Toplum mühendisliği fos çıktı

Hürriyet Haber
02.03.1998 - 00:00 | Son Güncelleme:

Yavuz GÖKMEN

Tansu Çiller'in bana söyledikleri arasında en çok ilgimi çeken sözcükler ‘‘Toplum mühendisliği’’ ile ilgili olanlardı. Sarışın, ‘‘Toplum mühendisliği’’ derken aşağı yukarı şunu kastediyordu:

‘‘Belirli odaklar, Türkiye toplumunu bir mühendis gibi ölçüp biçerek kendi istedikleri duruma getirmeye çalışıyorlar. Belirli yerlerde yapılan planlara göre toplum düzenlenmek isteniyor. Sözgelimi, siyasi partiler yelpazesi ve bunlara oy verecek insanların sayıları bile hesaplanmak isteniyor. Belirli siyasi partiler kapatılıyor ve açık olacakların hangi şartlarda açık kalabilecekleri dikte ediliyor. Hangi partinin başında kimin olacağının bile tayinine çalışılıyor. Seçim sonuçları da önceden hesaplanarak iktidardaki parti ya da partiler grubunun seçimden önce belli edilmesi için çaba harcanıyor.''

Bu kaba çizgilere başka şeyler de eklenebilir. Sözgelimi toplum mühendisliğinin içine resmi idelojinin tüm topluma egemen olması çabalarının detayları da alınabilir. Bunun temel örneklerinden başta geleni türban, sakal ve kılık kıyafet meselesidir.

Toplumsal olaylar, deney tüplerinde yaşanan kimyasal olaylara benzemezler. Eğer siz, kendinizi toplum mühendisi ya da kimyageri zannederek, toplumsal olaylarda da deney tüpleri sonuçlarını alacağınızı düşünürseniz, fena şişersiniz.

* * *

Eğer bir deney tüpüne iki atom hidrojen ile bir atom oksijen koyarsanız su olacaktır. Aynı şeyi deney tüpü dışında, toplumda yapmaya kalkarsanız o zaman aynı sonucu elde edemezsiniz. Çünkü hidrojen hemen uçacak, oksijen havaya karışacak ve size teneffüs etmek için sadece temiz hava kalacaktır. Belki başınızdan aşağı kaynar sular da inecektir.

Üniformalı ya da üniformasız çalışma grupları kurarak toplumu istediğiniz gibi yönlendirmeye kalkıştığınız takdirde sonuç işte böyle olacaktır.

Hatta daha da vahim olacaktır. Çünkü siz su elde etmek isterken çok başka bir karışımla karşı karşıya kalabilirsiniz. Elde etmek istediğinizin tam aksiyle karşılaşabilirsiniz.

Bunun en önemli örneğini türban, saç, sakal ve kılık kıyafet meselesinde üniversitede gördük. DSP'li Milli Eğitim Bakanı'nın kraldan çok kralcı davranarak ortaya attığı bir genelge, şimdiye kadar ellerini birbirlerinin boğazlarından çekmeyenleri kenetledi. Onları barış içinde bir araya getirdi ve onlara demokrasi bileşkesinde uzlaşmayı öğretti.

Artık onlar, demokrasinin ne demek olduğunu kavradılar ve birbirlerine saygı duymayı öğrendiler.

Bunu yıllar yılıdır hiç kimse yapamamıştı. Bu iş için uğraşanlar bile yapamamışlardı. Bunun tam tersi için uğraşanlar başardılar.

* * *

Bir tehlike daha var. Ona işaret etmek isterim.

Kraldan çok kralcı siviller, bazı dandik davranışlarını ‘‘asker böyle istedi'' diyerek yapıyorlar. Her şeyi askerin üzerine yıkıyorlar.

Bu, örtülü rejimlerin kaderidir.

Bu kaderden kaçınmalıyız.













Etiketler:


    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı