"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Teyze korkuları

Hatırlarsanız size birkaç ay evvel nasıl da hızla teyzeleştiğimi anlatmıştım.

Evdeki Migros/Dia/Şok/Bim torbalarının ışık hızıyla artmasından, evdeki boş yoğurt kaplarına nasıl da kıyamadığımdan bahsetmiştim.
Gece çıkmaya üşenmenin de bir numaralı teyzeleşme belirtisi olduğunu da söylemiştim ayrıca. Bu konudaki hissiyatım değişmiş değil.
Şikayet ettiğim konuların yavaş yavaş uzaklaşması bir kenara, adeta mel'un bir hastalık gibi bünyemi kapladığını fark ettim.
Sanıyordum ki yoğurt kapları ve torbalardan kurtulursam teyzeleşmekten de kurtulacağım. Adeta cıvıl cıvıl bir genç kız olacağım, geceleri o mekandan bu mekana zıplayacak, 3 saat uyuyup saat 6’da çakı dedeler gibi uyanacak, buz gibi duşumu alıp sporumu yapacağım.
Nerdeee...
Torbaları da atamadım. Her defasında kendime “bundan sonra markete evdeki kumaş torbalarla gideceksin” demiş olsam da beceremedim. Her alışverişte elimde eve torbalarla geldim.
Torbaları boşalttıktan sonra hep aynı şey oldu: Ben onlara bakıyorum, onlar bana. Atsan atılmaz, mis gibi torba. Biliyorum, yemin ettim biriktirmeyeceğime ama ellerim bedenimden bağımsız çalışarak bir “neme lazım zulası” yaptırmış bana.
İnanmayacaksınız ama hani kovboy filmlerinde samanlar yuvarlanır ya boş sokaklarda. İşte aynen öyle torbalar yuvarlanıyor evin koridorlarında.
Bir de yoğurt kapları tabii.
En son annemlerde yoğurt kapları üstüme yıkılalı beri yemin etmiştim. “Evime sokmayacağım” demiştim. Yalan oldu.
Şu noktada bir itirafta bulunmak istiyorum. Ben o yoğurt kaplarını çok seviyorum. Evet seviyorum arkadaş, gülmece yok. Hatta üzerlerine ahkam kesecek kadar da bilgi edinmiş bulunuyorum.
Misal, bir teyzenin en vazgeçemediği kap nedir diye sorarsanız, “Sütaş Tava yoğurdu” derim.
Hiçbir hava geçirmez kap onunla yarışamaz. Evlatlarını uzak şehirlere okumaya yollamış teyzeler de en çok Sütaş Tava yoğurdu kabını sever. İçine sarmaları doldurup kargoya verirler. Öğrenci evlerinde bulunan fosilleşmiş tava yoğurdu kaplarının nereden geldiğini bugüne kadar çözemediyseniz, ben size söylemiş bulunayım.
Peki niçin diyeceksiniz, anneler evlatlarına dolmaları yoğurt kaplarıyla yolluyor da normal hava geçirmez kapla yollamıyor.
İşte büyük bir “teyze gizemi”ne parmak bastın sevgili dolmasever Habitus okuru.
En büyük korkusudur komşuya gönderdiği tabağın geri gelmemesi... Gelene kadar hep diken üstünde olur teyze, aklına söz dinletemez... Gelince de niyeyse “ay hiç gerek yoktu” der. Nasıl gerek olmasın yahu, günlerdir bunu konuşuyorsun a teyzem.

Torbalar, torbalar...

Kapların geri gelmemesi’nden sonra ikinci sırayı “torbasız kalmak” alıyor elbette.
Üzülerek söylüyorum ki, benim de sahip olduğum korku budur.
Ya diyorum, evimde hiç torba kalmazsa? Ya onlara çok ihtiyacım olduğu bir gün bir anda attığımı hatırlarsam?
Yok sevgili munis Habitus okuru, yok. Ben bu yükle yaşayamam. Torbalarımı atacağımı düşünmek bile bir fena yapıyor beni. Paşa paşa itirafımı eder, torbalarımı, yoğurt kaplarımı biriktiririm.
Suyun kesilmesi ve susuz kalmak da “teyze korkuları top5’te kendine hatırı sayılır bir yer edinmiştir. Anneannenizin evinde, dolapların gizemli noktalarından çıkan pet şişelere doldurulmuş suların gizemi de budur.
Su bardağının, fincanın masada bıraktığı iz de büyük bir korku sebebidir.
O yüzden bir teyze evinde bardak konabilecek her sathın yakınında bir altlık bulunur. Teyze, siz tam bardağı masaya koyacakken altlığı, yerinden öyle bir hızla çıkarır ki altlığı dünya tarihinde en usta kovboy bile bu kadar hızlı silah çekememiştir.
Şimdi teyzeler ve amcalar hiç kızmasın, -ki onlar bizim canlarımızdır- ama amcaların da bazı korkuları olduğunu kabul etmek lazım.
Neler mi?
Onlar da yarın...

X