GeriSeyahat Teknesi olan adam kazıklanmaya müsaittir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Teknesi olan adam kazıklanmaya müsaittir

Teknesi olan adam kazıklanmaya müsaittir

Oktay Kaynarca, Kanal D’nin yeni dizisi “İnadına Yaşamak”ta başrolü üstlendi. En yakın arkadaşına karşı intikam yemini eden bir adamı canlandıran ünlü oyuncuyla yeni aldığı teknesi “4U”da buluştuk, hem bu yeni projeyi hem de deniz tutkusunu konuştuk. Tabii aşkı da unutmadık...

* “İnadına Yaşamak”ta Emir Atasoylu rolünde görüyoruz sizi. Nasıl dahil oldunuz bu projeye?
- Asıl hikâye bizim hayal kurmamızla başladı zaten. Süreç Film ve senarist grubumuzla başından beri hep birlikteydik. Heyecan verici bir öykü oluşturmaya çalıştık.
* Emir’i sizin oynayacağınız en başından belliydi yani...
- Aslında ben Murat Ünalmış’ın oynadığı Ayaz Ali rolüne hazırlamıştım kendimi. Esas peşine düştüğümüz öykü, onunkiydi çünkü. Tabii o zaman benim dışımda hiçbir oyuncu belli değildi. Senaryo yazımı yedi-sekiz ay sürdü. Çekimlere üç ay kala, dizinin agresif kahramanı Emir karakterini okumaya başlayınca dişlerimin uzamaya başladığını fark ettim. (Gülüyor) “Arkadaşlar bu Emir’i ben oynasam nasıl olur?” diye sordum, herkes bir 10 dakika sustu. Sessizce ufuklara baktılar. (Gülüyor) “Hayatımda ilk kez böyle bir karakteri oynayacağım” dedim, “Emin misin?” dediler.
* Sonra?
- “Tamam” dediler. Onlar da çok heyecanlandı. Sonra Emir’i daha belirgin kılmak için bir-iki operasyon yapıldı senaryoda. Ama benim hâlâ kıskandığım rol, Murat’ın rolüdür.
* O zaman neden Emir’i seçtiniz ki?
- Şimdi Murat da çok iyi oynuyor o rolü. Ona yakışan bir rol oldu. Artık bu saatten sonra geçmiş olsun... (Gülüyor)
* Emir’de sizi bu kadar çeken neydi?
- Emir sıra dışı biri. Gülerken dehşet planlar yapabilen bir adam. Hayatında çok önemli bir travma var. Ondan çıkamamış ve hayatı boyunca güçlü olmak zorunda kalmış.

İNATLARINA TUTUNANLAR
* Emir, eşinin kendisini aldattığını zannediyor, intikam yemini ediyor. Hem de en yakın arkadaşına karşı...
- Seyrettiğiniz gibi eşi, Emir’i aldatmış değil aslında. Beyin olarak aldatmış sadece. Sevdiği adamdan; Ayaz Ali’den intikam alabilmek için Emir’le kalmış. Yine de bunu bir ihanet sayan Emir, hayatta en çok sevdiği iki insanı gözden çıkarıyor; birisi karısı, diğeri de “Kardeşim” dediği en yakın arkadaşı. Karısı trajik bir şekilde ölüyor, sonra arkadaşına dönüyor ve diyor ki; “Hayatında sevdiğin her şeye dair senden intikam alacağım. Çünkü benim en sevdiğim şey, senin yüzünden elimden gitti.” Ve yolculuk başlıyor...
* Sanem Çelik’in canlandırdığı Zeynep karakteri hikâyeye nerede dahil oluyor?
- Bütün bu olayın arasına geliyor. Emir’le Ayaz Ali’nin arasına giriyor. Aslında intikam yeminiyle yola çıkmış Emir’in başına yine aynı şey geliyor maalesef...
* Tarih tekerrür ediyor yani...
- Aynen öyle. En sevdiğim laftır; “Allah’ı güldürmek istersen planlarından bahset.” Aynı Ayaz Ali’ye hazırlanırken Emir olmam gibi...
* “İnadına yaşamak”, dizinin tüm karakterlerinin yaşam felsefesi mi?
- Evet... Öykülerine baktığınızda dizideki karakterlerin neredeyse inadına yaşadıklarını görüyorsunuz. Karşılaştıkları şeyler o kadar yoruyor ki onları, hayata dair tutunabildikleri tek şey inat. Sonra da o inat onları bir araya getiriyor.

YOLUN YARISI 48
* Biz şimdi Emir’i sevemeyecek miyiz?
- Seveceğiz. Bir kere klasik kötülerden değil, haklı kötü. Bütün kadınların Emir’e hak vereceğini düşünüyorum. Bu kadar aşkın peşine düşmüş, aşktan arızalanmış bir adamı bütün kadınlar anlar.
* Sizi aslında bu yönü cezbetti sanırım...
- Valla hiç böyle bakmamıştım. (Gülüyor)
* Önceki röportajlarınızı okudum da, aşk üzerine her erkekten duyamayacağımız sözler etmişsiniz...
- Belki de yaşımızla, aşka dair biriktirdiklerimizle ilgili bir şeydir o. Sonuçta fena bir yaşa gelmedik. Yolun yarısı; 48. (Gülüyor)
* Yolun yarısı 48’e çekildi mi?
- Tabii, teknoloji gelişti artık.
* Bu kadar neşeli birisiniz, güldürmeyi seviyorsunuz, peki neden aklımızda oynadığınız sert karakterler kalıyor?
- Komik adamı da oynadım halbuki. Nuri mesela. Ustura Kemal de sert gözükmesine rağmen espriliydi. Adanalı da öyle. Hiç bunlar akılda kalmıyor. Neden biliyor musunuz? Acı iz bırakır da ondan. Komik şeyleri unuturuz ama acı verenler bizimle yaşar.

SANEM GURU GİBİ DOLAŞIYOR
* “İnadına Yaşamak”ta nasıl bir set ortamı var?
- Oyuncu kadrosu çok başarılı. Keyifli bir setimiz var.
* Rol arkadaşlarınızla aranız nasıl?
- Sanem çok eski arkadaşım. Çocukluğunu bilirim diyebilirim. Bizim okulda bale bölümündeydi. Sonra oyunculuk yapmaya başladı.
* Kantin arkadaşısınız yani...
- Neredeyse. Sanem, var olan dünyanın dışında manevi bir dünya daha keşfetmiş. Üzerine de bu sinmiş. Guru gibi geziyor ortalıkta. Onunla oturup konuştuğumuzda huzur buluyor, “Dokun bana, hadi bana bir enerji ver” diyoruz. O durumda yani. Sette böyle birinin olması hakikaten hoş bir duygu.
* O yorulunca ne yapıyorsunuz?
- Yorulmaz o. Yarım saat gidiyor, bir şeyler yapıp kendini şarj ediyor hemen.
* Peki Murat Ünalmış’la nasılsınız?
- Murat da yarışma dönemlerinden tanıdığım arkadaşım. Hayatı boyunca saygılı olmuş, efendi ve kendini geliştirmeye çalışmış biri. Murat’la da ilk kez çalışıyoruz. Disiplini, ciddiyeti, bu işe kafa yorması ve kendini geliştirmeye çalışması, bir oyuncu olarak çok hoşuma gidiyor. Hem Sanem’le hem de Murat’la çalışmaktan keyif alıyorum.

TEKNESİ OLAN ADAM KAZIKLANMAYA MÜSAİTTİR
* Gelelim deniz ve tekne aşkınıza...
- Bir laf vardır; “Kıçın denize değmeye görsün.” Kıçın denize değdi mi yandın!
* Bu sevda ilk ne zaman düştü içinize?
- Bana bunu bulaştıran Fatih Aksoy’dur. Fatih’in teknesini almıştım, Bebek’te biniyorduk. Sonra geçmiş olsun... (Gülüyor)
* Kaç yıllık bir aşk bu?
- 10-15 yılı var.
* Allah bağışlasın, bu tekneniz kaç metre?
- 23,5 metre.
* Pahalı bir hobi değil mi? Yılın ne kadarı kullanabiliyorsunuz? Değiyor mu?
- Doğru diyorsun aslında. Böyle bir tekneyi almaktansa kiralamak daha avantajlı. Ama onun içindeki her şeyin size dair olması özeldir. Birilerinin de teknesi olmak zorunda canım. (Gülüyor)
* “Hadi” deyip uzun deniz yolculuklarına çıktığınız oluyor mu?
- Ona pek zaman olmuyor. Bazen tekneyi önden gönderiyorum, gittiğim yerde buluşuyoruz.
* Aynı ev gibi aslında, 2+1 bir tekne...
- Aslında ev. İçinde bütün bir sene yaşayabileceğiniz organizasyon var. Açık denizden ziyade bir marina içinde olursanız, eve ihtiyacınız olmaz. Hatta eşinizle ve çocuğunuzla da kalabilirsiniz.
* Marinada yer bulmak problem mi?
- Ülkenin deniz politikası biraz tuhaf. Denizle ilgili her şey pahalıdır. Çünkü ülkemizde teknesi olan adam, kazıklanmaya müsait adamdır. “Hobisine bu kadar önem veriyorsa kazıklanmaya müsaittir” denir. Hâlbuki öyle değil. Üç tarafımız denizle çevrili olmasına rağmen denizi bu kadar az kullanan bir ülke olmak komik geliyor bana.
* Kafanız atınca tekneye mi geliyorsunuz?
- Gelirim de, arayan beni burada bulmasın yani. (Gülüyor) Teknem, daha üstüne çıkmadan haber oldu zaten. “Bağlandı mı” diye telefonda konuşurken, gazetede fotoğraflarını gördüm, “Aa bağlanmış” dedim. (Gülüyor)
* Adı 4U teknenin, değiştirmeyi düşünüyor musunuz?
- Teknenin ismini değiştirmek uğursuzluk getirir. Ben buna şahit oldum. Adını değiştirmeyeceksin, neyse o kalacak.

GENÇ, DİNÇ, ROMANTİK, ENERJİK
* “Şükürler olsun” diye kalkarım
“Acı iz bırakır” dediniz az önce, sizde çok iz var mı?
- Herkesin hayatında olduğu kadar. Oturup konuşsak hepimizden birer acı hikâyesi çıkar.
* Özel hayatınızda tatsız bir dönem yaşadınız geçtiğimiz aylarda. Başınıza gelenleri hep tevekkülle mi karşılıyorsunuz?
- Başımıza ne geliyorsa, yukarıdakinin bir bildiği var ki geliyor. O ne isterse o oluyor. Biz iyi olsun istiyoruz ama belki de o başka türlü planlıyor. Belki de bizi daha iyisi için hazırlıyor. Biz bir dönem üzülebiliriz. Hayatımızın o sürecini sıkıntılı geçirebiliriz ama o süreçten sonra bize gösterdiği yol, “Şükürler olsun” dedirtebilir.
* Siz şükretme noktasında mısınız?
- Ben hep şükretmişimdir. En sevdiğim cümledir; “şükürler olsun”. Sabah “şükürler olsun” der kalkarım. Çalışmayı bırakmadan şükretmeyi bilirseniz, huzurlu bir hayatınız olur.
* Peki şu an “yoğurdu üfleyerek yeme” seviyesinde misiniz?
- Sütten ağzım yanmadı ki benim. Öyle bir travmayı da kabul etmiyorum. Hayatımızda öyle “Süt içtim dilim yandı, yoğurdu üfleyerek yiyeyim” durumu yok. İnsanlar birbirleriyle karşılaşır, bir yolculuk başlatırlar. O yolculuk olur, olmaz, onu yukarıdaki biliyor.
* Daha gençsiniz. Çok yolculuklarınız olur...
- “Genç” kelimesini büyük harflerle yazarsak sevinirim. Genç, dinç, romantik, enerjik...
* Romantik mi? Gerçekten mi?
- Ne kadar gerçekçiysem, o kadar da romantiğimdir. Yapmayın yani! (Gülüyor)
* Bir akşam teknenizde güzel bir masa, üzerinde iki mum, yanınızda bir kadın görür müyüz yani?
- Çekmeyin de! (Gülüyor) Çekince romantik olmuyor, “yakalandık” oluyor.

HAYATIM BOYUNCA KARABORSA OLDUM
* Kadınların size karşı ilgisi nasıl? “Olgun erkek” kavramı kadınları mıknatıs gibi çeker derler...
- Yaşımdan çok memnunum diyebilirim. (Gülüyor) 35-50 arası, erkeğin hakikaten en çok rağbet gördüğü yaş aralığı. Dünyada da bu böyle.
* Nedeni ne sizce?
- Çünkü artık hayatı bilen bir adam duruyor kadının karşısında. O yüzden ilgisini çekiyor.
* Sizin var mı karaborsaya düşme durumunuz?
- Ben hayatım boyunca karaborsa oldum. (Gülüyor) Sağ olsunlar okul yıllarımdan bu yana hep ilgi görmüşümdür. Bu işi yapmasaydım da böyle olurdu ama. Bu, enerjinizle ilgili bir şey.
* Tavlamanıza gerek kalmıyor yani...
- Tavlamak lafı bana basit geliyor. Tavlamak dediğin şey zamparaların işi. Biz zampara değiliz. İnsanların birbiriyle iletişim kurması diyebiliriz buna. İletişimi ne kadar ilerleteceğiniz, nasıl taşıyacağınız önemli.

ALLAH’TAN MELİKE’Yİ YAKIŞTIRDILAR
* Bir ara adınız Melike Öcalan’la anıldı. Ne diyorsunuz çıkan haberlere?
- Melike benim arkadaşım. Allah’tan onu yakıştırdılar. Melike bu çevre içinde tanıdığım en düzgün kızlardan biridir. Çok paşa kızdır ama dediğim gibi sadece arkadaşımdır.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle