Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tekkede doğan ilk kadın rallicimiz

Silivrikapı'da 1899'da bir tekkede dünyaya gelen Samiye Cahid Morkaya hem Tanburi Cemil Bey'in öğrencisi olan profesyonel bir müzisyen, hem de Türkiye'nin ilk kadın otomobil yarışçısıydı.

Direksiyon merakı birçok Türk kadınına örnek oldu ama onu sazından etti. 1934 yılındaki yarışlarda geçirdiği kaza yüzünden bir daha müzikle
uğraşamadı.

Dünyanın ilk otomobili, trafiğe 1883 senesinde çıktı. Bu, Delamare tarafından yapılmış benzinle çalışan patlamalı motorla donatılmış bir araçtı.

Bizde otomobili şehir trafiğine ilk sokan kişi ise, Basra eşrafından Züheyrzáde Ahmed Paşaydı. 20. yüzyılın başlarında Renault-Landaulet marka otomobiliyle çıktığı gezintilerde civar halkının şaşkınlıkla karışık haset dolu bakışlarına hedef oldu. Arabayı zaman zaman kullanan iki güzel kızı ise, İstanbul'un ilk kadın şoförleriydi...

İstanbul trafiğinde bundan sonra seyrek de olsa zaman zaman çarşaflı hanımlar görülmeye başladı. Ancak bu hanımların en iddialısı, Türkiye'de düzenlenen ilk otomobil yarışlarına da katılan Samiye Cahid Hanımdı.

1899'da, İstanbul Silivrikapı'da bir tekkede dünyaya gelen Samiye Hanım Yedikule Alman Mektebi'ni bitirdi. Bu arada müziğe de merak saldı ve Tanburi Cemil Bey'den sekiz sene kemençe dersi aldı. O zamanın konservatuvarı olan Darülelhan'da 1922'de açılan bir sınavı kazandı ve kemençe öğretmeni oldu. Aynı yıl Pangaltı Amerikan Garajından da ilk ehliyetini aldı.

İlk otomobilini, 1923'te evlendiği dönemin popüler romancılarından Burhan Cahid Bey satın aldı. Cahid Bey karısının sazını sevmiyor ama otomobile olan merakından da o kadar keyif alıyordu. Her iki yılda bir otomobilini mutlaka yenileyen Samiye Hanım, bir süre sonra Turing Klüp'ün düzenlediği otomobil yarışlarına katıldı. 1930'dan itibaren yarışların tek kadın sürücüsüydü ve sonraki yıllarda kadınların da bu yarışlara katılmasına öncülük etti.

1932'de yapılan İstinye Köprüsü ile Zincirlikuyu arasındaki 9,5 kilometrelik parkurdaki yarışı birincilikle bitirdi. Yarışçılar arasında bulunan ve ikinci seçilen Paşazade Vehbi Bey sonuca itiraz etti ve gerekçe olarak da birinci ilán edilen yarışmacının 'kadın' olmasını gösterdi. İş öahkemeye aksetti ve Sultanahmet Sulh Hukuk Mahkemesi 'Bir kadın da otomobil yarışlarına katılabilir' kararını verince Samiye Cahid Hanım'ın birinciliği resmiyet kazandı.

Ertesi yıl yapılan yarışta da birinci olan Samiye Cahid Hanım, 1934 yarışlarında aynı parkurda kaza yaptı ve ağır yaralandı. Kullandığı Ford marka otomobil devrilince sol kolu parçalandı. Tedavisini önce o devrin meşhur doktorlarından Mim Kemal, daha sonra da İsviçre'den konferans için İstanbul'a gelmiş olan Profesör Nissen üstlendi. Uzun süren tedaviden sonra sol kolu bacağından alınan kemikle yenilendi. Ancak parmakları bir daha hiç hareket etmeyecek ve kemençesini hayatı boyunca çalamayacaktı. Geçirdiği kaza onun 'araba sevdası'nı etkilememiş, son anına kadar direksiyonu bırakmamış ama sazından olmuştu.

Samiye Morkaya 1972 Haziranı'nda 73 yaşında öldüğünde, hálá Nash marka otomobilini kullanıyordu..

Cennetle cehennem arasındaki sur


Abdülbaki GÖLPINARLI

'Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir örtü var ve A'raf üstünde erler var ki herkesi yüzlerinden tanırlar ve cennet ehline 'Esenlik size' diye nidá ederler. Onlar henüz cennete girmemişlerdir amma girmeyi umarlar' (A'raf Suresi, 46. áyet)


A'raf, yüksek yerlere denir. Atın yelesine, horozun ibiğine 'örf' derler. A'raf'ın cennetle cehennem arasındaki sur olduğunu İbn-i Abbas, Mücahid ve diğerleri rivayet etmişlerdir.

A'raf sırat köprüsüdür diyenler de vardır. A'raf'taki erlerin kimler olduğunda ihtiláf bulunmaktadır. İyilikleriyle kötülükleri eşit ve denk olanlar, müşriklerin ergenlik çağına girmeden ölen evládı, fetret devrinde yani İsa dini bozulduktan sonra Hazreti Muhammed'in peygamberliğine kadar süren devirde yaşayanlar A'raf'ta kalacaklar, sonra Tanrı bunları cennetine sokacak denmiştir. Bu söz Hasen-i Bısri'ye nakledilince elini dizine vurup 'Tanrı onları cennet ve cehennem ehlini tanıtmak için oraya koymuştur. Bunları birbirlerinden ayırd ederler, andolsun o Tanrı'ya, belki onlardan olanlar şu evde bizimle beraberdir' demişti. Bu söz, áyetin meálindeki 'Herkesi yüzlerinden tanırlar' hükmüne uygundur.

Reşat Ekrem'le HOŞ SOHBETLER


Destan satıcıları

İstanbul'da seyyar gazete satıcılarının öncüsü olan ayak takımından gençlerdi. Destan satıcılarına Galata Köprüsü'nün üstünde, köprünün iki başındaki meydancıklarda Yeni Cami'nin arkasında, Mahmudpaşa Yokuşu'nda, Kapalıçarşı'da ve bitpazarında rastlanırdı.

Yayık ağızla, çatlak sesle, bazıları da makamlı nağmeler yaparak ellerindeki penbe, yeşil, sarı káğıdlara basılmış destan varakpáreleri ile dolaşırlardı. Destanların en revaç bulanları bıçkınlık, kopukluk, tulumbacılık ve külhanbeylik maceralarıydı.

Ramazan MÖNÜSÜ


Piruhi

Un ve tuz suyla karıştırılıp yoğrulduktan sonra yufka yapılır ama ne ince ne de kalın olacak şekilde açılır. Üç parmak eninde kesilir ve üstüne daha önce tencerede kavrulmuş beyaz peynirle ezilmiş soğan konup kapatılır. Bu iş tamamlanıncaya kadar, geniş bir kapta su kaynatılır. İçerisine peynir ve soğan konmuş yufka suya atılıp pişirilir, delikli süzgeçle süzülüp tencereden alınır. Çukur kaplara konup üzerine sarmısaklı yoğurt gezdirilir, en üste de kızgın yağ dökülür. İstendiği takdirde yağa taze pul biberi de iláve edilebilir.
X