GeriTeknoloji İnsanoğlunun gelecekteki kaderini çizen adam
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İnsanoğlunun gelecekteki kaderini çizen adam

İnsanoğlunun gelecekteki kaderini çizen adam

Bilim kurgu filmlerinin çoğunu izlemişimdir ancak Prof.Howard’ı dinledikten sonra, izlediğim hiç bir filmin, onun anlattıkları kadar beni ürkütüp etkilemediğini itiraf etmeliyim. Kendisi bugün yaşayan en büyük beyin bilgisayar ara yüzü uzmanı. Hatta bugün beynimizi makinelerle beraber daha güçlü hale getirecek teorilerin çoğunun da ya kurucusu ya da fikir babası. Yapay zeka ve makine öğrenmeleri konusundaki derinliğini şöyle anlatalım: MIT Üniversitesi ile Oxford Üniversitesinde bu alanda çalışma yapan laboratuvarların kurucusu ve hala aktif olarakta başkanlığını yapıyor. Oxford ve Sorbonne’dan çift doktorası var, MIT’de uzun yıllar birçok araştırmayı aktif olarak yürütmüş. MIT’deki Sentetik Zeka Laboratuvarı, Beyin Makine Projesi ile Beyin Bilimleri Kuruluşu dahil bu alandaki birçok saygın laboratuvarın kurucusu. 100’e yakın patenti, bunun kaç katı da dünyaya açıklanmamış gizli çalışmaları var.

Onunla konuştuğunuzda, ne kadar basit şeylerle uğraştığınızı, bu kadar yüce bir varlık olmamıza rağmen ne kadar küçülüp, varoluş özümüzden uzaklaştığımızı görüyorsunuz, ben şahsen onun yanından her ayrıldığımda dünyaya ve yaptığım işe bakışım değişiyor. 

Kendisini ilk, sağlığın geleceğinin konuşulduğu San Francisco’daki Biotech Showcase konferansında yakalayıp tanışma fırsatı bulmuştum. Yapay zekânın en büyüklerinden biri olduğundan, Hospital on Mobile startupımızda, gelecekte herkesin telefonunda taşıyacağı yapay zeka doktoru projemizi, Harvard ve Stanford Üniversiteleriyle ortak çalışmalarımızı anlatıp görüşlerini sormuştum. Projemiz, kendisini müthiş heyecanlandırınca, o çok yoğun programına rağmen randevu verip daha uzunca dinlemek istedi ve tabi bu fırsatla da ona, çalışmaları hakkında da sorular sordum. Konuyla yakından ilgili biri olunca, çalışmaları hakkında çok detaylı şeyler anlattı. Bunları Hürriyet’teki köşemde paylaşmak istediğimi belirtince de, bugüne kadar hiç bir basın kuruluşunun bu konudaki taleplerini kabul etmediğini belirtmesine rağmen pes etmedim. İnternette, çalışmaları hakkında gerçekten de neredeyse hiç bir şey yok, çok büyük bir gizlilik içinde çalışıyorlar. Bunun nedeni ise, çalışmaları çalınacak diye değil ancak yazıyı okuduktan sonra sizlerin de hak vereceği gibi, toplumların, onun yaptığı çalışmalara daha hazır olmamasından kaynaklanıyor. Ve sonunda O’nu, dünyada ilk defa bir basın kuruluşuna bu kadar detaylı bir röportaj vermeye ikna ettim. 

Kendisi bilişimsel nöroloji, hafıza araştırmaları ve makine öğrenmelerinin yaşayan en büyük bilim adamlarından. İster Black Mirror deyin ister “kış yaklaşıyor”, ancak bu yazıda anlatılanlar bilim kurgu değil, gerçeğin, geleceğin ta kendisi!

Prof. Howard, beyin bilgisayar ara yüzü ile ilgili birçok çalışma var. Aslında birçok derken de, basından daha çok takip ettiğimiz Kernel ve Neuralink’in çalışmalarını kastediyorum.. Her ikisinin de farklı yaklaşımları var. Özellikle de yapay zekaya Neuralink’le savaş açan Elon Musk’ın beyin bilgisayar ara yüzü yaklaşımı. Ancak bugüne kadar sizin çalışmanızla ilgili hiç bir şey duymadık. Çalışmalarınızı biraz anlatır mısınız? 

Şirketimiz ni2o, insanın eksik yanlarını tamamlayarak onu bir makineye dönüştüren çalışmalarla makinelerin insan gibi davranmasını sağlamaya çalışan çalışmaların kesişimindi bulunuyor. Bizler, insanoğluna üstünlüğünü yeniden kazandırmak istiyoruz. Üstünlüğünü kazandırmayı da, hastalıklarını ortadan kaldırmak, zihinsel hastalıkları yani Parkinson, Alzheimer, Huntingtons ve benzeri rahatsızlıkları da tedavi etmek suretiyle gerçekleştirmek istiyoruz. Biz ne yapay zeka, insanoğlunu yeniden yaratacak ya da yok edecek diyoruz, ne de bizim teknolojimiz insanoğlunun mutlak kurtarıcısı olacak diyoruz. Biz sadece bir hastalık durumu olduğunu, Parkinson gibi, ve bizim çözümümüzün bu problemi sonlandıracağını söylüyoruz. 

Tamam ilk uygulama hastalıkların tedavisinde uygulanacak, peki ya gelecekte nerelerde uygulanacak? Herhalde sadece hastalıklarla sınırlı kalmayacaktır! 

Evet, bizim ilk cihazımız kronik; yani onu bir kere beyninize yerleştirdikten sonra, bir daha çıkartmıyorsunuz. İnsanın zihinsel yeteneklerini artırıyor ve kişinin temel olarak daha üstün yetenekli olmasını sağlıyor. Bu üstün yetenekleri ne için kullanılacağı ile ilgili her zaman süre giden bir tartışma olmuştur. Bazı insanlar, bu yeteneklerini iyilik için kullanırken bazıları ise kötülük için kullanır. Biz, bunu kontrol etmiyoruz. Bu insanın doğuştan gelen sağduyuları tarafından kontrol edilir. 

Yani diyorsunuz ki, beynimize bir çip yerleştireceksiniz ve bu çip sonsuza kadar orada kalacak. Bu çipi, teknoloji geliştikçe yenisiyle değiştirmeyeceksiniz! 

Çok ileri seviyede problemler oluşmadığı sürece evet. Beyindeki çip değişmeyecek ancak yazılımı güncellenecek. 

Neuralink’te şah damarımızdan şırıngayla sinir protezleri enjekte edilerek beynimiz kontrol edilecek, Kernel’de ise beynimize ameliyatla çip yerleştirilecek. Peki siz beynimizi nasıl kontrol edeceksiniz? 

Bazı araştırmacılar (Neuralink), damar yolundan girerek beyne ulaşmak istiyorlar ancak bunun belli bir limiti var. Beyne özel bir cihaz yerleştirmeye çalışanların da (Kernel) beynin yapısından dolayı bazı kısıtları var ve beynin üst korteks kısmına cihazlarını yerleştiriyor olmaları gerekiyor. Bizim beyne yerleştirdiğimiz çipler ise hem üst korteks kısmına hem de derin kortikal kısma yerleştirilmesine göre ikiye ayrılıyor. 

Peki ilk aşamada hangi hastalığı ilk tedavi edeceksiniz? 

Parkinson olacak. 

Bütün hareketlerimizi, düşüncelerimizi kontrol edeceksiniz,  hatta düşüncelerimizi bile değiştireceksiniz. Beynimizin içindeki çipten sinyaller göndererek, davranışlarımızı kontrol edeceksiniz. Bu konuda bazı kaygılar var, mesela ya beynimiz siber saldırı sonucu hacklenirse ne olacak? Buna karşı bizleri nasıl koruyacaksınız? 

Bizim sistemimiz baştan beri, üst düzey güvenlik şifrelemesi ve potansiyel siber saldırılara karşı korunacak şekilde geliştirildi. Tüm her şeye rağmen bir saldırı gerçekleşirse de, sistem kendini durdurarak bizleri koruyacak, ta ki araştırmacılarımız buna karşı bir çözüm geliştirene dek. 

Yani diyorsunuz ki, hackerlar güvenlik duvarınızın etrafından dolaşarak bir şekilde bize zarar veremeyecek? 

Hem de hiç bir şekilde. Hiçbir hacker sistemimize dokunamaz. Bunu, bugün var olan sistemlerle karşılaştırmayın, örneğin kalp piliyle. Bunların bağlantıda olduğu bir ana server var ve bu serverlar hacklenerek, normalden fazla ya da az çalışarak ya da kendini kapatarak insanlara zarar verebilir. Bizim sistemimizde ise çok üst düzey bir makine öğrenmesi ve şifreli işlemci çekirdekleriyle, beyin çipi kontrol edilmektedir. 

Blockchain teknolojisi bile güvenli değil ve hacklenebiliyorken, sizin teknolojiniz nasıl daha güvenli olabilir? Neden sizin teknolojinize güvenmeliyiz? 

Öncelikle biz, blockchainden tamamen farklı bir teknoloji kullanıyoruz. Bizim sistemimiz insanın doğal bünyesi ve biyolojisiyle eşgüdümlü olarak çalışıyor. İnsanın bünyesine, doğa üstü bir yapıyla zorla yerleştirilmiyor. Eğer insan bünyesiyle beynin çalışma yapısı arasındaki sistem bozulursa, bu durumda bizim cihazımızın da doğal olarak beyinden çıkartılması gerekiyor. Ve bugüne kadar laboratuvarlarda yaptığımız çalışmalarda böyle bir çatışmaya hiç rastlamadık. Bu da şu anlama geliyor, sadece bir insanın beyninin hacklenme olasılığının telaffuz edilebilmesi için bütün bir ülkenin, tüm kaynaklarıyla bir araya gelip saldırması gerekiyor. 

Bugünlerde, sizin teknolojiniz gibi çalışmalarla, insanların kendi istekleriyle evrimleşebilmesi konuşuluyor. Bu tür teknolojilere ulaşabilenler şüphesiz ki üstün kabiliyetlere sahip olacaklar, ancak insanların çok daha büyük bir çoğunluğu ise ulaşamayacak. Bu durumda da, belki de, 40-50 yıl sonra bu tür teknolojilere ulaşamayanlar, beyin bilgisayar ara yüzünü kullanan süper insanların kölesi olacak ve onlar tarafından yönetilecek. Yeni bir elit kast sistemi oluşturacak bu teknolojiye, herkes mi yoksa sadece imkânları olanlar mı erişebilecek? 

NH: Aslında bizim üretim ve maliyet stratejimiz, beyin bilgisayar ara yüzünü herkesin hizmetine sokmaya yönelik olarak oluşturulmakta, senin bahsettiğin gibi sadece elitlere ulaşılabilir olmayacak. Yani ister bir hastalık durumu olsun ister olmasın, ister bilişsel yeteneğini artırmak iste, ister çeşitli nedenlerle yavaşlamaya başlayan anlama yeteneğini tersine çevirmek için kullan her hâlükârda bu teknoloji, herkesin hizmetinde olacak. Yani biz bunu, belirli bir sağlık sigorta maliyetine ya da stratejisine bağlamıyoruz. 

Peki fiyatı ne kadar olacak? 

Yaklaşık olarak $1200 civarı. 

Bu kesinlikle herkes tarafından karşılanabilir bir rakam. 

Aynen ve daha çok insan tarafından kullanılmaya başlandıkça, fiyatı daha da düşecek. 

Peki çalışmalarınız şu an ne aşamada? İnsanlar üzerinde deneylere başladınız mi? 

Daha değil, hala hayvanlar üzerinde deneylerimiz devam ediyor. 

Bu konuda da şöyle bir kaygı var, hayvanlar üzerinde başarılı olan birçok deneyin insanlar üzerinde başarılı olmadığıyla ilgili. Siz çalışmalarınızın bu konudaki geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Gerçek terapilerde gördüğümüz sonuçlara göre, insanlar üzerinde de başarılı olacağına çok inanıyoruz. Teknolojimiz daha değil ancak terapimiz insanlar üzerinde başarılı oldu. Terapinin kendisi Derin Beyin Simülasyonu (DBS) olarak biliniyor. Ve DBS, yüzlerce Parkinson hastası üzerinde çok başarılı sonuçlar verdi. Alzheimer ve Huntingtons üzerindeyse deneylerimiz daha sonuçlanmadı. 

Bundan bir kaç ay önce Google Deepmind Zero’nun, insan varlığına ihtiyaç duymadan kendi kendini eğiterek öğrenebildiği kanıtlandı. Ve Google Deepmind’ın CEO’su Demis Hassabis, teknolojilerini Parkinson, Alzheimer’e çözüm bulmak için kullanacaklarını açıkladı. Normal şartlarda bizlerin yüzlerce yıllık araştırma yapmamız gereken bu hastalıklara , Google DeepMind’ın, bir kaç hafta içinde tedavi çözümleri bulabileceği söylendi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

Buna benzer tüm teknolojiler, temelde büyük veri yığınlarını harmanlayarak veya büyük veri setlerinde madencilik yaparak, veriden bir anlam çıkarmaya çalışır. Bu kapsamda, insanoğlunun bugüne kadar hiç düşünmediği çok fütüristtik çözümler bulacağı kesin. Bu bir yapay zeka oyunu. Bu çözümü fikir ya da çözüm safhasından insana uygulanabilecek gerçek bir teknolojiye dönüştürmek ise bambaşka  bir yol haritası gerektiriyor. Hem de oldukça uzun bir yol haritası. 

Bugüne kadar çalışmalarınız için ne kadar yatırım aldınız? 

NH: Bugüne kadar harcadığımız para toplamda $113 milyon oldu ve bu harcamayı tek kuruş yatırım almadan, tamamen projedeki arkadaşlarla kendi paramızı ortaya koyarak gerçekleştirdik. Ancak bugünlerde bir yatırım turu başlattık. 

Siz şu anda Oxford Üniversitesi’nde görev yapıyorsunuz. Peki bu çalışmaları da Oxford Üniversitesinde mi yürütüyorsunuz? 

Oxford’da sadece nöral hesaplama simülasyonlarıyla insanlar üzerinde bazı tedavi edici çalışmaları yürütüyoruz. 

Biraz da bunun askeri kullanımı hakkındaki fikirlerinizi merak ediyorum. Teknolojinizle devletler yeni askerler yaratabilirler, yani onların beyinlerini kontrol ederek bir çeşit modern köleye dönüştürebilirler. Bu olasılık hakkında ne düşünüyorsunuz? 

NH: Bunun olasılığı hala bilim kurgu seviyesinde, yani filmlerdeki gibi bir insani istediğiniz şekilde kontrol etmek çok uzak bir hayal. 

Bunu önümüzdeki 10 yıl için mi soyluyorsunuz, 50 yıl için mi? 

Bu bahsettiğiniz seviyeye gelebilmek için insan evrimini yeniden yazmak gerekiyor, ben bunun bir milyon yılda bile olacağına inanmıyorum. İnsan evrimi, fiziğin çok ilginç bir elementi ve bizlerin ulaşamayacağı yerleri kontrol ediyor. Bu açıkça bilinen bir şey değil ve benim beyne açma kapama tuşu koyabileceğim kadar basit bir şey de değil. Bu açıdan insanın yaratılışına, beynin yapısına birçok insandan daha fazla değer veriyorum. Bu nedenle de, insanoğlu olarak asla müdahale edip değiştiremeyeceğimiz şeyler olduğuna inanıyorum. 

Yapılan bir çalışmada insan beyninde öldürme güdüsünü oluşturan bir bölüm bulunmuştu. Dolayısıyla sizin çalışmanız gibi çalışmalar, masum insanlarda böyle bir tetiklemeyi başlatabilir mi? Siz tabi ki bunu geliştirirken çok iyi niyetlerle, insanlığın çok önemli problemlerini çözmek için yapıyorsunuz ancak Einstein’da, enerji sorununu çözmek için nükleer enerjiyi bulduğunda bunun yerine Hiroşima ve Nagazaki’de kullanılmıştı. Bunları dikkate aldığınızda çalışmalarınızın tahmin edilemeyen sonuçlarından ürkmeli miyiz? 

Hayır, kesinlikle. Sanırım beyin bilgisayar ara yüzünün kötü amaçlarla kullanımı ile ilgili korku, insanoğlunun icat ettiği her şeyle beraber gelen ortak bir korku. Örneğin bıçağın hem iyi hem de kötü amaçlı kullanımı var. Arabaların da kötü kullanımı olabileceği gibi birçok iyi kullanımı da var. Bu yüzden bir icadın kullanımı insanoğlunun doğasına, onun insan olarak vicdani kalitesine bakıyor. Eğer insanoğlu hâlihazırda kötülüğe hizmet etmeye başladıysa, ve kötülük öne çıkmışsa, bu durumda geliştirdiğiniz birçok teknoloji de bu süreci hızlandırmak için kullanılacaktır. Fakat eğer insanoğlunun içinde iyilik seviyesi daha yüksekse veya bunun parçası varsa, bu durumda da her ne geliştirilirse geliştirilsin, bunu hep daha iyi nasıl kullanabilirim diye araştıracaktır. Bu noktada, insanlığa çığır atlatacak bu teknolojiyi geliştirmeli miyiz yoksa geliştirmemeli miyiz, bunu gün yüzüne çıkartmalı mıyız yoksa tozlu raflardan korkumuzdan dolayı çıkartmamalı mıyız paradoksu ortaya çıkıyor. Karşılaştığımız birçok problem var, ve bunların çözülmesi gerekiyor. Ve şunu çok net biliyoruz ki, yapay zeka ve beyin bilgisayar ara yüzü gibi teknolojilerle, bu çözümlerin bazılarına ulaşabileceğiz. Bu adımlarla da, daha büyük sorunlarımıza da çözüm bulacağız. Örneğin ya Dünya’ya bir meteor çarparsa? Buna nasıl bir çözüm bulacağız? İnsanlığı yok olmaktan kurtaracak bu tür büyük problemlere çözüm bulabilmek için bilişsel yeteneğimizi geliştirecek bu tür teknolojilere ihtiyacımız var. 

İlk ürününüz Parkinson için olacak dediniz. Peki bu cihazı beynimize takıp ne zaman Parkinson’dan kurtulacağız? 

Teknolojik olarak bu ekim ayına kadar tamamlanmış olacak. Cihazın medikal olarak onaylanıp kullanıma geçmesi ise biraz daha zaman alabilir. 

FDA onayı belki çok uzun sürebilir ancak Avrupa’da onay süreci çok daha kısa hatta gelişmekte olan ülkelerde daha da hızlı. Bu durumda da 6 ile 8 yıl ya da 10 yıl içinde kullanmaya başlayacağız diyebilir miyiz? 

NH: Belki 3 ile 5 yıl arasında diyebiliriz. 

3 ila 5 yıl arasında mı, bu inanılmaz. Peki gerçekten cihazınızla beynimizden internete bağlanabilecek miyiz? 

Evet aynen. Hatta cihaz şu anda, beyinden topladığı dataları direk buluta kaydediyor. Bulutta da özel bir yazılım, bu süreci düzenli olarak güncelleyerek geliştiriyor. Beyindeki cihazın güncellenmesi, bu cihazın kaydetmesi/düzenlemesi/beynin uyarılması ve cihazın daha da iyileştirilmesi hep bu döngünün içinde gerçekleşecek. 

Yani internette düşünce hızıyla sörf yapıp aynı hızda her şeyi okuyabileceğiz?  

Teorik olarak evet. 

Bizim şu anda okuma hızımız sanırım dakikada 50-60 kelime ancak bunu düşünce gücüyle yapabilsek çok daha hızlı olabiliriz. Örneğin dakikada 400 kelime okuyabilecek miyiz? 

Evet, hatta bu fotoğrafik hafızası olan insanlardan şu anda da var. Sayfaya baktıkları gibi oradaki her şeyi görebiliyorlar. 

Bu konuyu daha da açıklığa kavuşturmak adına soruyorum, gördüğümüz her şeyi beynimize ve oradan da buluta kaydedebileceğiz, doğru mu? 

Evet aynen, bunu söyleyebiliriz. 

Bu durumda da, kayıt başladığı anda bizim artık hiç bir kişisel gizliliğimiz kalmıyor diyebilir miyiz? 

Hayır bunu söyleyemeyiz, çünkü kişisel gizliliğiniz var. Fakat eğer bugün beyne erişimimiz olsa, bugün var olan basit teknolojilerle bile, beyindeki görsel korteksi incelediğimizde o insanın gördüğü son şeyin ne olduğunu bulabiliriz. 

Evet ama bu sanırım sadece 10 saniyelik bir görüntüyü kapsıyor, çok uzun süreli hafızaya erişilemiyor. Fakat sizin teknolojinizle her şey buluta kaydedilecek ve bulutta hacklenebilir bir sistem.  

Evet ve hayır. Bu nasıl şifrelendiğine, o veri silosunu kontrol edip etmediğinize ya da birilerinin o silonun nerede olup olmadığını bilip bilmemesine bağlı olarak değişir. Biz de tüm bu olasılıkları dikkate alarak çalıştık ve bunun kontrolünü kullanıcının kendisine verdik. Eğer kişi, bu işlenmemiş datasını doktoruyla paylaşmak istiyorsa bu iyi bir şey ve tamamen ona kalmış bir durum. Eğer hiç bir şekilde bu datasını, kimseyle paylaşmak istemiyor sadece analiz sonuçlarını göstermek istiyorsa bu da tamamen o hastaya ya da kişiye kalmış bir durum. 

Özcan ÇIKMAZ / cikmazozcan@gmail.com


Yorumları Göster
Yorumları Gizle