"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Tophane’deki ucube ve kader ortakları

ONU ağaçların, çalıların arasında “Yıkılmadım, ayaktayım” ifadesiyle, yaz-kış önünden akan trafiği seyrederken görebilirsiniz.

Tam olarak Tophane otobüs durağının arkasında diyebilirim.
Fındıklı tarafından Karaköy’e doğru ilerlerken, Tophane-i Amire’yi geçince, Boğazkesen’in girişi sağınızda belirdikten hemen sonra kafanızı çevirirseniz; hah, gördünüz işte!
Kafası kopuktur.
İki kolu kopuktur.
Sol bacağı gitmiştir.
Sağ bacak üzerinde erimiş bir gövde olarak selamlar sizi “Tophane İşçi Heykeli”.
* * *
1973’te, heykeltıraş Muzaffer Ertoran tarafından bu parka dikildiğinde aslan gibiydi.
Elinde, fazlasıyla ironik olacak ama “balyoz” tutan bir işçiydi.
Kırıldı, döküldü, zifte bulandı, yakılmaya çalışıldı, olmadı yine kırıldı.
Kala kala bugünkü amorf siluet kaldı.
Kıranlar ne düşünüyordu acaba? Herhalde “Hımmm, işçi! Hımmm, solcu! Hımmmm, vay allahsızgominiz!” diye düşündülerse ayıp etmişler.
Çünkü hikâyesinin, dikilme amacının solculukla alakası yoktur, gurbetçi heykelidir.
* * *
Eczacıbaşı’nın Sanal Müzesi (www.sanalmuze.org) Cavhar Göktaş’ın 1998 tarihli yayınlanmamış yüksek lisans tezinden aktarıyor hikâyeyi:
“Tophane’de İş ve İşçi Bulma Kurumu var. 60’lı yıllardan itibaren Türk İşçileri Almanya’ya gitmeye başladı. Orada kuyruklar oluşuyordu. Vedat Tör ile sohbetlerimizde diyor ki: Bu kadar işçi gidiyor, Türkiye’ye döviz göndermeye başladılar, Türk iktisadını kalkındıracaklar. Onlara bir anıt dikmeli, Karaköy’e filan. Bu fikir oradan aklıma geldi. Heykeltıraşlara; ‘Tophane’ye dikeceğimiz anıt bir işçi heykeli olabilir mi?’ diye sorduk. Muzaffer Ertoran; ‘Ben yaparım, var zaten böyle bir etüdüm’ dedi. Ona verdik ve işçi heykelini Tophane’ye diktik...”
* * *
Geçen yıl bir grup sanatçı (Hafriyat, Yeni Sinemacılar, HaZaVuZu) kafası, eli, kolu, balyozu, bacağı kırılmış bu heykeli bir eylem düzenleyerek yerinden söküp kaçırmayı, bir hafta sakladıktan sonra iade ederek “dramına dikkat çekmeyi” amaçladı.
Fakat komiktir, olaya uyanan mahalleli “araklamaya ve sanatsal aksiyona” taş koydu.
Sanatçılar, “2010 Kültür Başkenti İstanbul”da hırpalanmış, saklanmış, unutulmuş ve unutturulmuş heykellere dikkat çekmek istemişti, az da olsa başarı elde ettiler bence.
* * *
İstanbul’da özellikle 1980’lerden itibaren gerek “vatandaşlarca”, gerek “belediyelerce”, gerek “asker veya sivil idarecilerce” sistematik, bilinçli heykel düşmanlığı yapıldı, yapılıyor.
Başbakan’ın Kars’taki “Ucube Açılımı” damarlarımıza işlemiş vandalizmin güncel tezahürüdür.
Daha önce kıran, döken, yakan, hatta “İçine tükürürüm” diyen çıkmıştı.
Atatürk heykellerine “Beton Mustafa” diyen zihniyetten daha ötesi beklenir mi?
Başbakan Erdoğan’ın “Ucube” lafı, bugüne kadar yapılanların yanında “sanat eleştirisi” bile kalabilir yani.
Ne kadar acı...
Heykellerin genel akıbetini (özellikle soyut olanlar!) görmek, öğrenmek için www.sanalmuze.org ziyareti yapınız.
Bilet kesilmiyor...
X