Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Televizyonsuz hayat

Radikal Gazetesi’ndeki ‘Cihannüma’ isimli köşesinde Sayın Hakkı Devrim, ‘Televizyonunuzu bir hafta açmayacaksınız deseler, ne yaparsınız?’ diye soruyordu. Yazısına ilham kaynağı olan konuyu ise özetle şöyle anlatıyordu:

Fransa’da yayın yapan ARTE isimli kanalda yayınlanmak üzere çekilecek olan bir belgesel için, Fransa’daki 25-30 bin nüfuslu, Cashan ilçesinde yaşayan halka önceden ilan edilerek bir toplantı düzenleniyor. Toplantıya gelenlere yapılan teklif ise şu: ‘Evlerinizdeki televizyonları bir aylığına bize teslim edeceksiniz. Biz de bu bir ay televizyon seyretmeden evde nasıl vakit geçirdiğinizi görüntüleyeceğiz.’

Bu teklifi duyan birkaç kişi hemen toplantıyı terk ediyor. Kabul edenlerle de ‘televizyonsuz bir hayatın’ yaşam alışkanlıklarını nasıl etkilediğine dair bir belgesel çekiliyor. (20.03.2005 Radikal, Hakkı Devrim)

* * *

Yazıyı okuyunca, ‘Ben hayatımda hiç televizyon olmadan yaşayabilir miyim acaba? Hayatımda televizyon olmadığında ne yaparım’ diye düşündüm. Bu durumun olabilme ihtimalini düşünmek bile içimi bir sıkıntının kaplamasına yetti de arttı bile.

Üstelik, tek başına ‘gayet rahat’ vakit geçirebilen insanlardanımdır. İyi kötü kitap okurum. Yazar, çizerim (yanlış anlaşılmasın, iyi yazar çizerim demedim! Aman aman!) Müzik dinlerim. Bütün bu alışkanlıklarım olmasına rağmen televizyonsuz yapamayacağım kararına vardım.

Üstelik televizyonsuz bir hayatın çok da sıkıcı olacağı kararına da varmış bulunuyorum bu sebeple! Bu sonuca varmamda televizyoncu (tamircisi değil!) olmamın da en ufak bir ‘dahli’ yoktur. Elimde ‘zıplama aleti’ o kanaldan bu kanal gezmeyi, bu gezmeler sırasında ilginç bulduğum bir yerde oyalanmayı, sonra yine kanal sırasıyla bu kez geriye gitmeyi seviyorum ben.

Yaşım 40. Televizyonun olmadığı yılları da bilirim yani!

Şimdiye göre daha mı iyiydi hayat diye sorarsanız, sadece insan ilişkileri daha ‘sıkı’ydı o zaman. Ne zamanki bu ilişkiler ‘gevşedi’, televizyonun hayatımızdaki yeri de fazlası ile arttı.

* * *

Hem hayatımızda televizyon olmasaydı, bu kadar insanı ‘Tanıyabilir miydik Allah aşkına?’

Nereden görüp tanıyacaktık, petrolcü, davudi sesli, ‘Seviyorum işte var mı diyeceğin’ diye terennüm eden Metin Milli’yi, Doktor Kimble’ı, kadınların da alkolik olabileceğini hepimize öğreten Sue Ellen’ı, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ‘kadrolu’ ‘Türk Bayraklı elbisesi olan ilk şarkıcısı’ Müşerref Akay’ı...

Televizyon olmasaydı, BBG evlerinden Edi’yi, ‘yürüyen kavga makinesi’ Gaye’yi, Akmerkez Hülya’yı, Caner’i, Tülin’i, Bayhan’ı, Bendenizi, Ata’yı ve özür dileyerek hatırlamamam sebebi ile ismini sayamadığım daha bir takım ‘sosyopatları’ nereden tanıyacaktık?Tabii televizyonun hayatımıza soktuğu ‘sosyopatlar’ sadece son dönemdeki ‘reality showlar’la girmedi hayatımıza.

Televizyon sayesinde sadece magazin dünyası içindekileri değil, iş dünyasından siyaset arenasındakilere, edebiyat çevresinden akademisyenlere kadar hayatın her alanından bir çok ‘sosyopat’ tanımış olduk. Ee, fena mı oldu?

Hem ben artık bu saatten sonra ‘arıza insanlar’ ve ‘sosyopatlar’ olmadan bir hayat düşünemiyorum.

Vallahi hiç çekilmez!
X