Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tiflis'te sessiz film oyunu

Emin ÇÖLAŞAN

İnanılr gibi değil. Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı, birkaç gün önce yaptığı Tiflis gezisinde bazı gazetecileri devlet konukevindeki odasına çağırıyor. Saatler sabaha yaklaşıyor. Kafalar dumanlı. Gürcüler, konuklarına bol bol votka içirmişler. Herkes gevşemiş durumda.

Başbakan, işte bu ortamda gazetecilere bir mesaj verecek. Askerlerin yüzüne karşı söyleyemediklerini, gazetecileri ‘‘mektupçu’’ olarak kullanıp kamuoyuna duyuracak.

Askerlere çatacak.

Bu çatmayı sözle değil de, küçüklüğümüzde oynadığımız sessiz film yöntemiyle yapıyor!

Tiflis'teki sessiz film oyunu, filmlere konu olacak bir biçimde gelişiyor! Dünya siyaset tarihinde böyle bir örnek yok.

Bir başbakan, sessiz film oynayarak ordusuna çatıyor. Elini omuzuna götürüp parmaklarıyla ‘‘dört’’ işareti veriyor. Gazeteciler bağırıyor:

- Orgeneral...

Kafasını sallayıp ‘‘bildiniz’’ diyor... Sonra parmağı ile ‘‘bir’’ işareti yapıyor ve ellerini iki yana açıp ‘‘bu nedir?’’ diye soruyor. Gazeteciler bağırıyor:

- Orgeneral Çevik Bir...

Oyun böylece sürüp gidiyor ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın kamuoyuna Türk Ordusu hakkında verdiği mesaj, böyle bir komedi ile Türkiye'ye aktarılıyor.

***

Aynı Mesut Yılmaz'ın geçen yıl 28 Şubat kararlarından hemen önce Orgeneral Çevik Bir'den nasıl izin istediği gözümün önüne geliyor. O tarihte MGK toplanacak ve tarihi kararlarını açıklayacak. Mesut Bey o sırada ana muhalefet lideri. MGK toplantısından bir iki gün önce Paris'e gidecek.

Çevik Bir'e soruyor:

- Paşam, benim gitmemde bir sakınca var mı?

Gitmesi söyleniyor ve gidiyor.

O günlerde irtica nedeniyle asker yine devreye girmiş. Refahyol hükümeti sallanmaya başlıyor. Hacı ile Bacı'nın gidici olduğu görülüyor... Ve o sırada Mesut Yılmaz, askerin devreye girmesini hep olumlu karşılıyor. Askeri eleştiren bir tek laf söylemiyor...

Çünkü başbakanlık sırasının kendine geldiğini hissediyor.

O zaman Mesut Yılmaz için ‘‘cici asker’’ var!

Ne zamanki kendisi başbakan oluyor ve kurduğu hükümet hiçbir iş yapamıyor... Ve ayrıca irtica mücadelesinde bir tek adım bile atamıyor, o zaman asker ‘‘tu kaka’’ oluyor. Başarısızlıklarını örtbas edebilmek için gündem değiştiriyor, askere tavır koyuyor!

Sesli ve sessiz film yöntemleriyle askeri hırpalamaya kalkışıyor. Hacı ile Bacı'nın çizgisine düşüyor. Onlara hak verdiriyor.

***

Dün sabah Kenan Evren aradı ve aynen şöyle dedi:

‘‘Yasa uyarınca Genelkurmay Başkanı'nın süresi zaten uzatılamaz. Çevik Paşa'nın ise önü kapalı. Varsayalım ki uzatıldı. O takdirde Çevik Paşa yine Genelkurmay Başkanı olamıyor...’’

Evren Paşa mekanizmayı anlattı ve sözlerini şöyle noktaladı:

‘‘Başbakan bunları bilmiyor mu? Bilmiyorsa niçin öğrenmiyor? Kaldı ki, bu gibi mesajlar medya aracılığı ile değil, devletin resmi toplantılarında verilir...’’

***

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin görevi belli. İç tehdit ve dış tehdit'le uğraşıp yok etmek.

Bugün Türkiye'de Cumhuriyet rejimini yok etmeye yönelik iki büyük iç tehdit var.

Bölücü terör ve irtica.

Bölücü terörde olup biteni gördük. 1980'li yıllarda PKK olayı başladığında, zamanın ‘‘büyük devlet adamı’’ Bay Özal, bunun üç beş çapulcu işi olduğunu söylüyordu. Sivil kesim hiçbir önlem almadı, olaylar büyüdü ve sonuçta Türk Silahlı Kuvvetleri göreve çağrıldı... ‘‘Biz beceremedik, gelin bu işi siz yapın’’ denildi...

İhale, sivil kesimin sorumsuzluğu nedeniyle orduya verildi... Ve ordumuz, binlerce şehit vererek, bölücü terörün üstesinden büyük ölçüde gelmeyi başardı.

Şimdi aynı oyunu acaba irtica konusunda mı oynamak istiyorlar?.. ‘‘Bırakın canım irticayı! İş kötüye giderse, nasılsa orduyu göreve çağırırız, ihaleyi yine onlara yıkarız...’’ Büyük olasılıkla böyle düşünmeye başladılar!

***

Mesut Yılmaz, siyasal komplekslere kapıldı. Şeriatçı kesimden ve Tansu'dan gelen salvolarla baş edemedi. Korktu. Şimdi bu ‘‘atanmış hükümet kompleksini’’ üzerinden atmaya ve ‘‘demokrat’’ olduğunu göstermeye çalışıyor!

Sistem kendisini başbakan yaparken övgüler düzüyordu, şimdi sessiz film bile oynatıyor.

Demokrasi kahramanlığına soyunuyor.

Hacı ile Bacı'nın çizgisine düşüyor.

Bir üniforma ve simge olarak kullanılan türban eylemlerine karşı çıkan YÖK'e, onun başkanı Kemal Gürüz'e ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu'na bile tavır koyuyor.

Madem ki böyleydin, sen niye başbakan oldun muhterem kardeşim? Keşke kalsaydı Refahyol işbaşında!

Sen bu kafaların Türkiye'yi nereye götürmek istediğini görmüyor musun? Oy uğruna sen kime arka çıkıyorsun? Senin önüne her gün devletin istihbarat raporları gelmiyor mu? Onları okuyup bilgilenmiyor musun?

***

Beyefendi, orduya irtica ile mücadele görevi vermemiş! İrtica ile hükümet mücadele edecekmiş!

Görürüz senin mücadeleni! Senin üç beş oy peşinde koşan, bir dönem daha milletvekili seçilebilmek için her şeyini vermeye razı olan kadroların mı verecek bu mücadeleyi?..

İçişleri Bakanlığı'ndaki Refahyol kadrolarıyla ya da Adalet Bakanlığı'na Şevket tarafından doldurulan kadrolarla mı başaracaksın bunu?

Hayır! İrtica ile hükümet mücadele edecekmiş gibi yapıp birkaç göstermelik önlem alacaklar...

Ve çuvallayınca, iş işten geçince ‘‘Aman kahraman ordum, yetiş imdada’’ diye bağıracaklar. Aynen PKK ve bölücü terör olayında yaptıkları gibi.

Mesut Bey başbakan olmuş ama ‘‘devlet adamı’’ olamamış. Eğer olsaydı, kendi ordusuna karşı tavır koyarken, bunu devlet sistemi içinde yapardı.

Gürcüstan'da, votkalı saatlerde sessiz film oynayarak değil.













X

YAZARIN DİĞER YAZILARI