TİM: Sorunlu krediler satın alınarak yapılandırılabilir

Hürriyet Haber
02.07.2001 - 00:00 | Son Güncelleme: 02.07.2001 - 00:01


Türkiye İhracatçılar Meclisi Raporu'nda devletin özel sektör ve yabancı sermaye ile birlikte kuracağı bir varlık yönetim şirketi vasıtasıyla, sorunlu kredileri satın alarak yeniden yapılandılabileceği bildirildi.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) İhracatın Görünümü 2000-2001 Raporu'nda, devletin özel sektör ve yabancı sermaye ile birlikte kuracağı bir "varlık yönetim şirketi" vasıtasıyla, bankacılık sisteminin takipteki kredilerini satın alarak yeniden yapılandırabileceği bildirildi.

Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin (TİM) "ihracatın Görünümü" Raporu'nun 6'ıncısı kamuoyuna açıklandı.

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Ekonometri Merkezi Başkanı Prof.Dr. Refik Erzan ile Öğretim Üyesi Doç.Dr. Emre Alper tarafından hazırlanan raporda, Türkiye'de Şubat 2001 sonu itibariyle bankacılık sektörünü iyice etkisi altına almaya başlayan krizin, Mart sonu borç ödemeleri nedeniyle reel sektörü de etkilediği, alacaklı ve borçlu kesimden devletin arabulucu rolü oynaması çağrısı yapıldığı hatırlatıldı.

Raporda, şirketlerin ve finans sektörünün hızla yeniden yapılandırılmasında, çeşitli ülkelerde kullanılan yöntemlere de yer verildi.

Yöntemlerden birinin, devletin üstlendiği aktif rol ve yük açısından en az müdahale gerektirenin şirketler ile bankalar ve bankalararası arabuluculuk olduğu belirtilirken, diğer yöntemler şöyle dile getirildi:

"Bir aşama ötesi teşvik projeleridir. Devlet özel sektördeki borç yapılarının sağlamlaştırılması için mali teşvikler verebilir. Daha aktif ve maliyetli bir aşamada devlet bankaların sermayelerinin tekrar oluşmasına doğrudan katkıda bulunabilir.

Nihayet devlet, kuracağı bir varlık yönetim şirketi vasıtasıyla sorunlu kredileri üstlenebilir. Türkiye'nin şu anki ekonomik durumu ve geleneksel politik yapısı (şeffaflık ve kontrolün zayıflığı) dikkate alındığında, bankaların takipteki kredilerini alacak bir kamu şirketinin oluşturulması fikrinin, hem ekonomik hem de politik olarak cazip fikir olmadığı söylenebilir.

Bu yüzden sadece devlet sermayesi yerine yabancı sermaye (Örneğin Dünya Bankası kuruluşu IFC), özel ve devlet sermayesi ile oluşan özel bir yönetime sahip olacak bir varlık yönetim şirketinin kurularak, takipteki borçların bu şirket tarafından satın alınarak yeniden yapılandırılması bir çözüm olabilir."

Bazı Orta Avrupa ülkelerinde IFC yabancı yatırımcı rolü üstlenerek, bu tip projelerin hayata geçirilmesine çalıştığına işaret edildi.

2000 YILINDA İHRACAT

2000-2001 yılı dış ticaret verileri ve ihracatın krizle ilişkilerinin ele alındığı raporda, dünya ekonomisinin 2000 yılında yüzde 5 büyüdüğü ve dünya dış ticaret hacminin reel olarak yüzde 12.4 arttığı, ancak 2000 yılında Türkiye ihracatının zayıf bir performans sergilediği kaydedildi.

Rapora göre, tekstil ve giyim Türkiye'nin önde gelen ihracat sektörü olmaya devam etmekle beraber, son yıllarda tekstil ihracatındaki duraklama ve daha önemlisi giyim sektörü ihracatındaki gerileme dikkat çekiyor.

Motorlu kara taşıtları ve römork, plastik ve kauçuk, makine ve tehçizat ve mineral sektörlerinde ihracat, son yıllarda istikrarlı bir şekilde artıyor. Ayrıca, toplam ihracat içinde küçük bir payı olmakla beraber, büro ve bilgi işlem makineleri ihracatındaki artış trendi dikkat çekiyor.

2001 YILI

Rapora göre, 2001 yılında son yıllardaki tarım ürünleri ihracatındaki düşüş eğilimi durdu. Yılın ilk 5 ayında, tütün ve kur meyve mamulleri hariç tüm tarım ürünleri ihracatında artış gözleniyor.

Hazır giyim sektöründeki zayıf ihracat performansı devam ederken, özellikle taşıt araçları, elektronik/elektrik eşya ve demir/demirdışı metal sektörlerinde ihracat hızla artıyor.

Bankacılık sektöründe başlayan ve derinleşen kriz dolayısıyla üretime ve ihracata yönelik kredilerin kısıtlanması, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeleri olumsuz etkiliyor. Daha çok küçük ve orta ölçekli işletmelerin hakim olduğu tekstil ve giyim sektörlerinde ihracat artışının sınırlı kaldığı görülüyor.

Taşıt araçları ihracatındaki kayda değer artış ise büyük ölçekli şirketlerin aynı finansman sorunlarını yaşamadığı ve global stratejileri doğrultusunda hareket ettikleri izlenimi veriyor.

Raporda, Kasım ve Şubat krizlerine yol açan yapısal reformlardaki gecikmelerin bu krizleri tetikleyen olaylar olduğu ve bunların nedeni olan siyasi ortamın bilinen gelişmeler olduğuna yer veriliyor.

Ayrıca petrol fiyatlarındaki artış, dolar/euro paritesinin euro aleyhine gelişmesi ve ABD'deki faizlerin yükselmesi gibi olumsuz dış etkenlere de işaret edildi.

REEL KUR, İHRACAT ARTIŞINDA ÖNEMİNİ YİTİRİYOR

Reel kurun dış ticaret üzerindeki etkilerine bakıldığında, ekonominin içinde bulunduğu beklentilere cevap verecek bir netice çıkmadığına değinilen raporda, Şubat krizini takiben gerçekleşen büyük orandaki devalüasyonun, fiyat artışlarına rağmen reel kurda önemli bir artışa neden olduğu, reel kurun ihracatın artışında önemini yitirdiği kaydediliyor.

Reel kurdaki belirgin artışın kriz ortamlarında ve mali ve reel sektörün sıkıntılı dönemlerine denk geldiği, Türkiye'de büyük bir olasılıkla, belirsizlik, faizlerdeki yükseliş, kredi musluklarındaki daralma ve krizlerin diğer olumsuz yönleri arasında reel kur avantajının etkisini kaybettiği vurgulanıyor.

Buna karşın malların önemli dış pazarları olan ülkelerdeki ekonomik büyümenin ihracatı daha güçlü etkilediğine işaret edilen raporda, 2001 yılında ABD ve Avrupa'daki yavaşlamanın bu açıdan kaygı verici olduğu belirtiliyor. (İstanbul-aa)

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı