vaatle, ‘Bize oy verirseniz kaçak olduğu kadar sıcak yuvanıza ruhsat da çıkaracağız, yol da yapacağız, su da bağlayacağız, elektrik de...’ şeklinde bir muhabbetle ziyaret ettiği yerler buralar...

Nedense isminin içinden bol bol ‘şirin, ferah, örnek’ gibi kelimelerin geçtiği fakat ne şirin ne ferah ne de örnek olabilecek yerler...

Sonra sorun çıktığında yetkili merci ara ki bulasın. Belediyeler devlete atar topu, devlet belediyelere...

Aaah, bunlardaki top çevirme becerisi Galatasaray’da olsaydı da hayat bayram olsaydı...

Harbiden, n’olacak bu memleketin háli?

Yine de sıkınız dişinizi, bakınız Ramazan geliyor.

Ramazan’da iftar saati trafiğini atlatmak üzere bir formül geliştirdiniz mi, en az bir ay boyunca trafikten yırttınız demektir.

Ramazan hoşgörü ayı hem, malûm...

İnsanlar birbirine yol verecek, otobüste-minibüste giderken birbirine yer verecek... Diye kaptırıp gidecektim ki...

CENTİLMENİN SİLAHIMİNÜBÜSTE KONUŞTU

Geçen hafta gazetelerde yer alan bir haber geldi aklıma; bir an için tırstım, ne yalan söyleyeyim.

Kaçıranlar için: Topkapı-Avcılar hattında çalışan bir minibüste yaşanan bir centilmenlik şovu, fena hálde kanlı neticelendi.

Yolculardan biri, minibüste oturmakta olan İlhami Kerman’ı ayakta duran bir kadına yer vermesi için uyardı. Bunun üzerine küçük çaplı bir tartışma çıktı ve bizim zarif beyefendi, üzerindeki 7.65 mm’lik tabancayı çıkarıp Kerman’a iki el ateş etti.

İnsan oha olsun, çüş olsun, ne diyeceğini bilemiyor, değil mi... Nerde eski centilmenler, nerde bu hoşgörü, nerde bu devlet, değil mi...

Sonracığıma, bir de Gaziantep’te olanlar var ki direklerarası çeşnili ‘Nerde o eski Ramazanlar’ muhabbetine meraklı olanların hayatına bayağı renk getirebilir.

GAZİANTEP’İN POLİSLE ÇATIŞAN İBİŞİ, CÜCESİ

Yine duymayanlar için: Gaziantep’te Ramazan eğlencelerinde kendilerine görev verilmemesini protesto eden palyaço, cüce, ibiş gibi karakterleri canlandıran bir grup, polisle çatıştı. Hem de kostümleriyle mostümleriyle yani...

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, eğlenceleri İstanbul’daki bir firmaya ihale edince, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ödenekli oyuncusu olan Gaziantepliler, belediye binasının önünde eylem koydu. Ellerinde; ‘Ramazan geldi hoş geldi, ama bize boş geldi’ pankartlarıyla slogan atarak...

İbişin kafasında fesi, yanağında al yanak makyajı ve kaytan bıyıklarıyla polise giriştiğini etraftan gören çocukların kafası bir miktar karışmıştır tahminimiz.

Nerde o eski İbişler, Keloğlan’lar, palyaçolar, değil mi...

Neydi?..

Ha, şeydi: N’olacaktı bu memleketin háli...

Peki şimdilerde hiç mi iyi bir şey yok yani? Bakınız, daha önce Şişli Belediyesi’nin teklifiyle temizlik işçilerine çöp kovaları, süpürgeler ve küreklerle ritim tutturan Okay Temiz, şimdi de Bayrampaşalı Ramazan davulcularını eğitiyor.

Sahurda davul çalmak için başvuran 30 davulcu, vatandaşı kafasında bangır bas kampana çalarak değil, ritim tutturarak uyandırsın diye...

Temiz’in öğrencilerinden Ümit Koçalan; ‘Okay Usta’dan ders almadan önce sıradan bir davulcu olarak düğünlerde çalıyordum. Ama bu derslerden sonra artık farklı düşüncelerim var. Kendimi geliştirip ünlü bir davulcu olmak ve ülkemi yurt dışında en iyi şekilde temsil etmek istiyorum’ demiş.

Elbette iyiniyetli bir ameldir de...

Biraz da şu yurt içi temsiller üzerine kafa yorsak diyordum. Ele güne karşı Boğaz manzaralı kartpostallar gösterip ‘Doğal güzelliklerimiz gani. Ayrıca iki gözümüz önümüze aksın ki biz demokrat bir hukuk devletiyiz. Refahımız da her geçen gün daha bir tıkırında’ demekle kimse kandırılamıyor malûm.

Kaldı ki hadi onlar -yemiyor ya- yedi diyelim.

‘İstanbul hiç böylesine cennetlik bir mekán olmamıştı’ tabelaları astığınızda trafik çözülmediği gibi, aç İbiş de oynamıyor.

Eee, ne yani?..

Bu ülkede modası geçmeyen yegáne soru, yemin ederim. Aynı anda hem moda, hem demode, hem retro, hem her bi’şey... Sor soruyu, bu konuda bir şey yapma, arada bir de o geyik ötesi soruyu dillendirmiş olmanın verdiği tatmin duygusunun rehavetiyle rahatla... Hayatın özeti gibi: N’olcak bu memleketin háli?!?

Bişi olmuycak abi... Bize bişi olmaaaz.

Bakınız bu daha pornografik

Buyrun burdan yakın: Gamze Özçelik’in başına gelenlerden ağzının sulandığını tahmin ettiğimiz, Asuman Krause’nin eski sevgilisi Yaşar İpek’ten sokak ortasında yediği dayağı gizlice kaydetme şansına nail olmuş bir vatandaş, elindeki görüntüler için medya organlarından 5 milyar TL talep etmiş.

Şehvetiniz kabarmadı mı?

Bakınız bu daha pornografik. Bir şöhret sevgilisinden dayak yiyor.

İzleyince siz atmış kadar olursunuz artık. Sonra gider, aynı pozisyonları evinizde eşiniz üzerinde denersiniz.

Ben yakında bir şöhretimizin dövüle dövüle tecavüze uğradığı bir kaset de çıkar diye tahmin ediyorum. Üstüne üstlük tecavüzden sonra bir de öldürülürse, yemeyin de yanında yatın. Hoş olur... Leziz olur...

Torunlara saklanacak derecede değerli arşivimize katarız.

Yalnız, sektöre dair küçük tefek endişelerim var. Raiç düşüyor diye üzülüyorum.

Şunlara da bandrol takılsa, telif haklarıyla ilgili bir düzenleme uygulansa...

Şimdi kimse bu elemana para vermeyecek. Sonra o görüntüler beleşe internete düşecek. Yazıktır, günahtır yani...

Bu konuda eli kamera, kameralı cep telefonu tutan herkesi duyarlı olmaya, hakkını aramaya çağırıyorum.

Bakın yarın bir gün bir şöhretimizin şahane sakil bir görüntüsünü yakalarsınız; ne bileyim tuvalette ağlıyordur, bir köşede kan revan içinde kusuyordur filan; vallahi üç kuruşa kakalayamazsınız. Bilinçleniniz. Hakkınızı arayınız.
X