Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Toparlanma zamanı

GEÇEN haftanın incisi, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, AB Komisyonu’nun Türkiye Temsilcisi Hans Jorg Kretschmer için ‘Kimmiş o?’ demesiydi.Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerini öncelikli hedef haline getirmiş olan bir hükümetin bakanı, aniden hafıza kaybına uğramış ve AB Komisyonu’nun Ankara temsilcisinin adını mı unutmuştu? Tabii ki hayır. Gül, sorulan soruya sinirlendi.Hükümetin eleştiriliyor olmasına tepki gösterdi. Oysa benim tanıdığım kadarıyla Dışişleri Bakanı, oturmuş ve sakin kişiliğiyle tepkilerini kontrol edebilen bir insan. Tabii ki bu çıkışlar, AB-Türkiye ilişkilerinde önemli değil. Zaten, Avrupa Birliği Komisyonu’nun Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Hans Jorg Kretschmer de ‘Bakana kırılmadım’ diyerek olayın büyütülmemesini istedi. Marmara Grubu’nun önceki akşam İstanbul’da düzenlediği toplantıda konuşan Kretschmer, bu konuda sorulan soruya, ‘Gazetecilerin Bakana, Tübitak’ı ziyareti sırasında yönelttikleri sorunun, o anın gündemiyle ilgisi yoktu. Tepkinin nedeni herhalde oydu. Ben Bakana kırılmadım’ yanıtını verdi. Abdullah Gül gibi, Avrupa Birliği ile ilişkileri uzun yıllardan beri izleyen, bu konuyu iyi bilen bir insanın tepkisinin ardında, hükümetin son dönemde yaşadığı ikilem yatıyor. * * * HÜKÜMET ‘kamuoyu’ ile ‘hedefleri’ arasında kendisini sıkışmış hissediyor. Irak savaşı, Washington’dan gelen baskıcı açıklamalar; Avrupa Birliği’nin Kıbrıs konusunda Rumları kollayan tavrı; Avrupa kamuoyunda Türkiye karşıtı tartışmalar; Ermeni soykırımı iddialarının tanınması dayatması Türkiye kamuoyunda Batı karşıtlığını tetikliyor. Aşırı milliyetçi ve İslamcı söylemler prim yapıyor. Anadolu’da MHP, Saadet Partisi ve solcu geçinen bazı tabela partileri bu temelde hükümete karşı birleşiyorlar. Hükümette, 17 Aralık’tan sonra izlenen dağınıklığının ardında bu ‘kamuoyu’ baskısı ve ‘kaybetme’ korkusu var. Ne IMF ile ilişkiler, ne Avrupa Birliği sürecinin koşulları hükümete, muhalefetin alabildiğine kullandığı, kamuoyunun beklentilerini karşılayacak adımlar atmasına olanak veriyor. Teşvik meselesi gibi, türban gibi siyasi jestleri de yapamadığı için AKP’de sinirlilik baş gösteriyor. * * * ÜÇ ay aradan sonra Avrupa ile ilişkiler yeniden canlanıyor. AB’nin genişlemeden sorumlu yeni ismi Olli Rehn ve Troyka’nın ziyaretlerinde esas olarak reformlara devam ve uygulamaya hız verilmesi çağrısında bulunulacak. Gerçi Avrupa henüz Hırvatistan ile müzakereler konusunda hazırlıklarını tamamlayıp Türkiye sayfasını açmadı ama onu harekete geçmeye davet eden bir zorlama da gelmedi bizden. Büyükelçi Kretschmer, Marmara Grubu’nun toplantısında yaptığı konuşmada, bu süreçte Türkiye’nin en büyük sorunu olarak neyi gösterdi biliyor musunuz? Bölgeler arası dengesizliği. ‘Türkiye gibi hiçbir AB üyesi ne de adayı var. Türkiye’de İstanbul gibi büyük kentlerde yaşayanların ortalama geliri Portekiz’e eşit ama Güneydoğu Anadolu’da yaşayanlarınki ise Hindistan ayarında. AB’de böyle büyük bölgesel farklar olamaz’ diyen AB Büyükelçisi, Güneydoğu Anadolu sorununun çözümü için, özel sektörü göreve çağırdı. Hükümetin, ekonomik koşullar gereği, bölgeye yatırım yapmada yetersiz kalabileceğinin altını çizen Kretschmer, ‘Türk özel sektörü, riski alın ve ülkenizin çıkarı için bölgeye gidip yatırım yapın’ dedi. Aslında, bu doğru bir hatırlatma değil mi? 17 Aralık’tan sonra hükümette görülen dağınıklık, sivil toplumda da fark ediliyor. AB konusunda hızlanması için hükümeti uyaran Türk özel sektörü, riskleri de paylaşmaya hazır olmalı. Toparlanma zamanı herkes için geldi.
X