Gündem Haberleri

    Teknoloji ve insan (4): Misafirlik

    Cüneyt ÜLSEVER
    02.04.2004 - 21:59 | Son Güncelleme:

    Artık bol bol chat yapıyoruz ama çat kapı gidemiyoruz.

    *

    Bu yazı dizisinde 21'inci Yüzyıl'da teknolojinin insanın dış kabuğuna büyük hizmetler sunduğunu ancak onun içimizi boşaltmasına bizzat kendimizin rıza gösterdiğini iddia ediyorum.

    *

    21'inci Yüzyıl'da önce aşk ucuzladı.

    Sevişmeler bile şekil değiştirdi, salt mekanik hale geldi.

    Bir insanı özlemek güdüsü neredeyse tedavülden kalktı.

    Hadi sadece duygularının sözünü dinleyen insanlar dışlandı diyelim, aklı kadar duygularına önem veren insanlar da nerede ise 21'inci Yüzyıl'a kabul edilmez oldu.

    *

    Eskiden mahalle vardı.

    Mahallede komşular yaşardı.

    Komşular çat kapı misafirliğe giderlerdi.

    - Bir maniniz yoksa akşama annemler gelecekler.

    Hatta önden uyarı yapılmadan:

    - Huu komşu evde misin, diyerek komşu evin demir kapısı itilir ve eve girilirdi.

    Samsun'daki teneke evimizde anneannemler hep beraber ve paylaşmak üzere erişte makarna keser ve kuruturlar, turşu kurarlar, bayram öncesi baklava açarlardı.

    Bugün çirkin beton binaların birbirinin kara yüzüne baktığı sokaklarda o zamanlar bahçe içinde taş Rum evleri vardı.

    Bahçelerden sokaklara gül, karanfil ve manolya kokuları taşardı.

    Yaz akşamları hemen herkes yemeği bahçede yer, çok seyrek olsa da, 'mangalda et' yapardı.

    Kömür ateşinde pişen etin kokusu mahalleye dağılır dağılmaz, mahallenin veletleri arasındaki fırlamalar hemen o eve düşerdik.

    Zahir, mangalda et yapan ev gündüz etini alırken tedarikli davranır, veletleri de doyuracak kadar et alırdı.

    Bugün pirzola, külbastı adı verilen etlere o zaman 'mangal eti' denirdi.

    - Komşu bizim oğlanı gördün mü?

    - Ayol, et kokusunu takip et, oğlanı bulursun.

    *

    Samsun'da aynı mahallede rakı içenler ile hacca gidenler hep beraber yaşarlardı.

    Çizgili pijamasını giymiş, sıcaktan bunaldığı için pijamanın üstünü çıkarmış amcalar, bahçede oturdukları peykede çay bardağına konmuş rakıları yudumlarken diğer bahçedeki komşusuna, onu görmeden seslenirlerdi:

    - Hacı emmi, duydun mu Makarnos'un (Kıbrıs'ın efsanevi Rum ve papaz lideri Makarios) yediği herzeleri?

    - Duydum oğul duydum. Boynu kırılası yine kafa tutmuş!

    *

    Kimse yaşam tarzı nedeni ile diğerini yüzlemez, dışlamaz, en azından açıkça kınamazdı.

    *

    Yakın dostlar ışığını açık gördüğü bahçeye damlar, gece serinliği çökene dek sohbet fincandaki kahveye eşlik ederdi.

    - Aslolan sohbettir, kahve bahane!

    *

    Canım güzel evleri yıktık, bahçeleri yok ettik, kat karşılığı müteahhite verdik. Müteahhit diğerleri ile ancak çirkinlikte yarışan, çoğunun suratı boyanmamış soluk gri görünümlü beton binalar yaptı, bizler de içine yerleştik. Müteahhitten arsa karşılığı fazladan aldığımız daireleri de kiraya verdik.

    Sonra...

    Sonra, artık sadece hayalimizde içimize çektiğimiz gül, karanfil, manolya kokularını düşleyerek:

    ‘‘Ahh! Şu katları satsam, üzerine biraz borç para bulsam da bahçe içinde bir ev alsam!‘‘, diye hayaller kurmaya başladık.

    *

    Siz şimdi bana:

    - Nankörlük etme! Artık cep telefonu var, dünyanın en ücra köşesindeki sevdiğinin sesini duymak için sokakta yürürken bir kaç tuşa bas yeter, diyebilirsiniz.

    Hatta:

    - İstersen chat yap, ICQ kullan, diyerek beni iyice köşeye sıkıştırabilirsiniz.

    Allah razı olsun; canım anamın ABD'de okurken bana ulaşabilmek, sesimi sadece üç dakika duyabilmek için yazdırdığı telefon başında saatlerce beklediği günleri yaşamış bir kişi olarak, yad ellerdeki oğullarımdan anında haber almanın keyfini inkar edemem.

    ABD'den bir ses ulaşıyor ve soruyor:

    - Baba maç kaç kaç?

    - İnsaf be oğlum daha 20 dakika evvel konuşmadık mı?

    *

    Benim meramım başka.

    21'inci Yüzyıl'da ne ben, ne komşum birbirimizin hastalandığını bilmeyiz, Allah korusun cenazeyi ancak evden çıkarken görürüz, düğünlerden haberdar dahi olmayız.

    Bırakın bunları, birbirimizin suratını tanısak de adını bilmeyiz!

    - Sana ne! Değerler değişti, artık senin değerlerin geçerli değil de diyebilirsiniz.

    - Hayır, bin kere hayır!

    İnsanın fıtratından 'konuşa, konuşa' anlaşmak ne zaman silindi?

    Hayvanlar bile 'koklaşa koklaşa' ama illa ki yüz yüze anlaşmıyorlar mı?

    İnsanın insana ihtiyacı ne zaman bertaraf edildi?

    Hasta yatağındaki şairin:

    - İsterse su olmasın, yeter ki birisi 'yok desin' de, diyerek haykırdığı şiire:

    - Boşver, hasta yatağının başında dost yok ama dijital buzdolabında buz gibi su var, diye cevap veren şiir ne zaman yazıldı?
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı