"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Telefonla arayıp ‘Bayramın kutlu olsun!’ diyorlar Ben de küfrü basıyorum

BENİ hem çok güldüren, hem hüzünlendiren biri Aydın Boysan. Birkaç kere röportaj dışında da birlikte olma fırsatım oldu. Bence “muhteşem” sıfatının karşılığı. Ve çok flörtöz, siz onun 92 olduğuna bakmayın. Şahane bir kavalye, şahane bir arkadaş. Kadeh tokuştururken de mutlaka parmakların değmesini ister! Yine kahkahalar içinde gerçekleştirdik bu röportajı. Siz çok yaşayın Aydın Boysan. Sizi çok seviyorum...

*  Bir de sizden dinleyelim bayramları. Sizin bayramlarınız nasıldı?
- Eski bir tekerleme vardır: “Bayram değil, seyran değil eniştem beni niye öptü?” Sahi niye öptü? Çünkü eskiden bayramlar, gerçekten özel günlerdi. Sadece tüydüğümüz, arazi olduğumuz, kebap yaptığımız günler değildi. Daha fazlasıydı. Ama bugün, sıradan tatil günleri gibi algılanıyor. Oysa alışkanlıklar ve gelenekler bir toplumun iskeletidir. Taşıyıcı sistemidir. Vücudu nasıl kemikler taşıyorsa, gelenekler de toplumu taşır. İse de... Artık kimsenin aldırdığı yok! Zırvalık olarak değerlendiriyorlar.

*  Olur mu, ben aldırıyorum! Ve merak ediyorum. O yüzden buradayım...
- İyi o zaman. Nereden başlayayım? Samatya Narlıkapı’dan. Narlıkapı’da komşularımız vardı bizim. Onlarla çok yakın ilişkiler içindeydik. Mesela sağ tarafta Aliş Usta vardı, Şark Demiryolları’nın ustalarından biriydi. Kızı Hüsniye ve oğlu Hayrettin arkadaşımdı. Onun yanında müezzin Osman Efendi, amcam otururdu. Fahri müezzindi, para almadan yapardı, onuru için yaptığı bir işti. Zehir gibi bir adamdı. Yaramazlık yapan çocukları döverdi. “Osman Efendi geliyooor!” denince, hepimiz anında toz olurduk. Onun yanında kuyumcu Saak Efendi otururdu. Karısı Hayganuş Hanım’dı, oğulları Agop arkadaşımdı. Hepimiz Şark Şimendifer Takımı’nı tutardık. Formamız turuncu neftiydi. Bundan daha rezil bir renk olamazdı...

*  Bayramlarda ne olurdu?
- İşte bütün bu renkli insanlar birbirine giderdi. Ermeni, Rum, Hıristiyan, Müslüman fark etmezdi. Bizim bayramlarda onlar gelirdi, Paskalya’da, Noel’de de biz giderdik.

*  Siz küçükken kimlerin elini öperdiniz?
- Büyükannem vardı, annemin annesi Hayriye Hanım. Muhteşem bir kadındı. El öpmeye onunla başlanırdı.

*  Ne kadar bayram harçlığı alınırdı?
- Beş kuruş, on kuruş. 25 kuruş, manda gözüydü. Gümüşlü paraydı, mavimtrak yansırdı. İyi paraydı.

*  Ne yapardınız harçlık versinler diye cin cin ortalıkta dolanır mıydınız?
- Hep harçlık vermesi muhtemel aileleri ziyarete gidilirdi. Verirlerdi ya da vermezlerdi ama gidilirdi. Bugün tebrik, telefonla oluyor. Ya da mesajla, o daha da fena. Oysa, eskiden mutlaka ziyarete gidilir, el öpülür ya da yanak öpülürdü. Konuşulurdu, sohbet edilirdi. Öyle görür görülmez tüyülmezdi. Şimdi telefon ediyorlar, “Bayramın kutlu olsun!” Olsun peki. “Hadi iyi günler, eyvallah!” E ben de küfrü basıyorum telefon edene...

*  Ne diyorsunuz, “Hadi len, bayram böyle mi kutlanır?” mı?
- Söylediğim lafları şu anda bir hanımefendinin huzurunda tekrar edemem!

*  “Bayram eşittir tatil” algısı üzüyor mu sizi?
- İhtiyarlar gibi konuşmak istemem ama üzüyor. Şundan: “Bayram etmek” diye bir deyim vardır. Bayram etmek, ruhu tatile çıkarmak, kederleri üzüntüleri yok etmek, sevinçlere ruh kapılarını açmak gibi bir hal idi. Şimdi haldır haldır bir yerlere gidiliyor, uçaklara bin, in... Birçok işin anlamı kalmadı. En fenası da komşuluklar bitti. Her şey yüzeysel, samimiyet kalmadı. Anadolu’da hâlâ devam ediyordur ama bir derece. Ben 15 yaşında kadar oturduğum Narlıkapı çıkmazındaki insanların tek tek isimlerini çehrelerini hatırlıyorum. Bana bak, adı “çıkmaz”dı ama iki tarafı çıkardı ha, 100 metre de boyu vardı, bir tarafı tren, bir tarafı evlerdi...

*  Niye “çıkmaz” diyorlardı o zaman...
- Başta “çıkmaz” imiş, sonra bir delik açılmış “çıkar” olmuş! Ama bu apartmanda 12 daire var, 8’inin
yüzünü bile görmedim. Böyle insanlar olduk, dibimizde yaşayanları bile tanımıyoruz artık.

Telefonla arayıp ‘Bayramın kutlu olsun’ diyorlar Ben de küfrü basıyorum

Başka bir hayat yok ki

*  Bütün apartmanın çocukları bu bayram, kapınızı çalıp para isterse n’aparsınız?
- Gelseler keşke. Para bozdurdum, hazırladım, bekliyorum. O paralar bende kalırsa üzüleceğim...

*  Eskiden ne kadar büyük aileydiniz. Şimdi kaç kişi kalındı?
- Ana tarafım zaten Bulgaristan, baba tarafım da Laz kökenli. Zaten dağınık bir aileydik, kalabalık değildik, şimdi iyice azaldık, 4 kişi kaldık. Karım ben, oğlum, gelinim.

*  Bayramları takmayan gençler sizi rahatsız ediyor mu?
- Bayramı takmamayı marifet saymak, aptallıktır. Toplumun geleneklerini, alışkanlıklarını, âdetlerini, eski yaşam biçimlerini öğrenmek, iyi taraflarını devam ettirmek lazım. Aksi salaklık. Daha ağır kelimeler kullanmak istemiyorum. Gerçi yüreğimden geçen kelimeler Samatya ve Narlıkapı görgülerine uygundur ama güzel bir hanımla konuşurken bunları ağzımdan çıkarmak bana ağır geliyor!

*  Siz şimdi kendinizi hayatınızın hangi döneminde hissediyorsunuz?
- Doğacak olduğum bir zamanmış sanki. Son günlerde yine sık sık aklıma o eski Narlıkapı hayatı düşüyor.

*  O 15 sene hayatınızın en iyi dönemi mi?
- Bilmem, düşünüyorum da çocukluğum çok iyi geçmiş.

*  İnsan yine çocukluğuna mı dönmek istiyor...
- Tam öyle de değil. 91’i bitirip 92’nci baharımı yaşamaktayken bir sürü şey geçiyor aklımdan. Hani denir ya, “Bundan sonra cennete mi gideceğim cehenneme mi?” Valla, nereye gideceksem gideceğim, varsa öyle bir hayat, ki ona da inanma, yok başka bir hayat!

*  Öyle demeyin, tamamen yok mu oluyoruz, bitiyor mu her şey yani.
- Bitiyor, bitiyor. Ama bittiğini de anlayan yok ki...

*  Uyku gibi mi?
- Küçük bir kızı üzmek istemem ama “uyanılmayan bir uyku” diyelim.

*  Öyle düşününce de insan bir fena oluyor, ben kaybettiğimiz sevdiklerimizle kavuşabilmeyi filan hayal ediyorum...
- Bilmez miyim?! Çünkü ister cennet, ister cehennem, insan “gelecek zaman umudu” istiyor, buna ihtiyaç duyuyor. Olmazsa, bu dünyadaki zorluklara daha güçlükle dayanabiliyor. Onun için cennet, cehennem uydurulmuş. Aslında yok. En azından ben olduğuna inanmıyorum. Hintliler de bir reenkarnasyon tutturmuştur, fakirdir ama bir sonraki hayatında dünyaya varlıklı bir adam olarak dünyaya gelecektir, aptaldır, zeki olacaktır. Umut, hep bir umut...

Artık çiçeklerimle sevişiyorum

*  Nasıl kutlayacaksınız bu bayramı?
- Hiçbir şey yapmayacağım, evde oturup yazı yazacağım. Oğlum ve gelinim tatildeler, Avrupa’ya gittiler. Onlara da kızmıyorum, başka fırsatları yok, gidecekler tabii. Benim de ziyaret edecek bir aile büyüğüm kalmadı. Hepsi öbür dünyada. Bazen telefon rehberime bakıyorum, eski dostlara, kadim arkadaşlara, sadece numaraları kalmış ve zihnimde anılar, çoğu gitmiş, geriye kalanların da sayısı azalmış. Tatsız bir durum. Ben de işte burada çiçeklerimle sevişiyorum.

Koluma Greta Garbo’yu takıp Samatya’ya gitmek isterdim

*  Diyelim ki daha gençsiniz, istediğiniz bir aktrisle bu bayram istediğiniz yere gidebileceksiniz. Neresi olurdu?
- Narlıkapı’ya giderdim. Benim zamanımın Narlıkapısı’na...

*  Kiminle?
- İlahi! Söylenir mi? Karımdan korkarım. Ama Greta Garbo vardı. O neydi ya! Çoktan sizlere ömür olduğu için belki kızmaz bizim hanım. Koluma Greta’yı takıp, çocukluğumun Samatya’sına gitmek isterdim...

X