"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Terör ile ifade özgürlüğü arasındaki sınır

AVRUPA Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg’ün “Türkiye’de Adalet Yönetimi ve İnsan Haklarının Korunması” başlıklı raporunda üzerinde en çok durduğu konulardan biri, terör suçları hem yasalarda tanımlanırken hem de yargı tarafından yorumlanırken sınırların “çok geniş” tutulmasıdır.

Bugünkü yazımızda rapordan yola çıkarak bu sınırların koordinatlarını büyüteç altına yatıralım.

KANUNA UYGUN EYLEMLER SUÇ OLUNCA

Hammarberg’e göre, meselenin birinci boyutu, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 220’nci maddesinin 6’ncı ve 7’nci fıkralarında yatıyor. Bu maddenin 6’ncı fıkrası “kişi suç örgütüne dahil olmasa da örgüt adına suç işlerse” ve 7’nci fıkrası “örgüte bilerek veya isteyerek yardım ederse” de “örgüte üye olma suçuyla cezalandırılacaktır” hükmünü getiriyor. Bir sonraki 8’inci fıkra 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörüyor bu suçlar için.

Komisere göre, sorun bu hükümlerle bitmiyor. Türk savcıları ve mahkemeleri, 8’inci fıkrayı şiddet unsuru içermese de “bir terör örgütünün herhangi bir amacıyla çakıştığını düşündükleri açıklamaları da kapsayacak şekilde kullanıyor”. Örneğin, Kürtçe anadilde eğitim isteme veya ücretsiz eğitim talep eden bir pankartı açma gibi bir eylem bile “terör örgütünün talebiyle örtüştüğü” gerekçesiyle cezai takibata uğrayabiliyor.

Hammarberg, TCK’nın bu hükümlerinin KCK soruşturmalarında kullanılış şekline açık eleştiriler yöneltiyor; örneğin KCK grup davalarında “şiddet içermeyen ve kanuna uygun olan” pek çok eylemin “yasadışı örgüt talimatıyla ve örgütün amaçlarına hizmet edecek şekilde yürütülen eylemler” olarak iddianameye dahil edildiğini kaydediyor..

TAKDİR PAYI ÇOK GENİŞ

Tam bu noktada KCK’nın yanı sıra Odatv davasına yapılan atıf da dikkat çekicidir. Hammarberg, Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklanmalarına yol açan “Ergenekon’un talimatıyla ve bu örgüte yardım etme maksadıyla kitap yazdıkları” suçlamasının TCK’nın 220’nci maddesinin 7’nci fıkrasına dayandırıldığını hatırlatıyor.

Hammarberg’ün mevzuatla ilgili TCK gibi “ciddi kaygılar” belirttiği meselenin bir başka boyutu, Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 6’ncı ve 7’nci maddeleridir; özellikle 6’ncı maddenin “Terör örgütünün propagandasını yapan kişi bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır” hükmünü taşıyan ikinci fıkrasıdır.

Komisere göre, bu maddedeki temel sorun, “hâkimlere açıklamada metin ya da bağlam incelemesi yapmalarını zorunlu kılmamasıdır”. Açıklamanın terör örgütünden kaynaklanmış olması yayıncının mahkûm edilmesi için tek başına yeterli olabiliyor. Hammarberg, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bu hükümle ilgili ihlal kararı verdiğini hatırlatıyor.

Bu saptamaların ardından hükümete şu mesaj veriliyor: “Komiser, (...) Türk terörle mücadele mevzuatında ve TCK’nın 220’nci maddesinde yer alan hükümlerin çok geniş bir takdir payına olanak sağladığı kanaatindedir. Komiser, Türk makamlarını bu kaygılar üzerinde düşünmeye ve bunları yasal tedbirler ve/veya içtihat yoluyla ele almaya teşvik etmektedir.”


SAVCI VE HÂKİMLER EĞİTİLSİN TALEBİ

Hammarberg’ün ciddi bir diğer itirazı da 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 153’üncü maddesinin ve ayrıca Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 10’uncu maddesinin “hâkime, savunma avukatının soruşturma dosyasına erişimini kısıtlama” yetkisini tanımasıdır.

Komiser, hem CMK 153 hem de TMK 10’uncu maddelerin Türkiye’de rutin olarak uygulandığını, örneğin gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener’e kısıtlama kararı getirildiğini, bu kısıtlamanın her ikisini de tutuklanmalarına itiraz etme imkânından “fiilen mahrum bıraktığını” vurguluyor. Hammarberg, bu düzenlemelerin
AİHM standartlarına uymadığına dikkat çekiyor.

Hammarberg, raporunun sonunda terörle mücadele konusunda şu tavsiyede bulunuyor:
“Komiser bu mevzuatın (terörle mücadele) düzeltilmesi için daha çok çaba sarf edilmesi gerektiğini ve AİHM içtihadına uygun olarak terörizm ya da terör örgütü üyeliği suçları ile düşünce, ifade; toplantı ve dernek kurma özgürlüğü kapsamına giren eylemlerin arasındaki sınır konusunda savcılar ve hâkimleri eğitmek gerektiğini düşünmektedir.”

Görüldüğü gibi, bu konuda hem yasa değişikliği hem de yargı mensuplarının eğitimi beklentileri çıkıyor Hammarberg’ün raporundan.
X