Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Terörün sonu

Hadi ULUENGİN

1 Mayıs tarihini sembolik bir nirengi noktası addedersek, önümüzdeki haftadan itibaren 1968 isyanının otuzuncu yıldönümünü idrak edeceğiz. Baharın tılsımlı ayına bir kavuşalım, hayatımızı dönüştüren ve kutsiyetine sadakatten asla caymadığım bu evrensel isyan hakkında bir dizi yazı yazacağım.

Ama bugün güzel Mayıs'ın çirkin piçi olarak doğan ve Almanya'yı kana bulayan tedhiş örgütü ‘Kızıl Ordu Fraksiyonu’ RAF'dan söz etmek istiyorum.

Çünkü adı geçen RAF kendisini feshettiğini duyurdu. Böylelikle, zaten 1992'de terör eylemlerine son verdiğini açıklamış olan ‘Ordu’ (!) tarihe karıştı.

Şükür, 1968 Mayısı'nın en lanetli sayfalarından birisi kapandı.

* * *

Alman romantizmden gözleri kamaşmış Fransızları Töton ruhiyatının içerdiği tehlikelere karşı daha 19. yüzyıl ortalarında uyarmış olan Heinrich Heine her halde çok haklıydı, çünkü gerçekten de Hölderlin şiirinden Nazi cinnetine ve Beethoven müziğinden Lorelei efsanesine, birbirlerine zıt dursalar bile Cermen dünyası daima en kutupta ve en aşırıda gezinen teori ve pratikler üretti.

Bana sorarsanız ‘Kızıl Ordu Fraksiyonu’ da bu ruhiyatın uzantısıydı.

Kuşkusuz, Mayıs ertesi Avrupa'da İtalya'nın ‘Kızıl Tugaylar’ından Fransa'nın ‘Doğrudan Eylem’ine, İspanya'nın FRAP'ından Türkiye'nin bin bir yaftalı ‘devrimcilerine’ kadar bir dizi şiddet örgütü türedi. Bit pazarına düştü.

Fakat, söz konusu bütün ülkelerde ya komünist geleğin etkisinde bir halk kitlesi vardı, ya da iç çelişkilerdeki boyut önemli derinlikler arzediyordu.

Oysa hem Doğu Almanya örneğinin yarattığı ‘öcü’ travmadan, hem de sanayi toplumu refahının nispeten eşit dağılımından dolayı Federal Cumhuriyet'te yukarıdaki iki unsur da yoktu. Almanya zengin küçük burjuvalar cennetiydi.

Dolayısıyla, bırakalım şiddet ve terörün zaten hiç kimseyi, hiç bir zaman, hiç bir yerde ve hiç bir ‘dava’ adına asla başarıya ulaştıramayacağı gerçeğini, isterlerse yüz bin ‘bilimsel devrimci kuram’ uydursunlar, onların diliyle konuşursak, Andreas Baader ve Ulrike Meinhof'un 1971'de oluşturduğu çete açısından ‘objektif ve sübjektif’ şartlar zerre kadar mevcut değildi.

‘Kızıl Ordu Fraksiyonu’, ‘desparados’ umutsuzların bir Cermen hezeyanıydı.

* * *

Nitekim, olayların seyri yukarıdaki tahlilin doğruluğunu ispatladı.

1977'de Federal Başsavcı'yı katledip, Somali'ye uçak kaçırıp ve ‘baş patron’ Schleyer'i rehin alıp hapisteki liderlerini kurtarabileceğini sanan RAF, Bonn hükümetinin geri adım atmaması karşısında hezimete uğradı.

‘Tarihi önderler’ mahpus hücresinde intihar etti.

Ama aslında ‘Kızıl Ordu Fraksiyonu’ intihar etti. Defter o zaman kapandı.

Üstelik, tedhişçilerin eylemleri onların umduğunun tam tersi sonuç verdi.

Hem genel olarak sol itibar yitirdi, hem de cadı kazanı kaynatıldığından Almanya'nın üzerine ‘kurşun yılları’ indi. Kurunun yanında yaş da yandı.

Ve duvar yıkıldığında anlaşıldı ki, meğer pek ‘bağımsız’ geçinen bu RAF militanları Sovyet gizli servisleri tarafından manipüle edilmişlerdir ve Doğu Berlin'in sağladığı lojistik destek sayesinde varlık sürdürebilmişlerdir.

Dehayla cinnet arasında mekik dokumuş Alman ruhiyatının modern uzantısı olan teröristler daha ilk başta Mayıs isyanı kutsiyetine ihanet etmişlerdir.

* * *

‘KIZIL Ordu Fraksiyonu’nun kendini fesih mektubunda şu cümle var:

‘‘RAF'ı doksanlı yıllara taşımak fikri gerçekleşebilir bir proje değil’’.

Almanya'da ve her yerde, şiddet aracılığıyla hedefe ulaşmak fikri yetmişli ve seksenli yıllarda da ‘gerçekleşebilir proje’ değildi. Olmadı ve olmayacak.

Neyse, jeton çok geç düşse bile şimdi bunların da ayakları yere basmış.

Guten Morgen, Terroristen !













X