GeriTeknoloji UFO Masalları ve Fizik
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

UFO Masalları ve Fizik

Bazı İnsanlar normal günlük olayların dışında, aklın alamadığı bilimin açıklayamadığı kimi olaylara şahit olduklarını söyleme ve söylediklerine de inanma eğilimi gösterirler.

Bu kanımca ilginç piskolojik durumun dışa vurumudur. Bu konuda en çarpıcı örnek UFO'yu gördüm, hatta biri bana içerden el salladı, resmini bile çektim yanımmda arkadaşım kemal da vardı, cinsinden geyik muhabetleridir. İddiaları kesindir, kanıtlama gibi bir dertleri yoktur, söyledikleri gerçektir.

Karşı görüş olarak tartışmaya kozmoloji fizik gibi bilimsel argümanları koyunca yanıt veremezler ve hemen hükümetler olayları giziliyorlar, biz UFO'ların varlığını biliyoruz, Nasa veya Avrupa uzay ajansı veya SETİ gözlem istasyonları toplumun bilmesini istemiyor gibi iddialar ileri sürerler. TV programcıları UFO uzmanlarını sık sık davet edip ilgi çekmeyi denerler. Bu makalede UFO bir şehir efsanesimidir yoksa bir gerçekmidir tartışmasını yapacağız.

 Önce tartışmayı akıl ekseni oturtmak için doğa kanunlarının tüm evrende geçerli olduğunun kabul edilmesi gerekir. Yani insanların Ay' gitiğini, Hayley kuyruklı yıldızının 75 senede bir dünyanın görüş alanına girdiğini, bir senenin 365 gün olduğunu filan, bunlar hep doğanın fizik kanunlarına uyduğunu gösterir.  Andromeda galaksisindeki elektron veya proton veya varsa karbon atomu neyse dünyadaki de odur, farklı değildir,  farklı olmadığı da sayısız gözlem ile kanıtlanmıştır. Örneğin evrenin her noktasında doğa kanunlarınımn aynı olduğu için Marsa'ta koloni kurmayı tasarlıyabiliyoruz.  UFO'ları üreten uygarlık bizden ne kadar ileri olursa olsun, fizik kanunlarına uyarak üretim yapmak zorundadırlar. Eğer ellerinde yüzüklerin efendissinde olduğu gibi sihirli güçler yoksa.

UFO benzeri bir uzay aracı yaparak,  örneğin 10 ışık yılı uzakta, bize benzer uygarlığın geliştiği kozmik bir coğrafyaya gitmeyi düşünsek, önce aracın hızı, kütlesi, fitlatma roketin gücü gibi genel özelliklerinin belirlenir. Diyelimki uzay yolculuğuna ışık hızının yarısına eşit bir hız ile çıkalım. Bu uzay yolcullukları göz önüne alındığında çok makul bir hızdır. Uzaya uydu taşıyan roketlerin fırlatılışlarını TV ekranlarından görmüşsünüzdür, her geçen saniye roket hızının artırarak uyduyu yörüngesine sokar.  Bizim Yerli UFO ışık hızının yarısına eşit bir hız ile yoluna devam edecekse, önce aracı bu hıza çıkartmak gerekir. Nasıl çıkarırız, otomobilde olduğu gibi, gaza basarak. Aracımız bu hıza ne kadar zamanda ulaşır? Çok basit bir hesap:  Bu hıza ulaşabilmek için roketin hızı her saniyede 10 metere/saniye artması gerekir. Yani ivmesinin 10 metre/saniye çarpı saniye olması gerekir. Buna göre bizim yerli UFO ışık hızını yarısına eşit bir hıza ulaşması için geçen zaman:
Zaman=ışık hızının yarısı/ivme=150 000 000/10=15 000 000 saniye=174 gün.

Bu roketin 174 gün boyunca her saniye hızını saniyede on metre arartırması anlamına gelir. Bu başarıldıında bizim yerli UFO ışık hızının yarısına eşit bir hıza ulaşır ve uzay yolculuğuna hazır hale gelir. Şimdi soru şu. Peki, ne kadar yakıt yani ne kadar enerji gerekir. Hedefimiz 10 ışık yılı uzakta olduğuna göre yolculukta geçen süre geçen süre 20 sene yani 7300 gün olacaktır. Dünyalı UFO'da müretebat ile birlikte altı yolcusunun bulunduğunu düşünelim. Araçta en az 20 sene yetecek besin depolanması, yeterli oksijenve su sağlanması gerekir, yoksa insanlar ölür. Ayrıca kütle çekimsiz ve basınçsız ortamda yolculuk yapılacağından insan fizyolojisini bu ortamda etkin kılmak için yeterli olanakların bulunması şartır. Basınçsız ortamda ağzınızı açsanız tükürüğünüz buharlaşır, elleriniz parmaklarınız şişer.  Canlı kalabilmenin koşullarını sağlamak için de enerjiye gerek vardır. Bütün bunları sağlayan techizatla beraber UFO kütlesinin kabaca 10 ton civarında hesaplanır. Şimdi Bu kütletye uzaya uzaya çıkaracak yani hızını saniyede 150 000 000 metreye yükseltecek enerjiyi hesaplayalım:

Bu Hiroşimaya atılan atom bombasını 100 katı büyüklüğünde bir enerjiye denktir.

Bu enerji, UFO'yu uzay yolculuğunu tamalaması için değil daha kapısını açmak için motorun 174 günde üretmesi gereken enerji miktarıdır. Yolculuğun 7300 gün sürceği göz önüne alınırsa, UFO ları görenlerin veya varlığını bir gerçek olduğunu iddia edenlerin bu mıazzam enerjiyi nasıl bir yakıt ile veya nasıl bir mekanizma ile üreteceklerini açıklamaları gerekir.

UFO'yu taşıyan roketin gücünü yani saniyede ürettiği enerji miktarını azaltarak, örneğin roketin ivmesini yarıya indirerek bir tasarım yapmak mümkün. Bu durumda roket daha yavaş hızlanır. Işık hızının onda birine eşit bir hıza ise 664 günde çıkar. Bu koşullarda istenilen yere 200 senede ulaşılır kimse canlı kalamaz. Eğer UFO ölümsüzlüğün sırrına ermişse o başka.

İnsanlık her dönem uzayda kendilerinden başka bilinçli canlılığın mevcut olup olmadığını merak edegelmiştir. Eğer UFO'lar bir yanılgı değilde ileri bir uygarlığın ürünü ise, dünya üzerine kurulmış gelişimiş Radio teleskoplar ile bu ileri uygarlık arasında bir iletişim kurulmuş olması gerekir. Evrenin derinliklerinde yaşayan en az bizim kadar gelişmiş uygarlıklar ile ilişki kurmak amacı ile SETİ (Extraterresterial intelligence) projesi hayat geçirilmiştir. Profesyonel astronomlar duyarlı antenlerini uzaya dikmiş bir merhaba diyen birisinini beklemektedirler.

Esasında bize benzer canlılığın evrenin uygun bir yerinde oluşup en azından bizimkine eşdeğer bir uygarlık meydana getirmiş olduğunu iddia etmek kimseye mantıksız gelmez. Evet; bir yerlerde belkide olabilirler. Bu olasılığı 1959 yılında İngiliz Nature dergisinde yayınladığı bir makale ile Philip Morrison ve Giuseppe Cocconi adlı iki fizikçi ortya atmıştır.

Güneş benzeri bir yıldızın gezegeninde şayet canlılık var ise, bizde olduğu gibi, mutlaka hidrojen atomunun da bulunması gerekir. Hidrojenin doğal nedenler ile yayınladığı elektromanyetik dalganın frekansı 1420,4 hertz civarındadır. Duyarlı anten bir gün bu frekansta bir sinyal alırsa bu canlılığın kanıtı olacaktır. Canlılığın üstüne şayet uygarlık gelişmişse elementlerin doğal frekanslarının ötesinde radyo frekanslar ile haberleşmeye geçmiş olabilirler. 55 senedir inatçı astrofizikçiler bir sinyal alabilmek için bekleyip durdular ve beklemeyi de kuşaklar boyu sürdürmektedirleri fakat yukarlardan tık yok.

Diğer taraftan ekranları heyacanlandıran UFO'cular biz gördük valahivebillahi gördük diyorlar. En gelişmiş Radyoteloskoplar göremiyor bizim üstatlar görüyor. Benden bir aferin onlara.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle