Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Teke tek

Fatih ALTAYLI

Marşta bir cümle miydi sadece?

OTOBÜS şoförleri alkollü çıkmış.

Hem de bunlardan biri, alkollü olanın yerine, otobüsü kullanmak üzere sonradan çağrılan bir şoförmüş...

Boşuna yazmadık burada, ‘‘denetim, denetim’’ diye...

Bakın; bırakın yolu, otogarda denetim olunca neler çıkıyor ortaya...

Kelle koltukta giden otobüs şoförlerinin, aslında kelle oldukları nasıl yakalanıyor...

Ben bir kez daha İstanbul-Ankara demiryolu yolculuğunu 4 saatin altına indirecek projeyi ve bunun önemli bir parçası olan Ayaş Tüneli'ni sormak istiyorum...

Haklarında çıkan en küçük bir olumsuz yazıda sabahın köründe aramaya başlayan politikacılarımız, yöneticilerimiz, projenin babası olduğu için Demirel'e sorduğum, ama aynı azamanda Ulaştırma Bakanı'nı, Bayındırlık Bakanı'nı da ilgilendiren bu soruya bir yanıt verme gereği duymadılar...

Bir tek şey istiyorum... Basit bir yanıt...

‘‘Evet, bu proje devam edecek’’ veya ‘‘Hayır, bu proje rafa kalktı. Milyon dolarları çöpe attık.’’

Bu basit yanıtı bekliyorum.

Hele hele Necdet Menzir... Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir...

Polis teşkilatının eski bir mensubu olarak, trafiğin ne olduğunu iyi bilen, trafik kazalarının topluma nelere malolduğunu iyi bilen, denetlemenin nasıl bir yük olduğunu iyi bilen biri olarak, neden bu işe sahip çıkmaz?..

Neden anayurdu demirağlarla örmek, 10. Yıl Marşı'nın bir cümlesi olmaktan öte geçmez?..

Neden, neden, neden?..

NOT: Kimi okurlar, Ayaş Tüneli'nin akıbetini Demirel'e sormamı yadırgamışlar... Nedenini anlamadım... Projenin babası oydu. Neden takip etmiyor?.. İnsan evladını babasına sorar. Değil mi?

Hülya Avşar'ı delirttiler...

HÜLYA Avşar aradı dün.

Sinirden sesi titreyerek, ‘‘Yazarsanız, siz yazarsınız diye aradım’’ dedi.

Ve anlattı...

Hülya Avşar, dün İstanbul'a gelmek üzere Ankara Esenboğa Havalimanı'na gider.

Ancak biniş kartını vermezler. Gerekçesi ise hamile olmasıdır.

Görevli, ‘‘Hamile raporu getirmeniz gerekir’’ der Avşar'a...

Avşar böyle bir raporun gerektiğini ilk kez duymuştur. (Ben de ilk kez duydum.) Ve daha ilginci, Ankara'ya gelirken, kimse kendisinden böyle bir rapor istememiştir.

Şaşırır. Ama kurallara saygılıdır. Ne yapması gerektiğini sorar.

Havalimanı doktorunun bu raporu verebileceği söylenir.

Başlar havalimanı doktorunu aramaya.

Havaalanın epey dışında bir yerde olduğu söylenir.

Ancak taksiler kendisini oraya akadar götürmek istemezler. Çünkü, 500 metre için kuyruktan ayrılıp, sıralarını kaybetme niyetinde değildirler.

Avşar, hamile haliyle içinde inşaatın sürdüğü binaya kadar yürür.

Orada doktor olduğu anlaşılmayan biri, muayene bile etmeden eline sarı bir kâğıt tutuşturur.

Avşar, bu kâğıtla gelince uçağa biniş kartı verilir. Ve Hülya Avşar, tam bu noktada çıldırır.

Boşu boşuna yürümüş, boşu boşuna geç kalmıştır. Çünkü, ne muayene edilmiş, ne doktor tarafından uyarılmıştır.

İş olsun diye çile çektirilen onbinlerce vatandaşın hissetiklerini hisseder.

‘‘Tehlikeliyse almasınlar uçağa. Yasaksa binmeyelim. Ama beni ve daha kimbilir kimleri işgüzarlık olsun diye süründürmesinler’’ diyordu telefonda...

Telefonu kapayınca hemen bir THY bileti aldım elime.

İçinde ‘‘Hamile kadınlar uçağa binerken rapor getirmelidir’’ diye bir şey yazmıyordu.

Hak verdim Avşar'a...

Ama burası Türkiye idi.

Haklı olmak neyi değiştirirdi ki?

NE ZAMAN ADAM OLURUZ

Kamu görevinin vatandaşa ıstırap çektirmek anlamına gelmediği anlaşıldığı zaman...

X