Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Telefonlarımızı ayrıca Rumlar dinliyor

MEHMET Ali Talat’ın günlük İngilizce’si idare ediyor. Ahım şahım değil ama, İngilizce konuşurken hiç bir zorluk çekmiyor.

KKTC Cumhurbaşkanı buna karşılık, Rum lideri Hristofyas ile yürüttüğü tüm resmi görüşmelerde İngilizce konuşuyor. Günlük dilde muhteşem değil ama, teknik müzakerede tam tersi, İngilizce’ye çok hakim. Hristofyas da öyle. Yanlarında yine de çevirmen var, ama ikisi de, İngilizce’de çok az teknik yardım alıyor.

Talat zor olanı yapıyor. Yabancı dilde günlük konuşma dilini kullanmak daha kolay. Asıl güçlük teknik deyimlerle dolu resmi müzakereleri götürmek. Kaldı ki, bu görüşmeler hassas. Talat yine de, İngilizce’den vazgeçmiyor.

YORGO HAZIR


Buna karşılık, Rumların da vazgeçemedikleri alışkanlıkları var. Ayıp ve kötü bir alışkanlık.

Telefon dinlemek.

Aralık başı Brüksel yine AB, yine Türkiye, yine tamam mı, devam mı nakaratı, buna bağlı olarak yine Kıbrıs.

Gerçi, Yunanistan’ın yeni Başbakanı Yorgo Papandreu KTC’ye ve Ankara’ya güvence veriyor: “Kıbrıs’ta elimden geleni yaparım.”

Yunan Başbakanı böyle derken, Kıbrıs Rumları ellerinden geleni ardına bırakmıyor. Başka ülkelerin dahi itirazlarına rağmen, KKTC telefonlarını dinliyor.
Telefon dinleme deyince, biraz geriye gitmek gerekiyor. Bu konuda Rumlar sabıkalı. Bize dönük, tarihte iki büyük örneği var.

LOZAN VE CENEVRE


İlki, Lozan’da. 1922, 23’te.
Lozan görüşmeleri sırasında telefon yok ama, şifreli telgraflar var. İsmet Paşa ile Mustafa Kemal arasındaki şifreli yazışmalarda, Rumlar şifreyi kırıyor ve telefon dinleme gibi, telgrafları okuyor.

Rumların ikinci büyük sabıkası 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında Cenevre görüşmeleri sırasında. Başbakan Bülent Ecevit ile Dışişleri Bakanı Turan Güneş arasındaki telefon görüşmelerini dinliyor. Ankara bunu bildiği için, Ecevit ile Güneş aralarında şifre kullanıyor. Barış görüşmelerinin tıkandığı bir anda Turan Güneş, Cenevre’den Ecevit’e:

“Ayşe tatile çıksın.”

Ayşe, Turan Güneş’in kızı. Rumlar şaşırıyor, “Bu Türkler galiba aklını kaçırmış, şimdi bunun sırası mı” diyerek.

Oysa bu cümle, “görüşmeler tıkandı, ikinci askeri harekat başlasın” anlamına geliyor.

Rumların dinlemesine karşı, bu şifreyi ikisi dışında kimse bilmiyor.

SAVAŞ VE CASUSLUK


Şimdi Kıbrıs’ta benzer bir durum var.

Rumlar KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın tüm konuşmalarını dinliyor. Talat bunu bildiği gibi, İngilizler ve Birleşmiş Milletler yetkilileri de biliyor.

O nedenle, Talat’la görüşmek isteyen yabancılar telefon kullanmıyor, doğrudan kendisine geliyor. Rumları mahkum eden bir tavır. Bununla birlikte, sanıyorum
Talat’ın şifresi bilinmeyen, dolayısıyla dinlenmesi mümkün olmayan bir telefonu hâlâ olabilir.

Devletlerin birbirini dinlemesinin iki hali var. Savaş ve casusluk. Her ikisi için de, pek çok örnek var. Casusluk deyince, akla Soğuk Savaş yılları geliyor. Aynı zamanda pek çok filmin konusu.

Rumların şu anda yaptığı casusluk. Aslında çok gereksiz. Rumların bu haltı yediğini herkes bildiğine göre, onlara düşen artık bu oyundan vazgeçmek.

Bizde olduğu gibi, huylu huyundan vazgeçer mi?
X