Ege Haberleri

EGE

    Toplumun bir kesimi yokluk çekerken düğün dernek yapamam

    Ayçe DİKMEN
    18.05.2008 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Toplumda doğruluğun, güvenin ve dürüstlüğün adı olan bazı kişiler vardır. Onların sizi yanıltmasını istemezsiniz.

    Çünkü çıkarlar üzerine kurulmuş dünyada, onların varlığı size mücadele gücü ve ilham verir. Uğur Dündar, yıllardır birçokları için bunları ifade ediyor. Dündar ile Ekonomi Üniversitesi’nde kendisini hijyenik bir şekilde!! karşılayan gençlerle buluştuğu toplantıdan sonra sohbet ettik.

    >> Toplumun size duyduğu bu inanılmaz güveni nasıl açıklıyorsunuz?

    >> Bunu Star Haber’e başladığımızda da düşündüm. Hatta yönetim, başarının daha uzun vadede geleceğini düşünerek, bir yıl arkamda duracaklarını söyledi. Biz sadece bir haftada Star Haber’i en üst noktaya taşıdık. Bence bunun nedeni geçmişteki fedakarlıklarım, elimin tersiyle ittiğim milyon dolarlar. Halk her şeyin farkında ve bana neden güvendiğini biliyor. Ben de yanıltmıyorum.

    >> Samimiyetinizin de önemi var kuşkusuz...

    >> Samimiyet, özveri, dürüstlük. Aslında dürüstlük, erdemli olmak insanın sahip olması gereken özellikler. Ama öyle bir zamanda yaşıyoruz ki dürüstlük meziyet haline geldi. Bence tüm sıfatlar, varlıklar geçici. Önemli olan bizim ve çocuklarımızın kimseye muhtaç olmadan yaşamını sürdürebilmemiz.

    >> Gençlere neler tavsiye edersiniz?

    >> En önemli şey, gençlik yıllarında dikkatli olmaları. İnsanlar gençlikte, ileride ortaya çıkmaz, kimse fark etmez diye düşünerek hatalar yapabilir. Gelecekte neler olacağı bilinmez. Kendilerini geleceğe taşıyan yolda nasıl davranacaklarını iyi kestirmeliler. Bir gün iyi konumlara geldiğinizde çok geride kalmış bir gençlik günahı fatura olarak karşınıza çıkabilir. Gençlikteki her şey ileride açığa çıkabilir. Buna dikkat etsinler.

    >> Siz hayatınız boyunca dikkat ettiniz mi?

    >> Ben 40 yıllık habercilik hayatımda kimsenin mücadele edemeyeceği güçlerle mücadele ettim; Siyasi iktidarlar, mafya babaları, hayali ihracatçılar, uyuşturucu kaçakçıları. Ölüm listelerine de girdim. Hatta Susurluk kazası olmasa kesin öldürülecekmişim. Peki bana niye bir şey yapamadılar? Peşime her türlü kurumu takıp açığımı yakalamaya çalıştılar ama bulamadılar. Halk benim bu mücadeleyi nasıl verdiğimi çok iyi biliyor ve bana güveniyor.

    Tsunami gibi bir kanser dalgası geliyor

    >> Yıllarca yiyecek imalathanelerine baskın yaptınız. Aldığınız en ilginç tepki hangisiydi?

    >> El değmeden otomatik makinelerle pekmez ürettiğini iddia eden bir yeri bastık. İmalathanenin kapısı örümcek ağlarından görünmüyor, makineler paslı, yerler pis, her türlü böcek dolaşıyor. Mahalleli toplandı, bana kötü kötü bakıyor. "Bu adam çocuklarınıza bu kadar pis ve kötü şeyi yediriyor, siz koruyorsunuz" deyince, "Uğur Bey, ne yapsın, eroin imal etmiyor ya" dediler. Mantık bu.

    >> Neden yıllardır beslenme konusunda bu kadar ısrarlı oldunuz?

    >> Bence tsunami gibi bir kanser dalgası geliyor. Biz boş yere İstanbul Üniversitesi Onkoloji Bölümü’nün cihazları yenilensin diye 10 trilyonluk kampanya başlatmadık. Bugün sağlıklı üç insandan biri kanserin pençesine düşecek. En büyük uğraşım kanserin oluşmasında yüzde 60 etken olan beslenme alışkanlığı ve kötü gıdalardan halkı koruyabilmek. Türk insanı gerçekten çok dayanıklı, pis gıdalara rağmen yaş ortalamasının yükselmesi çok ilginç.

    İçimden hiçbir zaman aynaya tükürmek gelmedi

    >> Hiç dibe vurduğunuz oldu mu?

    >> Sonuçta herkes kendi hayatını yaşıyor. Aynaya baktığında herkes kendi hayatının muhasebesini yapar. Aynaya tükürmek gelmiyorsa içinizden, ki benim hiç gelmedi, doğru yoldasınız demektir. Birileri yanlış yolda diye onlara benzemeye çalışmak, yapılabilecek en büyük hatadır. Toplum kimi zaman güç kimdeyse onun arkasından gidebilir, değer yargılarımız ayaklar altına düşebilir. Nitekim bu bir zamanlar böyleydi.

    >> Hala öyle değil mi sizce?

    >> Hayır değil. Yozluğun uzun süre egemen olabilmesi mümkün değil. Mutlaka sağlam değer yargıları ve ölçüler topluma hakim olacaktır. Bunun için mücadeleyi elden bırakmamak gerekli.

    >> Sizce politikada güven duygusunu neden oturtamadık?

    >> Japonya’da adı yolsuzluğa karışmış bir siyasetçi mahkeme kararı beklemeden hayatına son veriyor. Bu aslında bütün dünyadaki siyasetçilere önemli mesaj veriyor. Bizde ise, siyasetçi, Yüce Divan’a gidiyor, mahkum oluyor. Aklanmış gibi, adeta bir kahraman olarak tekrar toplum önüne çıkabiliyor. Toplumun bu kişileri sandıkta cezalandırması gerekli. Toplum bu bilince ulaşacak elbet.

    Çok tehdit aldım ama korkunun ecele faydası yok

    >> Olumsuzluklarla uğraşınca tehditler alıyorsunuz. Sizi korkutmuyor mu?

    >> Korkunun ecele faydası yok. İnsan korktuğu şeyle karşılaşınca, o kadar da korkulacak olmadığını anlıyor. Hatalar yapmışımdır ama, tetikçilik yapmadım, çıkar için bir habere imza atmadım, kin, nefret, öfke duygularıyla yola çıkmadım. Yazın Çeşme Plajı’nda yürürüm. Bir sabah karşıdan gelene baktım o çeteden birisi. Hemen "Ömer Lütfü Topal’ı nasıl öldürdünüz" dedim. Adam irkildi, "Bizimle ilgili çok haber yaptınız, ama size saygımız var" dedi, çekti gitti. Abdullah Çatlı ile ilgili çok haber yaptım. Onların ölüm listesindeymişim. Ama öldürülmeme Çatlı karşı çıkmış.

    >> Bunlarla baş edebilmek için büyük cesaret gerekiyor değil mi?

    >> Sadece cesaretle olmuyor. Öyle duruşunuz olmalı ki hayallerinizi süsleyen servet bile teklif edilse itebilmelisiniz. Ben bunu yaptım. Hatta, helal transfer parasını benden haberle tetikçilik yapmam istenilince iade ettim.

    Ben Nijeryalı turistim

    >> Gençlere Nijeryalı olduğunuza dair bir anınızı anlatmıştınız.?

    >> Bir hafta sonu eşimle, oğlumuzu Topkapı Sarayı’na götürdük. Bilet kuyruğuna girdik. Ben iki büyük, bir çocuk bileti istedim. Biletçi, "Siz Türk müsünüz" dedi. "Kardeşim ben Türkçe konuşuyorum, aksanım yok. Nereden çıkarıyorsun" deyince "Kimliğini göster" dedi. Kimsenin emreder gibi kimlik sorma hakkı olmadığını söyleyince tartışma sertleşti, ben "Tamam, itiraf ediyorum biz turistiz. Nijeryalıyız, zenciyiz. Her akşam yıkandığımız için böyle oluyoruz" dedim. Adam kapıyı kapattı "Vermiyorum bilet" dedi. Müdüre giderek durumu çözümledik.

    Çok fazla arkadaşım yok

    >> Özel hayatınızı nasıl bu kadar uzak yaşayabiliyorsunuz?

    >> Evim ve işim arasında mekik dokurum. Hafta sonları tüm aile fertlerim, onların çocuklarıyla bir araya gelir, yemekler yeriz. Haftada dört gün sabah 7'de bir saat yürürüm. Kokteyllere, gece eğlencelerine gitmem. Orada elini sıkmak durumunda kaldığınız bazı kişilerden elinize kir bulaşabilir. Mesela birkaç hafta önce çocuklarımı sünnet ettirdim. Kimsenin haberi olmadı. İstesem ben de önemli kişileri çağırıp düğün yapardım. Ama ülkenin bir tarafında insanlar ucuz ekmek için gece yarısı kuyruğa girerken cebimden paralar taşsa da, vur patlasın çal oynasın düğün yapamam. Sosyal sorumluluğum bunu gerektiriyor. Toplum mutsuzken, olumsuzluklar varken insan tek başına mutlu olabilir mi? Ben olamam açıkçası.

    >> Arkadaşlıklarınız da dengeyi nasıl koruyorsunuz?

    >> Benim çok fazla arkadaşım yok, çok fazla olmamasına özen gösterdim. Çünkü çok sayıda gerçek arkadaş bulmak kolay değil. Belli bir yaşa kadar edinilmiş arkadaşlıklar daha gerçek geliyor. Hele ki siz belli bir yere geldikten, üne kavuştuktan sonra edinilen arkadaşlıklar aslında ünün ya da konumunuzun sonucudur. Bunu iyi ayırt etmeli.

    LEEDS BAŞKANINI BU YAZ ÇEŞME’DE AĞIRLAYACAĞIM

    >> Fenerbahçe yönetiminde yer almanızın nedeni neydi?

    >> Aslında mecburiyetten. Benim spor anlayışım fair-play anlayışına dayanıyor. Bu arada Galatasaraylılar’ın şampiyonluklarını da tebrik ediyorum. İstanbul’da yıllar önce ölen iki Leeds taraftarını hiç unutmadım. Bu sene fair- play haftasında Leeds Kulübü’nün başkanına mektup yazarak ölen iki kişiden birinin ailesini Türkiye’de ağırlamak istediğimi belirttim. Başkan memnun oldu, fakat ölenlerin ailelerinde seyahat edebilecek kimse yokmuş. Hepsi yaşlıymış. Bunun üzerine başkan, "Ben geleceğim" dedi. Ailesiyle Çeşme’de ağırlayacağız.

    Meslek hayatımda en ağır söz yakınıma

    >> Çocuklarınız olduktan sonra hayatınızda değişen bir şeyler oldu mu?

    >> Kesinlikle oldu. Çocuklar dünya görüşünüzü, hayat felsefenizi çok etkiliyor. Ben çocuklarım olduktan sonra çok daha hoşgörülü ve merhametli oldum. Mesela bir kamu görevlisini rüşvet alırken görüntülediğimizde, adını vermiyorum, yüzünü kapatıyorum. Çünkü o kişinin günahı olmayan eşi ve çocuklarının bedel ödemesini engellemeye çalışıyorum. Kişilikleri zedelenmesin travma yaşamasınlar diye uğraşıyorum.

    >> İnsanlar ailelerinin yaptıklarından sorumlu tutulabilir mi?

    >> Aslolan temiz kalmaktır. 40 yıllık meslek hayatımda en ağır sözcükleri kan bağım olan çok yakın bir akrabam için söyledim. Yıllar önce Arena ilk başladığında, müteahhitlikle haksızlık yapmış. Zaten karakterini bildiğim için konuşmuyordum ve habere taşımaktan çekinmedim. Haberci çift standartlı olmamalı. Yakınınızla ilgili bile olsa haberi mutlaka vermelisiniz.
    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNAN HABERLER

        Sayfa Başı