"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Toker ve Tamer'in oyu

Ertuğrul ÖZKÖK

Dört gün arayla iki ünlü gazeteci, 18 Nisan seçimlerinde kime oy vereceklerini açıkladılar.

İlk açıklayan Metin Toker oldu.

Toker, bugüne kadar hep CHP'ye oy verdiğini, ama bu seçimde oyunun DSP'ye gidebileceğini ima etti.

NEDEN DSP?

Meral Tamer ise siyasi tercihini daha net ifadelerle ortaya koydu.

Onun oyu da DSP'ye gidecekmiş.

Üstelik bunu, altı çok kalın çizilmiş şu ifadelerle açıklıyor:

‘‘Bu seçimlerde oyumu DSP'ye vereceğim. Üstelik de kötülerin en iyisi olarak zoraki değil, gönülden seçilmesini arzu ederek.’’

Bu açıklamaların genelleşen bir trendi ifade edip etmediklerini elbette seçimde göreceğiz.

Ancak Meral Tamer'in dünkü Milliyet'te yayınlanan yazısında, hepimizin görüp de altını çizmekten çekindiğimiz çok önemli bir saptama vardı.

‘‘DSP'nin gücü bana göre örgütsüzlüğünden geliyor. Aracısız siyaset yapmasından kaynaklanıyor. Parti mafyasının DSP'ye sızamaması sayesinde birikimli, düzgün insanlara siyasetin yolu açılmış oluyor.’’

Bu saptama üzerinde uzun uzun düşünmemiz gerekiyor.

DSP'nin, siyasi yapılanma açısından ‘‘seçkinciliği’’ temsil etmese de, belli bir ‘‘tek seçiciliği’’ temsil ettiği gerçek.

Yani adını koymamız gerekirse, bunu ‘‘Parti içi demokrasinin işlemediği bir yapılanma’’ olarak kabul edebiliriz.

Bu, işin bir tarafı.

Ama öteki tarafında bambaşka bir gerçek var.

1995 seçimlerine, ANAP bir kadro partisi imajı ile girdi.

Ne var ki, bu seçimden çıkan gerçek kadro partisi DSP oldu.

Anayol hükümetinin iki kanadının bakanlar tipolojisine bakıldığında, DSP'nin çok açık farkla önde geldiği görülüyor.

TEK SEÇİCİLİK

Neden böyle oldu?

Gelin bunu eldivensiz ve sansürsüz tartışalım.

1995 seçimi, büyük ölçüde lider kadroların tek seçici olarak belirlediği bir milletvekilleri kompozisyonu ortaya çıkardı.

O dönemde çoğumuzun eli, bunun antidemokratik bir gelişme olduğunu yazmaya gitmedi.

Çünkü önseçim sisteminin siyasette bir pespayeleşmeye yol açtığını ve kaliteli insanların Meclis'e gelmesini önleyen bir siyasi terminatör olarak çalıştığını düşünüyorduk.

LİDER ASKERLERİ

Üstelik liderlerin elindeki bu imkân sayesinde birçok kaliteli bilim adamı, sanatçı ve işadamının da Meclis'e girebileceğini düşünüyorduk.

Ancak hemen hemen bütün liderler bu imkânı, kendilerine körü körüne bağlı bir elit ordusu oluşturmak için kullandı.

Sonunda 1995 Meclis'i, bırakın beklentilerimizi yerine getirmeyi, tam tersi bir tablo ortaya çıkardı.

Bütün bunlar arasında tek istisna DSP oldu.

Çoğu kamuoyunun yakından tanımadığı isimlerden oluşan bu kadro, Anayol hükümeti sırasında parlak bir sınav verdi.

Bakanların isimleri hiçbir yolsuzluk olayına karışmadı.

Ve bu bakanlar gerçekten önemli işler yaptılar.

Kısaca, aynı aday belirleme sistemi, DSP ve öteki partilerde farklı sonuçlar ortaya çıkardı.

Öyleyse önseçim sisteminden vaz mı geçeceğiz?

Hayır. DSP örneği Türkiye'yi böyle bir tercihe asla götürmemeli.

Ama sistemi yeniden kurmamız gerekiyorsa, önce DSP örneğinin arkasındaki başarı faktörünü ortaya çıkarmamız gerekir.

Gelin önce şu sorunun cevabını verelim.

Neden aynı aday belirleme sistemi, DSP'de farklı bir sonuç ortaya çıkardı?

Cevabı çok basit.

Liderinin aşırı titizliği ve siyasi düzgünlüğü sayesinde bu sonuç ortaya çıktı.

DSP örneği bize, Türk siyasetinin yeniden yapılanmasının nereden başlaması gerektiğini çok açık biçimde gösteriyor.

ÖNCE LİDER

Yeniden yapılanma, liderin tarifi ve kişiliğinin iyi belirlenmesinden başlamalıdır.

Türkiye'nin, yeni demokrasi paketleri, laiklik tarifleri gibi sofistike paketlerden önce bir liderlik etiği ile işe başlaması gerekiyor.

DSP olayının en çarpıcı dersi işte budur.



X