"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Teknoloji ve beyin lapalaşması

Habitus tatilde ya, denizlere, duvarlara bakıyor bakıyor düşünüyor.

Diyor ki, “Teknoloji aslında doğru kullanabilene güzel.”

“Ben cep telefonu kullanmıyorum, internetle de işim olmaz”cılardan bahsetmiyorum. O konu başka.
Tüm bu “nimet grubu” ellerinin altındayken, onu pek efektif bir biçimde kullanıyor sanırken, yokluğundaki zamanlardan daha da geride yaşayanlardan bahsediyorum.

90 sonrası neslin derdi çok fazla imkana sahip olmak galiba.

İmkanların bolluğu, çoğunluğu yeni nesil gençlerden oluşan bir grup için saatleri geriye çeviriyor aslında.

Kayıp nesil, cahil nesil, apolitize nesil deniyor ya hani, aslında açıklaması bu bolluğun içinde gizli.

“Zor ulaşılan değerlidir”, birçok kavram için olduğu gibi teknoloji ve bilgi için de geçerli.

Biraz, aşka benziyor. Binbir güçlükle ulaştığın zaman daha kıymete binen, ihtimamla yaklaştığın aşka. Yıllarca peşinden koşturan, delice bir tutku beslediğin ve nihayet yanında durduğunda pamuklara sardığın bir insana hatta.

Bilgiye de ne kadar zor ulaşırsan o kadar kıymetli oluyor.

90’lar öncesinde gençliğini yaşayan herhangi biri için, o anda ihtiyacı olan bilgiye ulaşmak zorlaştıkça tutku seviyesi artıyordu. Şimdiyse, evinde poposunu kaldırmadan, oturduğu koltuğunda önüne istediğinden fazla bilgi gelen adam benzer hisleri yaşamıyor.

Düşünmek yerine önce Google’lıyorsun çünkü. Saniyede 7.2 Mb hızında önüne geliyor. Düşünme zaten, orada halihazırda düşünülmüşü, yazılmışı, çizilmişi var!
Fakat kızlarımız ve oğlanlarımızın fark etmediği, dolayısıyla gözden kaçırdığı bazı durumlar da var. Mesela Google’lamakla ulaştığın bilginin her zaman değeri yok pek. Neden? Çünkü, bir, ona herkes ulaşıyor. İki, ulaştığın bilginin doğruluğu meçhul. Üç, kitap karıştırmak kadar zevkli ve “brainstorm eyleyici” değil... Dört, efor sarf etmeden ulaşıyorsun, iki dakika sonra unutuyorsun...

Uzun süre ekrana bakınca da maymuna dönüyorsun zaten. Eskiden, bir ödev için kütüphanede saatler geçirdiğimizde, kitap okurken geçen bir yarım günün farkına varmadığımızda internette sörf yaparak geçirdiğimiz iki saat sonunda yaşadığımız “kafa balonlaşması”nı yaşamazdık...  Diyorum ki, “Düşünen ama bir yandan da teknolojiyle fazla haşır-neşir adam” bir sınav veriyor şimdi.

Teknoloji kullanmadan, eski yöntemlerle yaşamayı tercih edenler, yaşanan günden uzak kalırken, kafa çalıştırmadan, sadece teknolojiyle haşır neşir olan yeni nesil de beyin lapalaşması yaşıyor.

PSP, Windows Live Messenger, hazır bilgi, ödev, porno ekseninde yaşayan yeni internet gençliğinin büyük çoğunluğu gibi...

“Az ilgili nesil” de zorda!


Önündeki bilgi çokluğunun neden olduğu açlık-saldırma-heves sönmesi-vazgeçme hissiyatının teknoloji yoksunu olan benzerini hepimiz yaşadık, hâlâ da yaşıyoruz... Oğuz Atay, Tutunamayanlar’da bu haletiruhiyenin en güzel tanımlardan birini yapmıştır herhalde: “Okuldaki günleri aklına geldi: Böyle, hırsla eline aldığı kitapların beş-on sayfasını okuduktan sonra içinin bir balon gibi söndüğünü hatırladı.

Bir kitabı bırakır, ötekine saldırırdı. Bu ümitsizce çırpınış, bütün kitapların yüzüstü bırakılmasıyla sona erer, büyük bir utanç ve hayata dönüş buhranları gelirdi arkasından...”

Yani özetle büyük oranda bir kendini kandırmaca olan “Şu kitapları okursam süper bir insan olurum” duygusu. Şimdi aynısının internet versiyonu söz konusu. Üstelik doğru bilgiye ulaşmak artık çok daha zor. İşte, azıcık hayata ilgi duyan nesil de başka bir sınav veriyor şimdi. Geçmişte başka biçimlerde yaşıyordu bu balon gibi sönme halini, şimdi bunun yarattığı etkinin beş bin katıyla baş etmeye çalışıyor.

İnternetin başına geçiyor, aklında bir fikir var, “çalamouse” tıklıyor önüne gelen tüm linkleri. Türkçeyse önüne forum linklerinden oluşan bir çöplük çıkıyor, lisanı varsa ne âlâ, eli yüzü düzgün bilgiye ulaşıyor. Azıcık okuyor, karıştırıyor ama öyle çabuk sönüyor ki hevesi, Messenger’da kimler online ya da bakalım

Facebook’ta, Twitter’da bugün ne afacanlıklar var evresine geçmek için daha fazla beklemiyor...

Çok sıkıldım!


Biraz da eğlence. Değil mi yani efendim. Bu hafta çok sıkıldım’larımız biraz gecikti, affediniz. Daha çok gecikmeden başlayayım olursa yüksek müsaadeniz.

“X zararlıymış” diye bir laf duyup, nedenini bilmeden, X’e karşı olmanın en büyük neferi olmalarından çok sıkıldım o kadınların. Hemen bu maddemizi örnekleyerek pekiştirelim:
- Cep telefonu kullanmak zararlıymış. Ben hep gece yatmadan cep telefonunu kapatıyorum. Kavun, karpuz ve üzümü bir arada yemek zararlıymış. Bunları aralarında 20’şer dakika vererek yemeye gayret ediyorum, adeta bütün gecemi meyve yemek için harcıyorum ama sağlıklı bir insanım. Beraber yemiyorum yani.
- E, neden yapıyorsun bunları canım? Tam olarak ne zararları varmış?
- Tıssssssss....

Esat Kıratlıoğlu model saç, kendileri Boğaz’da yüzüp sudan tek taraflı Rapunzel olarak çıktıktan sonra tarihe karıştı sanıyordum. Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak diyorum, başka da bir şey demiyorum. İnsan şu sıcak havalarda gönül rahatlığıyla sanayi tipi bir vantilatörün önüne oturamaz ayol! Geçmiş olsun.

Saç demişken, kadınlar, size söylüyorum. Ek saç satın almayalım, takmayalım. Saçlarınızın arasından, o ek bölgeleri görünüyor ya, of, öyle bir içim bulanıyor ki öyle böyle değil. Bu arada Ankara Çankaya civarında “Postij bulunur” diye bir tabela gördüm, gözlerimi yumdum, tabela menzilimden çıkana kadar açmadım. Postij kullanmayalım.

Hizmet sektöründe, dert anlatamadığınız birtakım adamların bir noktada biz kadınlara hitap biçimlerini “hanfeNDÜEE?!!”ye bağlamalarından çok sıkıldım. En az “bağyan” kadar tiksiniyorum bu laftan.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI