Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Telekritik

Selim AKÇİN

Değil mi Güner Abla?

Allahım! Şaştım kaldım. Gözlerime mi inanayım, telefondaki izleyicilerin feryatlarına mı, reyting raporlarına mı? Ortada bir gariplik vardı: Nasıl oldu da kendisine ‘‘Yardım edin Güner Bey’’ demeye alıştığımız ve yardımlarına mazhar olduğumuz Güner Ümit gitmiş yerine Güner Abla gelmişti. Üstelik, bir anlamda reyting eleştirisi gibi görünen ama bir yandan da reytingin gözüne vuran bir formatla.

Şimdi biz gazeteciler, haber yapan muhabirler, televizyon izleyen milyonlar, milyonların içindeki A-B sınıfındakiler, ben, o, siz ve diğerleri sayesinde; smokiniyle gelip smokiniyle giden, gazileri anan, ninelere vefa gösteren, içinde yaşayanların bile unuttuğu ilçenin kurtuluş günlerini bize hatırlatan Güner Ümit'i yolladık Güner Abla'yı getirdik...

Biz, o sırada salonda bulunan türbanlı kadınlar ve kocaları, ‘‘Güner Abla buraya yumruk havaya’’ demekte beis görmedik. Biz, benim çalıştığım televizyon servisinin telefonlarını ‘‘bu ne sululuk’’ diye kilitledik. Biz, Güner Ümit'i smokinli elbisesinden daha çabuk, mini etekli elbisesiyle benimsedik. Ve biz, muhtemelen klasik sunucu yerine mini etekli hanımı zirveye taşımasını da bildik.

Keşke bütün bunlar olmasaydı. Güner Ümit, reyting reyting diyerek bir yandan dalga geçtiği bir kavramla ‘‘en tepe’’ye çıkmasaydı. Keşke Güner Ümit, bizim bildiğimiz tiyatroculuk yeteneğini, yine bizim bildiğimiz gibi gösterseydi. Keşke, mini eteğine katlanacak olanların bile gözüne, el arabası içindeki milyarları sokmasaydı. O zaman ister timsah kılığında gelirdi ekrana, ister ağzında sakız bir afet, isterse de palyaço. Böylece reyting savaşı denen şeyin, hem kurbanı hem ilahı olmazdı.

Değil mi Güner Abla?



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI