Toplumsal küstahlık

TÜRKİYE'yi Batılı ülkelerden farklı kılan önemli bir özelliği, günlük yaşamı kaplayan gürültüdür.

Radyolar ve televizyonlar sonuna kadar açılır, sürücüler her fırsatta korna çalar, insanlar birbirleri ile yüksek sesle veya bağrışarak konuşur, televizyonlarda seyrettiğimiz gibi acı veya tatlı her sosyal olay bir hayhuy içinde geçer. Toplumumuzun bu özelliğine hepimiz alışığız. Fakat bunun yanında yadırgadığımız ve zaman zaman bizi isyan ettiren bir olgu var. Servetin gürültülü küstahlığı Batı ülkelerinde zenginler servetlerini teşhir etmekten mümkün olduğu kadar kaçınırlar. Bizde ise birkaç kuşaktan beri servet sahibi olup bunu hazmetmiş bulunanlar dışındaki zenginler sosyal vicdanı rencide edecek bir gösteriş merakına kapılmışlardır. Üstelik paranın kendilerine başkalarını rahatsız etme hakkı verdiğini zannederler. Tekneleri ile plajlardaki halkı huzursuz edecek kadar sahile yaklaşırlar, denize mazot salarlar, sürat motorları veya jet-skileri ile herkesi korkuturlar, yatlarının pis su tanklarını nizami uzaklığa varmadan boşaltarak denizi kirletirler. Otomobillerinin markası ne kadar ünlüyse, o derecede fütursuzca trafik güvenliğini tehdit ederler.

***

Tatil aylarında sadece gündüz değil, fakat gece de rahat yoktur. Bunu yakınen biliyorum, çünkü Bodrum'da evimizin bulunduğu Gölköy geçen yıl korkunç bir felakete uğradı. Mütevazı otellerin ve plajların bulunduğu sahil şeridinde çeşitli lüks restoranları ve bir diskoteği olan ‘‘Havana’’ kulübü görkemli bir merasimle açıldı. Gölköy ve hatta Türkbükü'nün bir kısmı o meşum günden beri derin bir ıstırap içinde. Havana'nın gayet bilinçli işkence sistemi şöyle işliyor: Akşamları saat 18.00 ile 20.00 arasında ‘‘mutlu saatler’’ müziğini dinliyorsunuz. Bu nasıl mutluluksa, size evinizde ancak başağrısı veriyor. Saat 20.00'den sonra restoranların müşterileri rahatsız olmasın diye bir sessizlik devri var. Onlar yemeklerini yiyip gittikten sonra tahminen 10-15 bin ‘‘ikinci sınıf vatandaş’’ için eziyet başlıyor. Sabahın birine doğru sanki evinize birdenbire bir kamyon çarpmış gibi korkunç bir gürültü ile yatağınızda zıplıyorsunuz. Etrafa insanların vahşet dürtülerine hitap eden tamtam sesleri yayılıyor. Pencereleri, panjurları kapatıyorsunuz, havasız kalmaya razısınız yine faydası yok. Bu eziyet bazen sabah 5'e kadar sürüyor. Evimiz 3 kilometre mesafede olduğu halde bu kadar etkileniyoruz, ya daha yakında oturanlar?

***

Peki, ‘‘hukuk devleti’’nde bunun çaresi yok mu? Geçen yıl Sadettin Tantan ilgilendiği için Havana bir iki kere kapatılmıştı. Mülki amirler biraz daha fazla duyarlılık gösteriyorlardı. Bu yıl şikáyet edenlere verilen cevap ‘‘Siz de evinize çift camlı pencere yaptırın’’ oluyormuş. Jandarmaya telefon ediyorsunuz, ‘‘Bizim uyarıdan başka bir gücümüz yok, çok sayıda şikáyet geliyor, hepsini kaymakamlığa aksettiriyoruz’’ diyorlar. ‘‘Hukuk devleti’’ bir anda yüzlerce aileyi barındıran gecekonduları yıkabiliyor, fakat bir diskoteğin sesini kısamıyor!

Gölköy ve Türkbükü halkı anlaşılan bütün yaz bu eziyeti çekecek. Para kudretinin karşısında yapacak bir şey yok. Havana'nın müdavimleri arasında çok katlı muhteşem yatlardan bir müfreze koruma ile gelenler var. Bu korumaların nelere kadir olduğunu gazetelerde okuyoruz!

***

Turizm Bakanlığı'nın yaklaşımı da yanlış. Turizm bölgelerinde sabahın dördüne kadar müzik çalınabileceği kuralını benimsemiş. Oysa turistlerin büyük çoğunluğu hele geceleri sükunet arıyor. Havana gibi yerlere gitmiyorlar. Akdeniz'deki turizm ülkelerinde ses kirlenmesine karşı çok sıkı önlemler mevcut. Avrupa Birliği normları da bunu gerektiriyor. Birçok alanda olduğu gibi modern bir toplumun gereksinmelerini bu alanda da ancak AB disiplini ile karşılayabileceğiz. Kuşkusuz hiçbir toplum ideal değil. AB ülkelerinde de paranın kudreti var, fakat insana eziyet etme gücüne sahip değil. Toplumsal küstahlığa hoşgörü yok.
Yazarın Tüm Yazıları