Temas ve mesafe mesleği

Hürriyet Haber
24.03.2014 - 00:17 | Son Güncelleme:

GAZETECİLİKLE ilgili tanım çoktur; hatta neredeyse her gazeteci kendine göre bir tanım da yapar. Fakat hiçbiri Le Monde’un kurucusu Hubert Beuve-Méry’nin gazetecilik tanımı kadar ünlü olamamıştır. “Gazetecilik, temas ve mesafe mesleğidir” der Méry.

Gerçekten böyle bir meslektir gazetecilik. Haber kaynaklarıyla sürekli temas etmesi gerekir gazetecilerin. Zira temas olmazsa haber olmaz. Ama bu temas sırasında da haber kaynağıyla belirli bir mesafeyi korumak zorunludur. Mesafeye dikkat edilmez kaynaktan çok uzaklaşılırsa da haber yapılamaz, çok yaklaşılırsa da...
Türkiye gazeteciliğinde sorun genelde gazetecilerin haber kaynağıyla temas ederken aralarında hiç mesafe bırakmamaları, içli dışlı olmaları biçiminde tezahür ediyor. Kaynakla içli dışlı olma hali, maalesef gazeteciliğin birçok uzmanlık alanında var. Magazinde de var bu durum, polis adliye, ekonomi, politika muhabirliği ve diğerlerinde de...
Haber kaynaklarına fazla yaklaşıp arada mesafe bırakmamanın asıl sakıncası haberin, gerçeği aktarma işlevini yitirmesidir. Kaynağıyla içli dışlı olan bir magazin muhabirinin yazdığı haber, tanıtım metnine dönüşür. Polis adliye muhabirinin yazdığı haber, haber olmaktan çıkıp polis bülteni olur. Bazen de manipülatif bilgiler yayılmasına aracılık eder o gazeteci.
Kıyaslamak ne kadar doğru bilemiyorum; ama benim en sakıncalı bulduğum gazetecilerin politikacılara gereğinden fazla yaklaşmasıdır. Politikacı gazeteci yakınlaşmasının yanında diğerlerinin masum kaldığına inanırım.
Zira gazeteci politikacı yakınlaşmasının sonuçları, bir kişiye ya da bir olaya özgü sonuçlar doğurmaz. Etki alanı daha geniş olur. Gazeteci, bir politikacı ile hele ülke yönetimindeki bir politikacı ile fazlaca samimi olursa onunla ilgili nesnel haberler yapamaz. Onun icraatlarına eleştirel bakamaz. Bunun bir adım ilerisi de gazetecinin bilerek ve isteyerek o politikacının gözünden yazması, onun propagandasını yapacak metinlere imza atması olur.
Oysa gazetecinin kamunun gözü kulağı olması gerekir. Gazeteciliğin temel işlevi eleştirel bakmak, kamu adına denetlemektir. Politikacılarla, devlet adamlarıyla fazlaca yakınlaşan gazeteci asli görevini yapamaz.
Ne yazık ki, özellikle de iktidardaki politikacılarla içli dışlı olma hali AKP döneminde hayli yaygınlaştı medyada. Ankara gazeteciliği ile sınırlı kalmayan, İstanbul gazeteciliğine de sirayet eden, hatta gazeteciliğin genlerine kanser hücreleri gibi yayılan yeni bir ilişki tarzı gelişti.
Bunda iktidarın akreditasyon cezaları, Başbakan ile gezi ödülleri yöntemlerini de kullanarak gazeteciler arasında “bendensin/benden değilsin” ayrımı üzerine kurduğu ilişkinin etkisi çok büyük. Kuşkusuz “temas mesafe ilkesi”ni göz ardı etmelerinin sonucu olarak kiminin “dost gazeteci”, kiminin de “yandaş gazeteci” haline gelmelerinin katkısı da azımsanamaz. Tabii medya kuruluşlarının iktidarın baskıları karşısında çeşitli nedenlerle direnememelerinin sahadaki gazetecileri erk sahipleri karşısında zayıf bırakmasını da saymalıyım, gazetecilerin politikacılarla fazlaca samimi olma halinin nedenleri arasında.
Sonuç ortada. Arada mesafe bırakmayan, kimlik ikilemi yaşayan gazetecilerin ilişkilerinin sonuçlarını, gazetecilik ürünleri olmaktan çıkmış metinler olarak gördük, görmeye de devam ediyoruz her gün. Okurlar ise haber bekliyor; çünkü bizim asıl velinimetimiz okurlarımız. En büyük sorumluluğumuz onlara...

Anlaşılmaz bir aşk

KEŞKE bir akademisyen, şehir efsanelerinin doğmasına medyanın katkısı üzerine bir araştırma yapsa. Örnek olarak da Glock marka tabanca haberlerini inceleyebilir. Hayli bol malzeme bulabileceğine de eminim...
Kars’taki kanlı olayda gazeteler, ajanslar, internet siteleri katilin kullandığı silahın markasının “Glock” olduğunu yazmayı ihmal etmemişti. Katil TÜİK bürosunu basıp altı memuru öldürdükten sonra intihar etmiş; medyanın üzerinde durduğu en önemli ayrıntı tabancanın markası!
Hatta Hürriyet’teki haberde başlığa çıkmıştı silahın markası; “Glock’lu sosyolog katliamı”. Namık Ark adlı okurun dikkatini çekmiş bu başlık:
“Kars’taki cinayet haberine ‘Glock’lu sosyolog katliamı’ başlığı atmışsınız. Tabancanın markasının Glock olması neyi değiştiriyor acaba? O da bir marka sonuçta. Baretta, Browning, Smith Wesson ya da başka bir marka olsaydı da böyle yazacak mıydınız? Sıkılmadınız mı Glock reklamı yapmaktan?”
Okur kesinlikle haklı. Tabancanın markasının habere bir katkısı yok. Katilin başka bir marka değil de Glock marka tabanca kullanmasının cinayetin işlenmesinde farklı bir rolü olduğuna dair bir veri de yok haberde.
Hal böyleyken tabanca markası yazmanın, hele de başlığa çıkarmanın nasıl bir anlamı var? Eğer silah markasını başlıkta görmek haberin cazibesini artırıyorsa bütün cinayet ya da polis adliye haberlerinde silah markasını öne çıkarmak gibi bir alışkanlık olması gerekir. O da yok. Örneğin “Glock’lu sosyolog katliamı” başlıklı bu haberin hemen yanında “Kıskanç DJ’den çıplak intikam” haberinde de kıskandığı kadını kaçıran DJ kadının kullandığı silahın markası başlığa çıkarılabilirdi. Ama çıkarılmamakla kalmamış, haberin içinde de silahın markası yazılmamış.
Zaten Türkiye’de okurların bu Glock’tan çekmediği kalmadı. Bir zamanlar da aslı astarı olmadığı halde “Hayalet silah” yazılırdı Glock marka tabancalar için. Neyse ondan vazgeçildi ama yine de rastladıkları her olayda bu silah markasını öne çıkarmaktan hâlâ vazgeçmiyor muhabir ve editörler.
Türkiye’de “Glock” efsanesinin doğmasının nedeni de medyanın işte bu yerli yersiz, üstelik bedavadan yaptığı reklamlar ve anlaşılmaz aşkı...

Okurdan kısa kısa

Aydın Demirer: Cumhurbaşkanı Gül, Danimarka Başbakanı ile görüşüyor. Başbakanın üzerinde beyaz kırmızı bir döpiyes var. Muhabir bunu Danimarka Başbakanı’nın jesti sanmış. “Başbakan bizim bayrağın renkleriyle giyinmiş” diyor. (19 Mart) Oysa Danimarka’nın bayrağı da kırmızı-beyaz.
Koray Kılınçat: 18 Mart tarihli “Eğitimli kadının kalçası küçük” haberinizi okudum. Resimde; cinselliği ön plana çıkarılmış bir kadın, elinde ve ayağının altında birkaç kitapla eğitimli kadın olarak kullanılmış. Kitapları ayağının altına alan kadını; haber etiğine, eğitimli kadın imajına uygun bulmadım.
M. Kerem Sünter: 1 Mart’ta çıkan Cumartesi ekindeki bazı yazım hataları olduğunu üzülerek fark ettim. Örneğin sayfa 9’daki “Ayakları baş yapan modeller” yazısında “Basitten şaşmayanlara” bölümünde “... çorapl-zagiyilmeli” ve “Ağırbaşlı beylere” bölümünde “... klit nokta” yazılmış.
Ali Alkan: Sirkeci’deki üzücü kazayı anlatırken tüm televizyonlar, gazeteler ve 40 yıldır okuru olduğum Hürriyet aynı hatayı yaptı. Araba taşıyan gemiye “araba vapuru” denir sizlerse “arabalı vapur” tutturup gittiniz! Yolcu taşıyan vapura, yolculu vapur mu deniyor ki araba taşıyana arabalı vapur denilsin?
NOT: Okur haklı. Günlük dilde bazen “arabalı vapur” deniyor olsa da doğrusu “araba vapuru”. TDK ve İDO’nun sayfasında da “araba vapuru” yazılıyor.
Adnan İşyapan: İnternette Aykut Kocaman’ın fotoğrafının yanında “Fener’e imza attı” başlığı olursa onu “Fenerbahçe’de görev aldı” anlar, neymiş diye okuruz. Ama tıklayıp “Adalete fener yak kampanyasına imza attı” başlığını görünce tepkimiz küfür oluyor. Bu şekilde başlıklarınız inandırıcı olmayacaktır.
Necdet Aydın: 8 Mart’ta internette 10. manşet; “Eli işte gözü ...” başlıklı galeri. “Scarlett Johansson’un selfie’lerinin çalınmasını ilk etapta tasvip etmedik ama gördüğümüze de sevinmedik desek Allah’ın bildiğini kuldan saklamış oluruz” diyor! Başlık lumpen, içeriği ergen dili. Seksist bakış açısı demek bile yetmez!
Betül Ayber: 10 Mart’ta “Yüzbaşının ateşle imtihanı” haberinde yer alan emekli Albay Bahri Toper’in tutuklandığı bilgisi yanlıştı. Lütfen düzeltin.
Uğur Eyman: 21 Mart’ta ilk sayfadan verdiğiniz “Nilüfer Sultan’ın şahidi İhsanoğlu” haberinde Ekmeleddin İhsanoğlu’nu, İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri olarak yazmışsınız. Eski demeniz gerekirdi, görevi bıraktı çünkü.
Türkay Pamukçuoğlu: Spor sayfalarında kadın-erkek voleybol ve basketbol haberlerine daha fazla yer verilmesini arzu ederim. Avrupa kupalarında takımlarımızın gruplarının puan cetvellerini sayfalarınızda görmek güzel olacak.

Etiketler:

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı