Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Teke Tek

Fatih ALTAYLI

Hukuken meşru ahlaken gayrimeşru

Taşkent'te Cumhurbaşkanı Demirel ile uzun bir sohbet yaptık.

Demirel, küskünler hareketi ile ilgili olarak, ‘‘Yaptıkları meşru bir harekettir. Yasaların verdiği haklar doğrultusunda hareket ediyorlar. Bu çerçevede kaldıkları müddetçe bunlara bir şey demek mümkün değildir’’ dedi.

Cumhurbaşkanı'nın tavrından edindiğim intiba, bu harekete destek vermediği şeklindeydi.

Çünkü bu kişilerin seçimleri erteletme girişimindeki gerekçelerle, Cumhurbaşkanı'nın aylar önceki seçimlerin yapılmaması iması aynı gerekçelere dayanmıyor.

Demirel, seçim yasası değişmeden seçimlerin yapılmamasından yanaydı.

Oysa bugünkü isyancıların böyle bir niyeti yok.

O yüzden Demirel Meclis'i toplayanlarla hemfikir değil. Ama ısrarla ‘‘Yaptıkları meşrudur’’ diyerek, benim anladığım kadarıyla hiç değilse, ‘‘Meclis'in saygınlığını’’ korumak istiyor.

Taşkent'te yaptığımz sohbette Demirel'in sürekli olarak ‘‘Yapılan meşrudur’’ demesi üzerine Cumhurbaşkanı'na, ‘‘Peki Sayın Demirel, hukuken meşru olan her şey, ahlaken de meşru mudur?’’ diye sordum.

Öyle ya, yasada yapılan değişikliklerle zina suç olmaktan çıkmıştı. Yani zina hukuken meşru hale gelmişti. Peki hukuken meşru hale gelen zinanın ahlaken meşru olması mümkün müydü?

Sorum üzerine Demirel dönüp uzun uzun yüzüme baktı.

‘‘Değildir kardaşım’’ dedi.

‘‘Peki bu ikisini birbirine uyarlamak için ne yapmak lazım?’’ diye sordum.

Cumhurbaşkanı'nın yanıtı netti:

‘‘Bunun yanıtı halktadır. Toplum burada jandarma olacak. Siz jandarma olacaksınız. Basın uyaracak. Toplum tepkisini gösterecek. Bu işler öyle düzelir.’’

Söylediği doğruydu Demirel'in.

Belki de bir milyon kişi Meclis'in girişine toplanıp sözde terör bahanesiyle Meclis'i toplayıp, terörün ‘‘T’’sinden bahsetmeden kendi dertlerine düşen kimi şerefsizlere ne istediğimizi, ne beklediğimizi göstermeliyiz.

Demirel, Erbakan için ‘‘Hakkını arıyor. Keşke Türkiye'de herkes hakkını arayabilse’’ diyor.

Biz de hakkımızı aramalıyız..

Yine balans ayarı

Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu’nun Sedat Ergin’in uzun süredir talep ettiği randevuyu dün vermesi ve ‘Seçimler yapılmalı, 312 değişmemeli’ mesajını iletmesi anlamlı.

Anlamlı, çünkü küskünler dün Meclis’teki 2. raundu da almışlardı. Türkiye yeni bir bunalıma doğru sürükleniyordu. Askerlerin bu çıkışı aslında bir anlamda halkın duyduğu rahatsızlığın ordu kanalıyla iletilmesi anlamına geliyor.

Aslında antidemokratik gibi görülen bu yarı muhtıra, halkın görüşünü yansıtması açısından demokratik.

Aslında halkı temsil etmesi gereken Meclis halkın isteği dışında, kendi avantası yolunda hareket etmeye başlayınca, o Meclis’e demokratik bir oluşum demek mümkün olmayacağı gibi, halkın talebini Meclis’teki bir grup şerefsizin anlayacağı tonda ileten askerlerin bu mesajına antidemokratik demek de kabil değil.

Gariptir, demokrasi için gerekli ortamı, askerler sağlıyor. Demokrasi ile var olan bir grup ise demokrasiyi ortadan kaldırmak için elinden geleni yapıyor..

Halkımız rot balans konusunda duyarlı olmadığı için ayar işi askerlere kalıyor.

Keşke bu işleri Genelkurmay’a bırakmayacak sivil oluşumlar olsa da, anlamsız demokrasi tartışmalarına gerek kalmasa.

Türkiye ABD gibi

PAZARTESİ ve salı günleri Orta Asya'nın kalbi Özbekistan'daydım. Koç Holding, Semerkant'ta bir otomobil fabrikası açıyordu, ben de açılışa davetliydim.

Fabrika Koç Holding'in yurtdışında yaptığı ilk sanayi yatırımı. Ve yurtdışında yaptıkları en büyük yatırım.

Daha büyüğünü Arçelik'le yine Özbekistan'a yapacaklar. Biz oradayken onun da ön anlaşması yapıldı.

Özbekistan, Orta Asya ülkeleri arasında farklı bir yere sahip.

Yılda 36 tonluk bir altın üretimine sahip.

Bunun yanı sıra 4.5 milyon ton pamuk üretiyor.

Dünya pamuk üretiminde söz sahibi bir ülke.

Koç Grubu Özbekistan'ın önemini görmüş ve bölgedeki ilk yatırımını buraya yapmış.

Buradan komşu ülkeler Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Rusya ve İran'a yönelik üretim yapacaklarını hesaplıyorlar.

Bunun için çok düzgün bir pazarlama ağını Ford ve RAM'la kurmuşlar.

Şimdilik çok hareketli değil, ama ileriye yönelik umutları var.

Koç'un Özbekistan'da motorlu araç üretmesi önemli.

Dünya otomobil devleri arasından sıyrılmayı becermişler.

Otoyol'la işi kapmışlar. Üstelik de FİAT'la beraber değil. Doğrudan kendi bilgi ve birikimleriyle.

Bölgeye gerekli olan düşük kapasiteli, esnek üretimli bir fabrika işletmeciliği ile Özbekistan'dalar.

Bunu Mercedes başta olmak üzere hiçbir rakip sağlayamadığı için Koç şimdi orada.

Ve Koç'un bu girişimi, bölgede daha önce vur kaç taktiği ile Türkiye imajını zedeleyen bir takım üçkáğıtçıların yarattığı olumsuzluğu da ortadan kaldıracağa benziyor.

Rahmi Koç Özbekistan'ı 1950'li yılların Türkiye'sine benzetiyor.

Bence değil. Çünkü o yıllarda Türkiye'de altyapı ve eğitim eksiklikleri vardı. Özbekistan'da ise altyapı tamam, eğitim ise bizim 10 yıl sonra ulaşmayı düşündüğümüz seviyede. Yani oturup kalkıp komünizme teşekkür etsinler.

Şunu da söylemeden geçemeyeceğim.

Türkiye buralardan bakınca çok büyük görünüyor.

Bunu biz değil, Özbekler söylüyor. Hele hele Apo operasyonu Türk Devleti imajını zirveye çıkarmış.

‘‘Bunu yapacak iki ülke var biri Amerika, biri Türkiye’’ diyorlar.

Bu da gururumuzu okşuyor.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Şerefsiz kelimesini kibarlık olsun diye küsküne çevirmediğimiz zaman.



X