Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Televizyonda yemek programı seyrediyorum

İki hafta oldu sanırım, kabus bir güne uyanmış olmalıyım ki akşam televizyonda karşıma Yemekteyiz adlı garabet program çıktı.

Önce ne olduğunu anlamadım. Birileri, kadınlı erkekli beş kişi, bir masa etrafında toplanmış yemek yemeye çalışıyorlar. Yemektense kavga etmeyi tercih ettikleri açık. İçlerinden biri, yeni kaynana Semra modelimiz olduğunu düşündüğüm sarışın bir kadın, olmaz ki canım bize verilen mönüleri yapmak zorundayız, hani nerede ay adı neydi o telyelle o nerede diye bağrışıyor, yemekleri yaptığı anlaşılan ev sahibi genç alttan aldıkça çaçaronlaşıyor, yetti artık telyelle melyelle yok diye diklenince lafı değiştirip çevir kazı yanmasın yapıyor, mustarip bakışlı bir diğeri hem arayı bulmaya çalışıyor, hem önüne konan üzümlü ekmeğe bakıp ilk kez karnım doydu valla diye diğerlerine taş atıyor, gençten bir çocuk susuyor, telyelle değil fetüçiyne diye düzeltme yapan kameraya işte kültür bu bakışları fırlatıyor ve istisnasız hepsi kin kusup birbirlerinin kuyusunu kazıyorlar.

Sofra desen ortada sofra yok. Yemek desen o da yok. Adap desen hak getire.

Şıkırdam giyinilmiş, eğreti de olsa kravatlar takılmış, sahibinin kim olduğunu zerre ele vermeyen kişiliksiz bir evde, masa başında toplanılmış.

Vıvık vıcık bir mutfak, vıcık vıcık bir sofra, vıcık vıcık bir sohbet. Adı Yemekteyiz, formatı yarışma. Tahtalara tık tık.

Yapımcısı kimse eli dert görmez, bunun gibi programlarla gözümüzü gönlümüzü şenlendirmeye devam eder inşallah!

Gerçekten de ekranların en pespaye yemek programı bu şu sıralar.

Ancak sabah kuşağının gözdesi diğerleri de çok iç açıcı değil.

Sponsor tarafından sağlandığı belli jilet gibi bir mutfak ve gene sponsor tarafından sağlanmış cillop tencere tavayla, yani müthiş sahte bir dekorun önünde elleri eldivenli kadınlı erkekli birtakım insanlar yemek yapıp duruyor. Genellikle yanlarında sunuculuk görevini üstlenen biri daha oluyor. Çoğu zaman da tezgahın ucuna ilişmiş bir konuk. Konuk sonunda tadacak ya, bir an önce yemeğin pişmesini ve eziyetin bitmesini bekliyor, aşçılık görevini üstlenen karıyor, karıştırıyor, kavuruyor, sunucu da programı kurtarmak adına ha babam konuşuyor.

Yapılan yemeklerde bir yaratıcılık yok. Bugün ne pişirsem diyen kıvranan ev kadınlarına yönelik birkaç tarif.

Elbette hepsi birbirinin aynı değil, örneğin Serra Yılmaz’ın sunduğu yapım gibi, yemek programı olmanın ötesine geçen, Tadı Ustasında gibi İstanbul’un iyi lokantalarının aşçılarını tanıtanlar da var ama genel format bu.

Oysa mutfak evin en civcivli köşesidir. Orada sadece yemek değil, hayat da kotarılır.

Yabancı programlarla bizdekileri ayıran da bu zaten.

İster İngiliz, ister İtalyan, ister Fransız hatta Amerikan, yabancı yemek programlarının hemen hepsinde sözünü ettiğim bu hayatiyet var. Kimi dünyanın en basit yemeklerini yapıyor, kimi gerçek usta işlerine soyunuyor ama hepsi dediğim gibi sahici.

Konuklarını ağırlarken de, kameraya konuşurken de, alışveriş yaparlarken de bu böyle.

Yemek programı izleyen insanın iştahı ve merakı kabarmalı, ağzı sulanmalı diye düşünüyorum.

Televizyondaki kuruluk internetteki yemek sitelerinde de görülüyor.

Çoğu belli ki bir heves başlanmış sonra yarım bırakılmış işler. Örneğin bir Ebru var, belli ki gecesini gündüzüne katmış ve sayfasına bir hafta boyunca dört yüz tarif girmiş. Hepsi o haftanın tarihini taşıyan dört yüz tarif. Elbette tümünü okumadım ama göz attıklarım vasat ötesi, berbat şeylerdi.

Afiyet Olsun.com gibi görece olarak daha iddialı sitelerde de bir tasarım sıkıntısı göze çarpıyor. Bir sayfadan diğerine kolayca geçemiyor, belli noktalarda sıkışıp kalıyorsunuz.

Yakında açılacağını bildiğim İyi Yemek.com’u dört gözle bekliyorum ama beklerken de boş durmuyor yabancı sitelere göz atıyorum.

Şeflerin sayfaları birebir kendilerini yansıtıyor. Ağırbaşlılar, kallaviler ya da Jamie Oliver gibi yerinde duramayan genç şefler. Açık, sarih, bol fotoğraflı ve gerçekten denemek isteyeceğiniz yemek tarifleriyle dolu siteler bunlar.

www.elleatable.fr mesela Fransızca bilen yemek düşkünlerinin mutlaka göz atması gereken adreslerden biri.

Bir de www.esperya.com var ki, bulunmaz nimet. Yemek sitesi değil, online bir satış merkezi. İtalya’nın tüm bölgelerinden aklınıza gelebilecek her malzeme burada satılıyor. Kooperatif olduğu için İtalya’ya gitseniz bile alamayacağınız ucuzluk ve tazelikte binlerce ürün. Taze makarnadan çeşit çeşit mostarda’ya, salam sucuktan bin tür peynire ne ararsanız var. Ismarlıyor ve kırk sekiz saat sonra kapınızın çalmasını bekliyorsunuz.

Bir adres de buralardan.

Salam sosis meraklılarına.

www.thesausageking.co.uk

Bodrum’u mesken tutmuş bir sosis delisi İngiliz’in sitesi.

Kimi günler vardır hani, güne güzel başlarsınız.

Biri sizden önce kalkıp kahveyi hazırlamış, kokusu evi sarmıştır. Kahvaltı sofrası çoktan kurulmuş, gazeteler gelmiş, bonus olarak da pencere pervazına bir sığırcık konmuştur.

İşte böyle başlayan günler mucize gibidirler.

Çetrefilli işleriniz bile bir çırpıda çözülür, ne durakta taksi biter, ne trafik sıkışır, gün su gibi geçer ve insan yaşadığına şükreder ya böyle günlerde, yaptığınız her işe bir iyimserlik siner.

Bir de kabus günler vardır ama.

Sabah kalkar ve gözünüzün çapağını temizlemeden sorunlarla boğuşmaya başlarsınız.

Her işiniz ters gider.

Bilin ki memurun en tersi, şoförün en zevzeği, haberin teresi gelip sizi bulacak, gün boyu kifayetsiz birileri ayağınıza dolanacaktır.

İşte böyle günlerde de yaptığınız her işe bir karamsarlık siner.

Bir önceki gün kahve kokusuyla pırıl pırıl İstanbul’a uyandım.

Dün hödüğün birinin telefonuyla yağmurlu bir güne. Gün de yazı günüm.

Yazıyı bitirdiğimde üstüne sinen sinik tonu sevmedim.

Sil baştan. Gene olmadı.

Olumlu bir şeyler karalayamasam da, bari olumsuz birşeyler yazmayayım, işi ortada bırakayım istiyorum, olmuyor, o sinik ton gelip yazıya kuruluyor.

Sinik insan, sinik konuşma, sinik tavır kadar da sinirime dokunan şey yoktur üstelik.

Başka bir konu bulmalı.

Kaç zamandır yemek programları ve internet siteleri üzerine yazmak istiyordum.

Türkiye’de yapılan programlarla yabancı patentliler arasındaki farka değinmek ve bir iki internet sayfasından söz etmek.

Yemek programlarına geçmeden yarışma olduğunu sandığım Yemekteyiz’e değineyim önce. İçimde kalmasın.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI