Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Teke Tek

Fatih ALTAYLI

Herkesin tarzı başka

Hırs iyidir de, akıldan önde gitmiyorsa... Ne yazık ki, Türk televizyonculuğunda hırs aklın çok ama çok önünde koşuyor.

Salı günü öğle saatlerinde yazdığım ve sizin çarşamba günü okuduğunuz yazıda Turnike'nin sunucusu Güner Ümit'in reyting uğruna yapabileceklerinden korktuğumu yazmıştım.

Akşam evde televizyonu açınca yazdığımda ne kadar haklı olduğumu gördüm...

Burada buna bir kez daha değinmek niyetinde değilim. Halkın göstermiş olduğu tepki, Güner Ümit'e almakta zorlandığı derslerden birini daha vermiştir nasıl olsa.

Turnike de, Çarkıfelek de son derece başarılı, iyi hazırlanan yarışmalardı. Bazen biri, bazen diğeri daha fazla izleniyordu.

Fakat birdenbire saçma bir yarışa girdiler.

Ve düzeylerini düşürmeye başladılar.

Turnike iyiden iyiye sapıtırken, Çarkıfelek de ona uydu.

Salı akşamı Çarkıfelek'e katılan, homoseksüel olduğu her halinden belli olan ve bunun anlaşılması için abartılı hareketlerde bulunan kişi, Çarkıfelek'in imajını oldukça zedeledi.

Anne babalar çocuklarına Güner Ümit'in aslında erkek olduğunu ama kadın kılığına girdiğini anlatmakta ne kadar zorlandılarsa, garip tavırlı erkeğin ne olduğunu anlatmakta da pek kolaylık çekmediler.

Çarkıfelek bir yılı aşkın zamandır sürdürdüğü başarılı çizgisini getiren düzeyi Turnike'nin rekabeti nedeniyle düşürmemeliydi.

Güner Ümit de Çarkıfelek'e geçildim diye çocuklarının ve dostlarının yüzüne bakamayacak tavırlara girmemeliydi.

Çünkü aslında her iki sunucu da son derece başarılıydı.

Mehmet Ali Erbil, zıpırlığın ve fırlamalığın yakıştığı bir sempatiklik içinde, Güner Ümit ise TRT'den hatırladığımız efendi ama nükteden tavrıyla gitmeliydi.

Öyle olsaydı bu iki program kanallarında yıllarca başarılı olurdu.

Şimdi ise korkum bu güzel yarışmaların, bu saçma rekabet nedeniyle yok alması...

ISO da kim?

İSTANBUL Emniyet Müdürü Hasan Özdemir, İstanbul polisine kalite belgesi alacaklarından söz ediyor.

Bu sözlerde yer yer haklılık olmakla beraber, son gördüğümüz örnekler alınacak belgenin kalite değil, kalitesizlik belgesi olacağını gösteriyor.

İlk örneği televizyonda izliyoruz.

Gazeteciler Özdemir Sabancı'nın DGM'ye getirilen katilini görüntülemek için duvarın üstüne çıkmışlar. Polisler görev yapmaya çalışan bu çocukları 3 metrelik duvardan aşağıya atmaya çalışıyorlar.

Diyelim ki, kural... Peki o zaman aynı posiler ev, diskotek, bar basarken niye yanlarında aynı kameramanları taşıyorlar...

Üstelik de bunlardan birinde bir suçlu görüntülenmeye çalışılıyor, diğerinde suçsuz insanların özel hayatı gözler önüne seriliyor.

Bir diğer örnek ise bir gazeteci kadın arkadaşımızdan... Arkadaşımızın kapısı gece yarısı çalınıyor. Kapıyı açınca karşısında çelik yelekli polisleri gören gazeteci kadın şaşırıyor.

Polisler hakkında ihbar olduğunu söyleyerek eve dalıyorlar. Arama tarama. Hiçbir şey yok.

Gerekçe daha sonra açıklanıyor. İhbar varmış. Evde terör örgütlerine ait dokümanlar ve posterler saklanıyormuş.

Tek dayanak ihbar. Ne bir mahkeme kararı, ne başka bir şey... İhbarcının kim olduğu da belli değil. Komşunuza mı kızdınız. İhbar edin. Akşam evi basılsın.

Daha örnek çok ama bu ikisi Hasan Özdemir'e yeter...

Gazetecileri duvardan iterken de, gece vakti kadınların evlerini basarken de yanlarına ISO 9001 kalite belgelerini alırlar.

Tabii ISO'yu İsmail'in lakabı zannetmezlerse...

Jetpa ve Sergen

KUMARBAZLIĞI ve aceleciliği ile meşhur Sergen, İslami sermayenin önde gelenlerinden JETPA ile anlaştı. Sergen artık Jetpa'nın maskotu. Jetpacılar sağda solda ‘‘Sergen bizim malımız isteyene veririz’’ diyorlar.

Doğru verirler. Ama futbolcu olarak değil.

Çünkü Sergen'le anlaşan Jetpa, İstanbulspor'la anlaşmış değil.

Yani Jetpa isterse Sergen'i evlere temizliğe gönderir. İsterse Fenerbahçe'nin sahasını biçmeye gönderir. Ama herhangi bir kulübe futbol oynamaya gönderemez.

Bunu bilmeyenler Jetpa'nın Sergen aracılığı ile yaptığı bu reklama alet oluyorlar ona kızıyorum.

Sadece bize mi kazık?

TÜRK Hava Yolları daha önce aksini açıklamış olmasına rağmen, Qualiflyer programına geçerken, on binlerce millik puan toplamış müşterilerinin millerini çöpe attı.

Merak ettiğim şu:

Acaba Qualiflyer'a katılan diğer hava yolları da kendi müşterilerinin millerini aynen THY gibi çöpe attılar mı?

Yoksa bu sadece ‘‘Enayi Türk Milleti’’ne atılan bir kazık mı?

NE ZAMAN

ADAM OLURUZ?

Hakkımızı aramanın ayıp olmadığını öğrendiğimiz zaman...



X