Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Toplama kampı gibi

RESMİ bir kuruma ait antetli kağıt mahkemeye gönderiliyor. O kağıtta bir telefon numarası var.

O telefonun dinlenmesine mahkemece karar verilmesi isteniyor.


O telefon kime ait? Belli değil, çünkü yazmıyor.


Neden dinlenecek? Belli değil, çünkü yazmıyor.


Mahkemeden sadece o telefonun dinlenmesi için izin isteniyor. Böyle dinleme izni isteme örneği, Cumhuriyet Tarihimizde yok.


O telefon sana ait, bana ait. Şu kuruma, bu kuruma, ama mafya babalarına ait.


Ve nihayet en duyarlı makamlardan birine, yargıçlara ve savcılara ait.


Tarihte örneği var, bir ülkeye faşizm önce korku salarak geliyor. Faşizmin önce kitle ruhu yaratılıyor. Ardından ilk hedef yargı. İktidar yargıyı baskı altına alıyor. Çeşitli yollarla.


En geçerli baskı, kitlesel etki yaratması açısından, dinleme. Dinlenmekte olmak, insanın yüzlerce kişi karşısında kendini çıplak hissetmesi gibi. İnsanın kendini toplama kampında hissetmesi gibi.

1930 ALMANYA

Tarihte örneği var. 1930’lar Almanya.


Bir savcı, bir yargıç. Karar verecek. Adalet dağıtacak. Ama, dinleniyor. Tam karar verecek, önüne bir kağıt, dinlediği yazıyor. Nasıl karar verecek?


Karar verirken, çoluğu çocuğu dahil, özel görüşmelerini gözden geçiriyor. Şöyle karar verirsem böyle, öyle karar verirsem böyle diyekaygı içinde. Ortada hiç bir neden yoksa bile, kendisiyle hesaplaşıp “acaba” diye tedirgin oluyor. Bu ruh hali kararlarını etkiliyor.


Dinleyerek, karşıda suçluluk psikolojisi yaratmak. Dinleyerek, toplumda herkesi birbirine karşı güvensiz kılmak.


Güvensizlik, insanı iktidarla aynı paralele getiriyor. İşte buna faşizmin kitle ruhu deniyor. Almanya’da vaktiyle yaşanan aynen bu.


Şimdi, bizim yargıda bu ruh egemen kılınmak isteniyorsa, vay halimize.

YARGI GÜVENCESİ

Yargıçlar yargıçları, savcıları savcıları dinletiyor.


Kilit konumda olan Adalet Bakanlığı müfettişleri. Hem dinletme isteme yetkisine sahip, hem yargıç ve savcılar hakkında inceleme yapma hakkına.


Onlar Adalet Bakanına bağlı. Yani, yargıç ve savcıları inceleme siyasi iradeden geçiyor.


Bu da, yargı güvencesini tehlikeye atıyor. Yargı güvencesi yoksa, demokrasi de yok.


Türkiye’de askeri yönetim dönemlerinde bile, yargı güvencesi işliyor.
Şimdi o güvence tehdit altında.


İş bu kadar ciddi, tehlikeli, vahim.

 

Bakandan bu soruya yanıt yok

 

SİNCAN 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz telefon dinlemeleri ile ilgili olarak, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nda (TİB) inceleme yaptırıyor.

Dinleme rezaletinde ayrıntılar bu inceleme sonucunda ortaya dökülüyor.


Şimdi TİB’i inceleten yargıç Kaçmaz hakkında, görevi kötüye kullanmaktan dava açılıyor. Hakkında ayrıca rapor var.


Adalet Bakanlığı müfettişleri raporda Kaçmaz için uyarı cezası isterken, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Kaçmaz’ın meslekten ihracını istiyor.


CHP Manisa milletvekili Şahin Mengü önceki akşam Meclis’te Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e soruyor:

“Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı hakkında teftiş kurulu raporunda istenen disiplin cezası ile Bakanlığınızın istediği disiplin cezası arasında çelişki var mı? Varsa, böyle çelişkiler teamül müdür? Evet veya hayır, diye cevaplarsanız memnun olurum”.

Kürsüden bulunan Bakan Ergin başka soruları yanıtlıyor, bu soruya hiç girmiyor. Şahin Mengü soruyu tekrarlıyor, Ergin’den yine yanıt yok.

Çünkü, bakanın isteği ile rapor çelişiyor ve bu gelenek değil. 

X